Etiket Arşivi sansür

28 – 29 Ocak Twitter Boykotu

 

SOPA’nın ve #internettutulmasi’nin başarısına daha sevinemeden internet sansürüyle ilgili art arda kötü haberler geldi. Megaupload’un kapatılması ve site sahiplerinin tutuklanmasının ardından bir çok dosya paylaşım sitesi yayınını durdurmuş veya kısıtlamıştı. 2 gün önce ise Arap Baharı’nın sesini dünyaya taşıyan araçlardan biri olan Twitter, artık ülkelere göre sansür uygulayabileceğini açıkladı. Lokasyona göre sansür uygulaması sadece ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir uygulama olmaktan öte aynı zamanda dünya çapında ağın(World wide web) mantığına da aykırı bir durum teşkil ediyor.
Özellikle Türkiye’de neyin sansür olabileceği belirsizliğini koruyorken Twitter tarafından gelen isteklere göre Türkiye’de hangi içeriklerin gösterilemeyeceği merak konusu. Aklınıza Twitter’da takip ettiğiniz kişileri ve yazdıklarını getirirseniz bu işin ne kadar uzayabileceğini anlayabilirsiniz.
Tüm dünyadan Twitter kullanıcıları Twitter’ın bu uygulamasını 28 Ocak ve 29 Ocak günü twitter’ı boykot edip tweet atmayarak protesto edicek. Sanırım bu işin en kötü yanı, bu konuda tweet atamamak.

#twitterblackout #twittercensored #j28 #j29

Yetkin SAL

Yasaklara Karşı Ne Yapsak?

Yasaklara Karşı Ne Yapsak? Sansüre Karşı Çıkan Alternatif Bilişim Derneği'ne verilen Plaket

Yasaklara Karşı Ne Yapsak? temalı Gençlik Filmleri Festivali'nde Sansüre Karşı Çıkan Alternatif Bilişim Derneği'ne verilen Plaket

Dün gece İTÜ Maçka Kampüsü’nde Öğrenci Kolektiflerinin düzenlediği Gençlik Filmleri Festivali açılış etkinliği gerçekleşti. Etkinliğin teması: “Yasaklara Karşı Ne Yapsak?”

Etkinlikte yasaklara karşı mücadele etmiş kişi ve kuruluşlara plaketler verildi. Alternatif Bilişim Derneği’ne de İnternet sansürüne karşı verdiği mücadele nedeniyle bir plaket verildi. Hemen sağda görülen plaket.

Kısa bir konuşma yapabileceğimi söylediler ama zaten hem aralarda gösterilen filmler hem de pandomim gösterilerinde yeterince söz söylenmişti.

Gecede bizim dışımızda Penguen Dergisi, Erdoğan’ın ucube dediği ‘İnsanlık Anıtı’nı yapan heykeltraş Mehmet Aksoy, Rutkay Aziz gibi çok sayıda isme de ödüller verildi.

Plaketleri elleriyle hazırlamışlar.

Son olarak, sponsorsuz, desteksiz etkinlik gerçekten çok başarılı organize edilmişti.

Teşekkür ediyoruz…

 

İnternet sansürü için gerekçe hazır

Geçtiğimiz haftalarda İngiltere, İsrail, ABD, Japonya ve Çin hükümetleri yabancı askeri güçler ve hackerlar tarafından siber saldırılara maruz kaldıklarını öne sürdüler. Saldırılar, İsrail ve ABD tarafından geliştirilmiş bir siber silah olan Stuxnet’e benzeyen Duqu adındaki kötü niyetli yazılımlar formunda oldu. Bu saldırıların nitelikleri ve kaynakları, hatta gerçekten olup olmadıklarının bağımsız olarak doğrulanması mümkün değil. Öne sürülen bu saldırılar internet özgürlüklerini bastırma amacını güden yeni yasa önerileri için kullanılacak. Bu saldırılar aynı zamanda 21. yüzyılın savaş alanında, Siberdünya’da, yeni rakipler ateşleyecek.

ABD’de, Ulusal Karşıistihbarat Müdürlüğü (National Counterintelligence Executive) kongreye sunduğu bir raporda siber casusluğun Amerikan ekonomisine büyük bir tehdit oluşturduğunu ilan etti. Rapordaki, “Rakiplerden ve Ortaklardan Yaygın Tehdit” başlıklı kısımdan alıntılar:

“Çinli özneler ekonomik casuslukta dünyanın en aktif ve ısrarcı failleri” ve “Rusya’nın istihbarat servisleri ABD hedeflerinden ekonomik bilgi ve teknoloji toplamak amacıyla bir dizi aktivite yapıyorlar”.

ABD’nin askeri teknolojik üstünlüğünü koruma ile görevlendirilen kurum DARPA (ABD Savunma Bakanlığı’nın Araştırma Projeleri Ajansı) , 2012 mali yılında bütçesinde yüzde 73 artış istedi: 120 milyon dolardan 208 milyon dolara. Buna paralel olarak Çin, rapora çok sinirlendi ve suçlanmaları “sorumsuzluk” olarak nitelendirdi.

Halihazırda dünyadaki hükümetler siber ataklardan duydukları korkuyu kendi insanlarının İnternet özgürlüklerini kısıtlamak için bahane olarak kullanıyor.
Geçen ay Çin, Çinli blogcular hükümeti gittikçe daha fazla cesaretle eleştirdikleri için sosyal medya web sitelerini ve mikroblog sitelerini kapattı. Pekin’in Wenzou’daki hızlı tren kazasından sonraki zayıf müdahalesi internette yoğun şekilde yer almış ve bu şekilde Çin’in anaakım medyasında yerini bulmuştu. Devlet İnternet Bilgi Ofisi bu şekilde eleştirilerin tolere edilmeyeceğini belirtirken Xinhua haber ajansı baş ağrıtan üç blogcunun yerel otoriteler tarafından cezalandırıldığını yazdı.

Duyurudan birkaç gün sonra ABD Anavatan Güvenliği Birimi (DHS) sosyal medyayı kendi insanlarının takibi ve gözetlenmesi amacıyla kullanmayı düşündüğünü ifade etti. DHS sekreteri Caryn Wagner geçen Aralık’ta Tunus’da görülen sosyal ayaklanmalardan korktuğunu ve Twitter gibi sosyal medya servislerini kendi alkını gözetleme amacıyla kullanmak istediğini söyledi. Liebermann ve Collins adlı senatörler geçen Ocak ayında dile getirdikleri aciliyet durumunda Başkan’a interneti kapatabileceği bir anahtar verilmesi isteklerini yinelediler. Bu çağrı Senatör McCain tarafından da geçen Temmuz’da yapılmıştı.

Geçen hafta İngiliz Başbakanı David Cameron sibergüvenlik ile konuşma özgürlüğü arasındaki dengenin kurulması gerektiğini belirtti. Londra’daki siber güvenlik konferansında konuşan Cameron, uluslararası bir sibergüvenlik çerçevesi için çağrı yaptı. İnternet güvenliği uzmanı Eugene Kaspersky, aynı konferansta yaptığı konuşmada, internete girmek için kullanılacak internet pasaportu fikrini ve istenmeyen hareketleri yakalayacak internet polisi fikirlerini savundu. Kaspersky, bu çerçeveye uymayan ülkelerin de internetten çıkartılmaları gerektiğini ileri sürdü.

Kaspersky internete erişim için pasaport veya ehliyet sahibi olma fikrini ortaya atan ilk kişi değil. Geçmişte bu fikir, Microsoft’un Teknoloji Yöneticisi Craig Mundie tarafında ortaya atılmıştı ve Beyaz Saray özel sektörün Internet ID (İnternet Kimliği) geliştirmesi için bir öneri taslak hazırlamıştı.

Uzmanlar bu planın bildiğimiz internetin sonu olacağı konusunda hemfikir. Yasal politik protesto ve hükümet eleştirisi imkansız olacak. Kaspersky’nin önerisine karşı güvenlik teknolojileri uzmanı Bruce Schneier internetteki anonimliği bitirme çabalarına istinaden şöyle yazdı:

Evrensel kimlik belirleme imkansız bir şey. Yetki vermek bile – kimin hangi İnternet paketlerinden sorumlu olduğunu bilmek – imkansız. Böyle bir sistemi inşa etmek sonuçsuz kalır ve sadece suçlulara ve hackerlara yeni saklanma yolları yaratır”. Schneier, “İnternet üzerindeki anonimliği kaldırmak kenarından dolaşabilecek kadar meraklısı olanları etkilemeyecektir; milyarlarca dolara mal olacak ancak güvenlik üzerinde kaydadeğer bir etkisi olmayacaktır” diye ekledi.

James Corbett

*Bağımsız gazeteci James Corbett tarafından 10 Kasım’da yayımlanan raporunu sol.org.tr’den aldık

Düzenleme Saplantısı ve Ayrıcalık Özlemi

Başbakan yardımcısı Bülent Arınç müjdeyi verdi: Internet Medyası için yasal düzenleme yapacağız.

Bu düzenleme ile artık İnternet gazetecileri de sarı basın kartı alabilecek ve haber portalları ilan gelirlerinden pay alabilecek. Ana akım medya ve çeşitli İnternet haber portalları coşkuyla karşıladı bu haberi. Tabi bu tasarıyı yıllardır bekleyen bazı dernekler de..

Bu habere sevinenler, cellatlarının açtığı kollara koştuklarının farkında değiller. Ya da havuç daha tatlı görünüyor.

Yakından bakalım. Taslak İnternet Medyası tanımı yapıyor. Bu tanım oldukça muğlak. İnternetin son derece geçişken, esnek, gayrimerkezi doğası böyle bir tanım ile sınırlar çizmeye izin vermiyor. Ardından bu tanıma uygun siteleri mevcut Basın Kanunu’na bağlıyor. Yine bu sitelerin uyması gereken zorunlulukları bildiriyor: sorumlu müdür bulundurma, künye, yer / hizmet sağlayıcı bilgilerinin bildirimi vb…

Sayın Arınç, sansür konusundaki hassasiyetini(!) ise basın kanununda yer alan yayın durdurma / kapatma gibi cezaların yerini, sarı basın kartı iptali ve maddi yaptırımlar gibi cezaların alacağını ifade ederek gösteriyor. Fakat hükümetin elinde 5651 gibi, 4 yılda 15 binden fazla siteye erişimi engelleyerek, sansür konusunda rüştünü ispatlamış bir yasa mevcut. Bu sitelerin yaptıkları haberlerden dolayı 5651’in gazabına uğramayacağının herhangi bir garantisi yok.

Peki nedir bu basın yasasının kerameti? Nelere yol açtığına bakmak yeterli. Uzatmadan ifade edelim: Sansür. İktidara mesafeli duran, muhalif olan, hükümeti eleştiren, arada bizzat başbakan tarafından yapılan ince ayarlamalara ve oto-sansür telkinlerine uymayan yayınların tepesindeki kılıçtır. Yayın durdurma ve kapatmalar, yayın yapamayacak duruma getiren ağır para cezaları bu yasanın emridir.

İktidarın sarı basın kartı ve ilan gelirleri karşılığında ‘İnternet Medyası’nı böyle bir kanuna tabi kılması anlaşılırdır. Çünkü sansür / denetim saplantıları vardır. Üstelik artık İnternet ‘düzenlenmesi/denetlenmesi’ gereken bir alan olduğunu çoktan ispatlamıştır. Çünkü son dönemde Dünya’daki tüm halk hareketlerinin en önemli iletişim/örgütlenme aracıdır. Diktatörlerin devrilmesine bile yardımcı olmuşluğu vardır.

Fakat bu tasarıyı ısrarla isteyen İnternet Medyacılarına ne demeli? Bence onlar plazalara taşınmak istiyorlar. Ayrıcalık talep ediyorlar. Daha çok reklam geliri, sarı basın kartı ile sağlanan ayrıcalıklar sayesinde daha sürdürülebilir bir iş modeli kurma peşindeler. İnternetin eşitleyici, ayrıcalıkları yok edici, gelenekseli peşinden sürekleyici, egemen ana akım medyanın görmediklerini gösteren, herkesi muhabir, yazar, editör yapabilen doğasından sıyrılmak istiyorlar.

Fakat buna kavuşmak, İnternet’in doğasını bozmadan mümkün değildir. Varılacak yer, her yazılıp çizilenin ticari bir meta olarak değerlendirilmesi, herşeyin devlet denetimine tabi olması ve akreditasyon için oto-sansürdür. Tıpkı geleneksel mecrada olduğu gibi.

Daha iyi gazetecilik yapmak isteyen, daha çok özgürlük ister. Dünyanın en baskıcı / sansürcü yasalarından birine tabi olmayı değil.

Sayın Tayfun Acarer, pardon?*

Özgür Uçkan

Beni son zamanlarda en çok eğlendiren haber, BTK Başkanı Sayın Tayfun Acarer’in, 22 Şubat 2011 tarihinde yayınlandığından beri ulusal ve uluslararası tepkilerin odağında olan, devlet eliyle zorunlu merkezi filtre kararını eleştirenlerin “pardon” demesini istemesi oldu! Açıklama şöyle: ”Herkesi içermeyen, tamamen tercihe bağlı bir şey sansür olarak, sansür kelimesiyle ilişkilendiriliyorsa, Türkçe anlamlar konusunda oturup düşünülmesi lazım. Bu kadar eleştiri yapanlar 22 Kasım’da ne diyecekler merak ediyorum. Uygulama başladığı zaman ne diyecekler çok merak ediyorum ama ‘pardon’ demek de bir meziyettir.” (http://www.ntvmsnbc.com/id/25244357/

BTK’nın ilk kararı, yani herkesi dört farklı profilden birine girmeye zorlayan merkezi filtre uygulaması madem sansür değildi, BTK niçin bu kararı revize eden ve profil sayısını ikiye indirerek tercihe bağlayan bir taslak daha yayınladı?  Sonra niçin bu taslak kararı 10 gün süreyle kamuoyunun görüşüne açtı? Bir çok kişi ve kuruluş görüş gönderdi, bunların bir kısmı medyada da yayınlandı. BTK niçin bu görüşlerin değerlendirmeye alınıp alınmadığını, nihai kararın resmi olarak neye benzediğini açıklamaya dahi tenezzül etmeden test sürecinin başladığını açıkladı?
Hukukçulara göre, resmi olarak ilkini ortadan kaldıran herhangi bir karar yayınlanmadığına göre, 22 Şubat tarihli resmi kararın yürürlüğe girmiş olması gerekiyor. BTK Başkanı Tayfun Acarer’e bakarsanız, taslak kararda sözü edilen test süreci başlamış bulunuyor!
Sayın Acarer, herhangi bir sözlükte “sansür” kelimesine bakarsa, yayınların önceden denetlenmesi ve yayımının izne tabi olması anlamına gelen bu kelimenin 22 Şubat kararına tam olarak uyduğunu görecektir. Yeni revizyon kararlarında içerikleri devlet eliyle denetlemeyi sürdürme ısrarından dolayı da örtülü ve kısmi sansürden söz edilebileceğini savunan çok kişi vardır.
Madem bir önceki kararları sansür değildi ve öyle olmadığını aylarca savundular, o halde niçin kararlarını değiştirdiler ve herkesi merkezi bir şekilde bir profile sokmak ısrarından vaz geçtiler? Sayın Acarer, sorumlu bir yönetici olarak önce bu soruya cevap vermelidir. Bu geri adımın arkasında ciddi kamuoyu baskısının, sokak protestolarının, demokratik zorun ve uluslararası toplumun tepkisinin bulunup bulunmadığını açıklamalıdır. Daha sonra, yetkisiz bir kurum tarafından alınan hukuki geçerliliği kuşkulu bu yeni anti-demokratik karara dair eleştirileri yanıtlamaya başlamalıdır. Hukuk devletlerinde böyle yapılır.
Ben Sayın Acarer’e “pardon” demek isterim, ama sonunda bir soru işaretiyle: Pardon?
Yazı *http://sansuresansur.blogspot.com/2011/09/sayn-tayfun-acarer-pardon.html# adresinde yayınlanmıştır

XVI. Türkiye’de İnternet Konferansı Katılım Çağrısı

Türkiye’de İnternet Konferanslarının 16.’sı İzmir’de düzenleniyor. Konferansta bu yıl “Mobil Yaşam”, “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, Mahremiyet, “İnternet ve Demokrasi” ve “İnternet yasakları” konuları öne çıkacak.

Türkiye’de Internet ile ilgili grupları biraraya getirerek İnternet’i tüm boyutlarıyla tanıtmak, gelistirmek, tartışmak, İnternet teknolojileri aracılığı ile toplumsal verimliliği artırmak ve toplumun dikkatini olabildiğince bu yöne çekmek amaçlarıyla, 1995’den beri her yıl yapılan Türkiye’de İnternet Konferanslarının 16.sı 30 Kasım-2 Aralık 2011 tarihlerinde İzmir Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenecek.

Konferansta bu yıl “Mobil Yaşam”, “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, Mahremiyet, “İnternet ve Demokrasi” ve “İnternet yasakları” konuları öne çıkacak. Ayrıca Türkiye İnternetinin temel ve güncel konularını kapsayan panel ve oturumlar yapılacak.

İnet-tr Yürütme Kurulu konferansa etkin katılım için çağrı yayınladı. Konferansa bildiri sunma, eğitim semineri verme ve tartışma grubu/açık oturum düzenleme şeklinde aktif katılımda bulunulabiliniyor. Konferans kayıt olan dinleyicilere açık olacak.

Çağrıda duyurulan Konferansın Ana Konuları şöyle
*Internet, Demokrasi, Katılım ve Saydamlık
*Mobil Yaşam, Mobil Ağlar, Teknolojiler ve Uygulamalar
*Sosyal Ağlar ve İnternet’in Sosyal Boyutları
*Sosyal Ağlar ve İş Dünyası
*Sosyal Ağlar ve Eğitim
*Yeni Medya
*İnternet Yasakları, Sansür ve zararlı içerik
*Fikri haklar, Sayısal Ürünlerin Paylaşımı
*Gizlilik, Bireysel Haklar ve Kişisel Veriler
*İnternet Yönetişimi ve STK’lar
*Bilgi Ekonomisi ve Bilgi Toplumu
*Türkiye’nin Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı
*E-devlet, Kamu Ağları ve Etkin Devlet: Türkiye Deneyimleri
*Acık Veri; Açık Devlet
*Wiki, RSS, Mushup ve Birlikte Çalışma Ortamları
*İnternet’in yasal boyutları*İnternet ve Medikal Bilişim
*E-eğitim, Eğitim Teknolojileri, Fatih Projesi
*E-Tarım, e-Çevre, e-Ulaşım
*E-kültür, Sayısal Bölünme, KİEM ve İnternet Evleri
*Bilgi/Medya Okuryazarlığı, sayısal bölünme yelpazesi
*E-is, M-iş ve Yeni Ekonomi
*Yeni Nesil Internet: internet2, Ipv6, Gelecek İnternet
*Telekomda Serbestleşme, Düzenleyici Yapılar
*Çocuklar için Güvenli İnternet
*Elektronik Yayıncılık ve Basın
*E-kütüphanecilik, Enformasyon kaynakları, İndeksleme ve Tarama
*Özgür Yazılım, Açık Kaynak, e-devlet ve e-türkiye
*Araştırma ve İnovasyon Ağları, 7. Çerceve ve Teknoparklar
*İnternet’te Güvenlik; Virus, Spam, Bireysel Savunma
*Yeni Internet teknolojileri, Grid ve Bulut Hesaplama
*Elektronik İmza
*İnternet ve Sanat
*İnternet’te Türkce kullanımı ve İçerik
*Dünyada ve Türkiye’de İnternet altyapısı
*Web 2.0, Web 3.0 ve Nesnelerin İnterneti
*Semantic Web
*Hesaplama ve Tarama Motorları
*İnternet ve Reklamcılık
*Arttırılmış Gerçeklik (Augmented Reality)
*Digital Activisim
*IPTV
*VoIP

Konferansa katılım koşulları http://inet-tr.org.tr/inetconf16/ adresinden ayrıntılı olarak öğrenilebilinir. Başvurular için son tarih ise 1 Kasım 2011.

İnternette devlet eliyle filtre uygulaması neden sansürdür!

*İnternette devlet eliyle filtre uygulaması neden sansürdür?

Son yaptığı açıklamalarla başta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, iktidar çevreleri, BTK’nın 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planladığı merkezi İnternet Filtresi (sansür) uygulamasını savunmakta ve bu amaçla kamuoyunu yanlış bilgilendirmektedir.

İnternet’e merkezi filtre uygulanmasına karşı çıkılma noktası, özgür İnternet erişiminin bir insan hakkı olması temelinde yatmaktadır. (Bkz. Birleşmiş Milletler Düşünce ve İfade Özgürlüğünün Korunması ve İlerletilmesi Raporu, 4 Haziran 2011). Sıklıkla “isteğe bağlı” olduğu vurgulanan filtre uygulamasıyla ilgili kurul kararı metnine göre kullanılacak profil isteğe bağlı olmakla birlikte, bir profilde yer almak isteğe bağlı değildir. Dahası, herhangi bir profil seçmeyen kullanıcıların otomatik olarak “standart profil” olarak isimlendirilen ve şu anki bağlantı türü olduğu iddia edilen profilde yer alacağı belirtilmektedir. Oysa, kurul kararı metni, “standart profil”in şu ankinden farklı olacağını belirtmektedir.

Temel fark nerede?

Mevcut durum ile “standart profil” arasındaki temel fark, pek çok İnternet kullanıcısını başta YouTube yasaklarıyla öğrendiği gibi, mevcut durumda erişime kapatılan bir websitesine çeşitli yöntemlerle ulaşılabilmesidir. Oysa, “standart profil”de bu imkan kullanıcının elinden alınmakta, ve erişime kapatılan herhangi bir siteye erişme olanağı ortadan kaldırılmaktadır. Halihazırda (filtre uygulaması başlamamışken) bile 14 binden fazla sayıda sitenin erişime kapalı tutulduğu göz önüne alındığında, merkezi sistem üzerinden erişim engellemelerinin devreye girmesi ve bu engellerin aşılamayacak engeller olarak ortaya konmasıyla birlikte, sansür mekanizması çok daha ağır ve hatta keyfi bir uygulama haline dönüşebilecektir.

Çocukların İnternet’in zararlı yönlerinden korunması

Şüphesiz İnternet, ne bir canavardır ne de bir harikalar dünyası. İnternet, bunların her ikisini de içinde barındıran bir iletişim ağıdır. Çocukları olumsuz yönde etkileyebilecek içeriklerle mücadele için dünyada çeşitli uygulamalar geliştirilmiştir. Bunlardan biri filtre yazılımlarıdır. Filtre yazılımları, çocuğun ebeveynleri tarafından seçilerek ihtiyaçları doğrultusunda kullanılabilmektedir. Bu işlemin, devlet eliyle ve merkezi bir biçimde yapılması, uluslararası standartlara aykırıdır. Diğer taraftan daha önceki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi, Türkiye’de de kolaylıkla bulunup kurulabilecek TİB onaylı filtre yazılımları mevcuttur. Üstelik bu yazılımların bir kısmı ücretli olsa da bir kısmı ücretsizdir. Ayrıca pazardaki pek çok İnternet Servis Sağlayıcı, zaten benzer hizmetleri isteyen abonelerine sunmaktadır.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 25 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen “EU Kids Online” projesinin bulgularına göre, Türkiye, çocukların maruz kaldıkları riskler bakımından Avrupa’daki en düşük seviyede bulunmaktadır.

Daha önceki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi BTK’nın ve diğer ilgili altyapı düzenleyicisi kurum TİB’in kavrayamadığı toplumsal olgu şudur: NE ŞİDDET, NE SALDIRGAN İÇERİK, NE PORNOGRAFİ, NE CİNSEL İSTİSMAR NE DE AKRAN ZORBALIĞI ÇEVRİMİÇİ DÜNYADA KÖKLENMEKTEDİR. ŞİDDET, SALDIRGANLIK, CİNSEL İSTİSMAR VE AKRAN ZORBALIĞI GÜNDELİK YAŞANTIMIZ İÇİNDE ORTAYA ÇIKMAKTADIR, DİĞER BİR DEYİŞLE TÜM RİSKLER ASLINDA BU ÇEVRİMDIŞI DÜNYADADIR. BU RİSKLİ İÇERİKLERE ERİŞİMİN İNTERNET ORTAMINDA ENGELLENMESİ, BU RİSKLERİ BU DÜNYADAN YOK ETMEYİ SAĞLAMAZ.

Çocukları, İnternet’teki risklerden korumanın temel yolu, çocuğun risklerin farkında olarak İnternet’i doğru biçimde kullanmasını sağlamak, bu doğrultuda çocukları bilgilendirmekten geçmektedir. Nasıl ki çocuklara gerçek yaşamda “tanımadığın insanlarla konuşma, onlara inanma” şeklinde sokakta kendilerini korumayı öğretiliyorsa, İnternet için de aynısı yapılmalıdır.

Şiddet içerikleri

Şiddet olaylarının tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Sayın Arınç’ın örnek gösterdiği gibi Norveç’te gerçekleşen saldırılarla İnternet arasında bağ kurabilmek neredeyse imkansızdır. Yalnızca 20 yaşında olan İnternet’in ortaya çıkmasından önce de dünyada pek çok kanlı eylem gerçekleşmiştir. Aslında Sayın Arınç, tam da anlatmak istediğimiz şeyi örneklemiş olmuştur. “Güvenli internet” adıyla anılan filtre uygulaması, hani çocukları korumaya yönelikti? Hani “standart profil”de hiçbir şey değişmeyecekti. Ve hani isteğe bağlıydı? Bu örnek açık bir biçimde ortaya koymaktadır ki, Anders Behring Breivik gibi kişilerin bomba yapmayı öğrenmesini engellemek adına, devlet standart profili de filtreleyecektir. Bomba yapımıyla ilgili bilgiler için bu durum meşru görülebilir. Peki sınır nerede çizilecektir? BTK, oluşturduğu profillerde hangi içeriklerin filtreleneceği ile ilgili nesnel hiçbir unsur ortaya koymamaktadır.

Anders Behring Breivik’in işlediği suç nefret suçudur ve İnternet’teki manifestosu veya YouTube videosu ise nefret söylemidir. Bilindiği üzere, nefret söylemi, her türlü hoşgörüsüzlükten kaynaklanan ve önyargılardan beslenen nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri için kullanmaktadır. Nefret söyleminden nefret suçuna evrilen zihin örüntülerinin dönüştürülmesi, toplumda farklı olanı tanıma ve anlama çabası ancak bu dünyada çözülebilir. Filtre uygulamaları ile nefret söylemine takıl kalan bireylerin zihin örüntülerinde değişiklik yaratmaz.

Pornografik içerik

Pornografik içerikler zararlı mıdır, zararlıysa kimler bu zararlı içerikten korunmalıdır soruları BTK’yı da Sayın Arınç’ı da aşan konulardır. Amaç, çocukların pornografik içeriklerden korunmasıysa, daha önce de belirtilen pek çok filtre yazılımı ve İSS’ler tarafından sunulan hizmet bunu sağlamaktadır. Diğer taraftan, İnternet’teki pornografik içeriklerin tüketicisi zaten çocuklar da değildir. Ancak, mevcut durumda “müstehcen içerik”lerin de erişim engeline tabi oldukları göz önünde bulundurulduğunda, ve yukarıda ortaya konulduğu gibi “standart profil”de de engellerin aşılamayacağı hatırlandığında, devlet tüm kullanıcıları pornografiden korumak adına “ahlak bekçiliğine” soyunmakta, “ahlaki paniği” kullanmakta/beslemektedir.

İşin en abes yönü…

Gerçekleştirmesi planlanan filtre uygulamasının belki de en abes yönü, gerek BTK, gerek TİB, gerekse hükümet yetkilileri tarafından ortaya konan tüm örneklerin sosyal ve pedagojik örnekler olmasıdır. Diğer bir deyişle yapılmak istenen düzenleme sosyal bir düzenlemedir. Hatta açıkça demeli ki yeni bir toplum (“nesil”) yaratımı tasarrufudur! Dolayısı ile, devlet eliyle dayatılan zorunlu filtre/profil uygulaması sansürdür!

 

*Yazı Alternatif Bilişim Derneği adına Tuğrul Çomu tarafından kaleme alınmıştır

BTK 22 Şubat 2011 tarihli Kurul Kararı hakkında İnternet Kurulu Önerileri Değerlendirmesi

*BTK 22 Şubat 2011 tarihli Kurul Kararı hakkında İnternet Kurulu Önerileri Değerlendirmesi

BTK Kurul Kararı ile 22 Ağustos’ta yürürlüğe girecek, devlet eliyle merkezi filtreleme sistemi hakkında İnternet Kurulu (İK) değerlendirme ve öneriler paketi yayınladı. Maalesef rapor, kamuoyunun beklentilerinin çok uzağında olmasının yanı sıra yanıltıcı bilgilerle dolu.

Kamuoyu öncelikle şunu bilmelidir ki, derneğimizin ve ilgili birçok STK’nın katılımıyla gerçekleşen İK toplantısında ortaya konulan hemen tüm fikirler göz ardı edilmiştir. Hepimizin ortak fikri devlet eliyle merkezi filtrenin kesinlikle kabul edilemeyeceği, yapılan düzenlemenin her açıdan problemli olduğu ve derhal geri çekilmesi gerektiğiydi. Fakat İK’nın önerisi düzenlemenin yeniden yazılması ve merkezi filtreleme sisteminin devam etmesi yönündedir. Bu kabul edilemezdir.

Önerilen standart ve yurtiçi paketin kaldırılması fakat aile ve çocuk paketinin tek bir seçenekte kullanıcılara sunulmasıdır. Fakat filtrelemenin bu profillerde de merkezi olması, beyaz ve kara listelere dayandırılması korunmaktadır.

Rapordaki maddi hatalar merkezi filtreyi desteklemek amaçlıdır

Değerlendirme bölümünde verilen örnekler ve çeşitli raporlardan yapılan alıntılar maddi hatalarla doludur. Ortaya çıkan metin “merkezi filtre sisteminin yaygın ve gerekli bir uygulama” olduğunu anlatmak kaygısı içerisindedir.

İK Raporunda diğer ülkelerdeki uygulamalar şu şekilde ifade edilmiştir: “İnternetin zararlı ya da yasal olmayan içeriklerinden korunmak için pek çok ülke ‘filtre’ uygulamaları geliştirmektedir. Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı Avustralya, İtalya, İngiltere, Kore, Japonya, Almanya, İspanya, Kanada, Amerika, Meksika, Danimarka, Yeni Zelanda, İsveç ve Norveç gibi pek çok ülkenin internetin filtrelenmesi konusunda geliştirdikleri uygulamalar ve izledikleri yollar OECD Raporu kapsamında aşağıda ele alınmıştır.” Bu ifadelerin ilki yanlış, ikincisi yanıltıcıdır. Pek çok ülke “filtre” değil, başka yollar geliştirmektedir. Adı geçen ülkelerin hiçbirinde bizdeki “merkezi filtreleme” sistemi yoktur. Bazılarında yasal olarak, bazılarında gönüllü olarak erişim engellemesi yapılmaktadır. Raporda kaynak gösterilen OECD raporuna göre de, “merkezi filtreleme” sadece Türkiye’de zorunluluktur.

Verilen Almanya ve İtalya örneklerinde de filtreleme ve erişim engelleme birbirine karıştırılmakladır. Avustralya’daki uygulama ise gösterilen tepkiler sonucu askıya alınmıştır. Gözden geçirilmektedir. ABD’deki filtreleme ise ev kullanıcılarını kapsamamaktadır. Sadece okullara ve kütüphanelere filtre için fon verilmektedir. Yine “merkezi filtrelerin yaygın kullanıldığı” iddiası da geçersizdir. Mesela İK Raporunda İngiltere’de söz edilen programa sadece bir tane filtreleme yazılımı başvurmuştur. Altı çizilen, “Filtreleme İspanya’da Yasal Zorunluluk” ifadesi de doğru değildir. Zorunlu olan, sonraki satırlarda da belirtildiği gibi BİLİNÇLENDİRMEDİR, kullanım değil!

Rapor başından sonuna kadar başka ülkelerdeki uygulamaları maksatlı aktarmıştır. Amaç bizde uygulanması öngörülen sisteme destek aramaktır. Fakat yurtdışındaki uygulamalar ve bir çok rapor tam tersini söylemektedir.

Devlet eliyle merkezi filtre uygulamak sansürdür

Her türlü erişim engeli ve filtrelemeler bahsedilen OECD raporunda ve Türkiye’yi bağlayan bir çok raporda çocukları korumaya yeterli görülmemektedir. Merkezi olarak devlet eliyle uygulanması da SANSÜR olarak nitelendirilmektedir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının “İnternette İfade Özgürlüğü” başlıklı Temmuz 2011 raporunda da Türkiye AGİT bölgesindeki devlet eliyle filtre uygulayacak tek ülke olarak işaret edilmiş, AGİT’in de bu gelişmeden duyduğu kaygı belirtilmiştir. Keza aynı kaygı, ABD Dış İlişkiler Sekreterliği tarafından da açıklanmıştır.

AGİT devlet eliyle filtreyi önermemektedir. Gönüllü filtre uygulaması önermektedir. Ki bu tür yazılımlar halen Türkiye’de yazılım endüstrisinde mevcuttur. Böyle bir düzenlemeye bu anlamıyla ihtiyaç yoktur.

Çözüm eğitim ve bilinçlendirmededir

Çözüm eğitim ve bireyi güçlendirmekten geçmektedir. İnternetle barışık, risk algısından uzak, makro tekno-sosyal politikalara ihtiyacımız vardır. Sorun, teknik yasaklarla çözülemez. Eu Kids Online Projesi Kordinatörü Prof. Dr. Sonia Livingstone, Türkiye’de dijital becerilerin az olduğunu ifade etmektedir. Dijital okuryazarlığın her düzeyde çocuk, ebeveyn hatta öğretmenler düzeyinde geliştirilmesi gereklidir. Taslak öneride bu husus yerindedir ve acilen iyi niyetli bir öneri olmanın ötesine geçmelidir. Dijital okuryazarlığın her düzeyde çocuk, ebeveyn hatta öğretmenler düzeyinde geliştirilmesi gereklidir. Ancak, devlet eliyle filtre uygulaması hiç bir şekilde demokratik ve çoğulcu toplum/kültür yapısına hizmet vermez/veremez. Tam tersine tek boyutlu bir insan profili oluşturup, kamusal söylemi tektipleştirir.

İK önerileri arasında yer alan siyah ve beyaz liste uygulaması da toplumun, yurttaşların tektipleştirmesinden başka bir şeye hizmet etmez. Bu nedenle gönüllü aile filtresi uygulaması dışında zorunlu bir uygulama dayatılamaz.

İlgili tüm taraflar sürece etkin bir biçimde katılmalıdır

Yine öneriler arasında yer alan Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün filtre konusunda tek düzenleyici aktör olması hem yetersiz, hem de konunun gerektirdiği yönetişim mantığına aykırıdır. Danışma kurulunda iletişim sosyoloğu ile yeni medya sosyoloğunun olmaması çok temel bir eksikliktir. Yine bu kurulun STK’larla sürekli iletişimde olacağı ve görüşlerini çalışma grubuna ileteceği şeklindeki iyi niyetli bir tavsiyenin ne kadar uygulanabilir olduğu, İK’nın bu raporuna yansımayan görüşlerimizden şimdiden açıktır. Bu çok temel rapora bir çok STK’nın açıkça ortaklaştığı görüşlerin neredeyse hiçbirinin yansımamış oluşu neler yaşanacağı hakkında fikir vermektedir.

Sorun ve çözüm konusunda bizim de dahil olduğumuz bir çok STK ve uzman görüşlerini defalarca kamuoyu ile paylaşmıştır.

İnternet erişimi temel bir insan hakkıdır

İK Raporu vesilesiyle, İnternet kullanıcılarını bekleyen tehlikeye karşı kamuoyunu bir kez daha uyarmak istiyoruz.

İnternet artık tüm dünyada temel bir insan hakkı olarak tanınmaya başlanmıştır. Türkiye’de karar verici aktörleri, muhafazakar, korumacı kollamacı, risk algısı yüksek politikalardan uzak durmaya, sansür anlamına gelebilecek her türlü uygulamadan bir an önce vazgeçmeye çağırıyoruz. Konuyla ilgili tüm STK’ları tepkisiz kalmamaya, tüm internet kullanıcılarını ise verilecek tepkilere ortak olmaya davet ediyoruz.

Sınırsız, sansürsüz, özgür bir İnternet istiyoruz

*Alternatif Bilişim Derneği’nin 25 Temmuz 2011’de yaptığı açıklamadır

Türkiye, AGİT bölgesinde devlet eliyle zorunlu filtre uygulamaya kalkan ilk ve tek ülke

*Türkiye, AGİT bölgesinde devlet eliyle zorunlu filtre uygulamaya kalkan ilk ve tek ülke

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), 8 Temmuz 2010 tarihinde, “İnternette İfade Özgürlüğü: AGİT üyesi devletlerde internet ile ilgili ifade özgürlüğü, bilginin özgür akışı ve medya çoğulluğu hakkındaki yasal önlemler ve uygulamalara dair bir çalışma” başlıklı raporunu yayınladı (http://www.osce.org/fom/80735). AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatoviç’in, raporun yazarı, internet hukuku ile ilgili konularda dünya çapında bir otorite sayılan, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Yaman Akdeniz’le birlikte Viyana’da sunduğu rapor, tüm AGİT bölgesinde internet özgürlüğünü inceleyen en kapsamlı çalışma.
Raporda Türkiye ile ilgili de bir hayli malzeme olması, internet özgürlüğü konusundaki sabıkamız düşünüldüğünde normal. Nitekim rapor, “sites.google”, “last FM”, “wordpress”, “blogger” gibi popüler örneklerin yanı sıra erişime engellenen çok sayıda politik, muhalif internet sitesine de değinerek bu sabıkayı tescilliyor ve sorunun kaynağını, Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası hukuk kurallarını çiğneyen 5651 sayılı internet sansür yasası ve fikri hak düzenlemelerinde görüyor.
Raporun en önemli çıktılarından biri, BTK’nın 22 Ağustos’ta uygulamaya koyacağı, “güvenli internet” adı altında “sansürlü internet”i genelleştirecek filtre uygulaması hakkında. Bu uygulamanın, Avrupa Konseyi’nin Nisan 2011 tarihli “İnternetin Evrenselliğini, Bütünlüğünü ve Açıklığını Korumak ve Geliştirmek” kararı ile bir internet sansürü olarak ilan edildiğini daha önce bu köşede yazmıştım. AGİT raporu çok daha açık ve seçik bir teşhiste bulunuyor. Filtre uygulamalarının interneti sansürlemek için kullanılan yöntemlerden biri olduğunu ve dolayısıyla filtre içeriklerinin bağımsız sivil toplum örgütleri tarafından dikkatle izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Bizdeki internet kafeler ve kamusal erişim alanlarındaki zorunlu ve şeffaf olmayan filtre uygulamalarını da eleştirdikten sonra vurucu cümle geliyor: “Türkiye, 22 Ağustos’ta, 56 ülkeden oluşan AGİT bölgesinde devlet eliyle zorunlu filtre uygulayan ilk ve tek ülke olacak.”
Yani BTK’nın kendisini savunmak için ileri sürdüğü, “birçok ülke filtre uyguluyor” iddiası resmen çürütülmüş oluyor. Çünkü bu ülkeler filtreyi devlet eliyle hazırlayıp, merkezi biçimde ve zorunlu olarak herkese dayatmıyor. Yani Türkiye, 22 Ağustos’tan sonra resmen Çin, İran, Suudi Arabistan liginde yer alacak…

Konuya ilişkin tartışmaları http://ff.im/I4eKQ adresindeki feedden takip edebilir, görüşlerinizi yazabilirsiniz.

*Yazı http://www.bthaber.com.tr/?p=14495 linkinde yayınlanmıştır

İnternet erişimi yurttaşın temel hakkıdır

29 Haziran 2011 tarihinde Tekgıda İş’in çağrısı ile bir araya gelen TÜRK-İş ve DİSK’e bağlı Petrol-İş, TÜMTİS, TOLEYİS, Birleşik Metal-İş, Dev-Sağlık-İş, Limter İş ve İnternet Sansürüne Karşı Ortak Platformu üyeleri, TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şube Binası’nda internet sansürüne karşı basın açıklaması yaptı

Sansür ve Filtrelemeye Hayır
Seçim öncesinde çok tartışılan “İnter netin Güv enli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” başlıklı BTK Kurul Kararı 22 Ağustos’tan başlayarak internet d ünyasını devlet kontrolüne alınmasını sağlayacak bir sansür girişimidir. Bu uygulamayla kullanıcılar BTK’nın belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacak. Filtreyi aşmak suç sayılacak. Filtre kıstasları ise tamamen BTK tarafından belirlenecek.

Kamuoyunda rahatsızlık yaratan ve Türkiye’deki İnternet sansürü uygulamaları, giderek temel hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı bir hal almaktadır. Bu konuda kaygı ve rahatsızlık içerisindeyiz. Tüm Türkiye’yi ve biz işçi sendikalarını yakından ilgilendiren İnternet sansürü uygulamalarına karşı itirazlarımızı ve önerilerimizi iletmek için bir araya geldik. 15 Mayıs tarihinde özellikle İstanbul’da sokaklara çıkarak “sansürsüz internet” talep eden 60.000 yurttaş’la dayanışma içindeyiz.

Mevcut uygulama sansürdür
Türkiye’de 2007 yılında 5651 nolu kanun ile birlikte yapılan düzenlemelerin ardından erişime engellenen sitelerin sayısı resmi olmayan rakamlara göre 20 bine yaklaşmıştır. Kamuya açık erişim sağlanan yerlerde zorunlu hale getirilen filtre sistemleri de 60 binden fazla siteyi engellemektedir. Bu sayı maalesef her gün artmaktadır. Erişimi engellenen sitelerin arasında öne sürüldüğü gibi sadece pornografi ya da benzeri içerikli siteler yoktur. Erişimi engellenen veya filtrelenen sitelerin önemli bir bölümü alternatif haber kaynakları, politik içerikli siteler, bazı sendika ve emek örgütlerinin siteleri, toplumun farklı kesimlerinin talep ve itirazlarını dile getirdikleri sitelerdir. Bu durum asıl amacın sansür olduğunu göstermektedir. Ayrıca İnternetin büyük birikiminin toplandığı önemli alan adları tek bir içerik/sayfa yüzünden engellenmekte ve bu birikimlere toplumun erişmesinin önüne geçilmektedir.

BTK Kurul Kararı hak ve özgürlüklere aykırıdır
Her şeyden önce BTK Kurul Kararı merkezi filtreler önermekte ve tüm trafiği bu filtreler aracılığı ile vatandaşlara sunmak istemektedir. Merkezi filtre uygulaması, devlet eliyle gerçekleştiği her durumda SANSÜRDÜR. Çünkü vatandaşın seçme, bilgiye erişme özgürlüğü elinden alınmakta, bilgi yurttaşlara ulaşmadan devletin ilgili teknokrat ve bürokratları tarafından engellenmektedir.

Bu süzme işlemini kimin nasıl yapacağı, yani ön görülen kara ve beyaz listelerin nasıl oluşturulacağı da belirsizdir. Ucu açıktır. Hükümetlere hassasiyetlerine göre liste hazırlama olanağı tanımaktadır. Gerçek yaşamda hükümetlerin, devletin ilgili bürokratik kurumlarının nasıl keyiflerince işleyip hak ve özgürlüklerimizi sınırladıkları ortadadır. Alan yasakları, grev yasakları, örgütlenme ve sendikal hakların önündeki keyfi, yasal olmayan engeller, devlet geleneği hakkında bize fikir vermekte, böylesi ucu açık bir filtreleme sisteminin nereye gideceğini göstermektedir.

Merkezi filtre çocukları koruyamaz
Elbette çocuk istismarının, nefret söyleminin ve benzer suçların internet mecrasında serbestçe yayılmasının önüne geçecek yasal düzenlemeler yapmak gereklidir. Dünya çapında çocuk pornografisi, çocuk istismarı, nefret suçu gibi konularda yapılan sınırlamalar sansür olarak nitelendirilmemektedir. Ancak internetin devlet kontrolüne alınması, merkezi filtre gibi uygulamalar iddia edildiği gibi çocukları koruyamamaktadır. Her gün yüz binlerce içeriğin üretildiği bir ortamı filtreleyebilmek mümkün değildir. Merkezi filtreleme çeşitli ülkelerde denenmiş fakat ya tepkiler sonucu ya da çözüm olmadıkları için terkedilmiştir. Çocuğu korumak ailenin görevidir. Aileler çocuklarını gerçek yaşama hazırladıkları gibi, çevrimiçi dünyadaki risklere karşı da hazırlamak sorumluluğundadırlar. Risklerden korunmak ancak eğitimle mümkün olabilir. Bu konuda eğitim kurumlarına, medyaya, sivil toplum örgütlerine, sendikalara büyük sorumluluk düşmektedir. Teknolojik gelişim ayrıca ailelere çocukları korumak için yeterli bireysel teknolojik olanaklar sağlamaktadır. BTK gibi kurullar bu alanda insanlara hizmet verebilir. Merkezi filtre hiçbir şart altında kabul edilemez ve asıl amacı sansürdür.

Ahlaki kaygı ve hassasiyetlerimizin istismarı
Çocukların risk olarak öne sürülmesi, maalesef toplumu ikna etmek için yaratılmış bir ahlaki gerekçedir. 2007’de 5651 nolu yasa çıkmadan önce benzer şekilde İnternet’in ne kadar kötü bir ortam olduğu medyada işlenmiş ve toplum hazırlanmıştır. Bu hükümetlerin her dönem başvurdukları, kritik konulara yurttaşları hazırladıkları kötü bir yönetme metodudur. Toplumumuz genel olarak çocuk ve aile konusunda hassastır. Bu hassasiyet maalesef istismar edilmektedir.

Toplumun bir parçası ve yurttaşlar olarak hepimiz bu konuda hassasız ve İnterneti güvenli kullanmak istemekteyiz. Fakat bu uygulamanın bunu amaçlamadığını, amacının sansürü derinleştirmek, İnterneti kontrol altında tutmak olduğunun farkındayız. Ne sansür ne de toplum hassasiyetlerinin istismarı demokratik toplumlarda kabul edilemez.

İnternet, işçi hareketleri, politik kampanyalar, hak mücadeleleri için artık vazgeçilmez bir mecradır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarını genişletmesi, örgütlü bir toplum yaratma mücadelemize sağladığı yararlar, yönetme ve karar alma süreçlerine yurttaş katılımını arttırması açılarından ülkemizin geleceği için çok önemli bir olanaktır.

Birleşmiş Milletler, 4 Haziran’da gerçekleştirdiği oturumunda İnterneti temel bir insan hakkı olarak tanımıştır. Ayrıca, Avrupa Konseyi’nin Strasbourg’da 18 – 19 Nisan 2001′de gerçekleştirdiği konferansında onayladığı “İnternetin Evrenselliğini, Bütünlüğünü ve Açıklığını Korumak ve Geliştirmek” başlıklı kararı ise, internet erişimini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne eklemiştir. Her iki karar da, ilgili sözleşmelerde taraf olan Türkiye’nin iç hukukuna uyarlamakla yükümlü olduğu kararlardır.

Hükümeti ve ilgili kurumları
 BTK Kurul Kararını derhal ve acilen geri çekmeye,
 İnterneti tehdit gören yaklaşımlarla hazırlanmış başta 5651 gelmek üzere tüm yasa ve yönetmelikleri adım adım gözden geçirmeye ya da iptal etmeye
 Konunun muhatabı çeşitli STK’lar, odalar ve sendikalarla birlikte riskler kadar olanakları gören yeni düzenlemeler yapmaya çağırıyoruz.

Bu sansür girişimi 12 Eylül Anayasası’nın ve devleti vatandaştan üstün gören devlet geleneğinin bir ürünü olarak düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde engellerin bir parçasıdır. Yeni Anayasa yapımı sürecinde düşünce ve ifade özgürlüğünü kayıtsız şartsız güvence altına alan düzenlemeler yapmak, 30 yıldır yaşanan bunca deneyimin ışığında, tüm siyasi aktörlerin görev ve sorumluğudur.

* 29 Haziran tarihli bu açıklama Türk-İş’e bağlı sendikalardan Tek Gıda İş, TOLEYİS, TÜMTİS, Petrol-İş ile DİSK’e bağlı Dev Sağlık-İş, Birleşik Metal-İş ve Limter-İş sendikalarının katılımıyla yapıldı. Açıklamaya Sendika.Org, TAREM, emekdunyasi.net ve Alternatif Bilişim Derneği temsilcileri de katıldı.

 

 


Alternatif Bilişim Genel Kurulunu topladı

Alternatif Bilişim

Alternatif Bilişim Derneği Genel Kurulda yeni dönemi planladı

Alternatif Bilişim Derneği 1. Genel Kurulu’nu EMO İstanbul Şubesi’nde toplandı. 6 aylık pratiğini gözden geçiren dernek üyeleri önümüzdeki döneme ilişkin yeni kararlar aldı.

Alternatif Bilişim Derneği geçtiğimiz yıl 29 Aralık’ta kurulmuştu. Öncesinde çevrimiçi bir grup olan Alternatif Bilişim 29 Aralık’tan bu yana tüzel kimliği ile de bir çok başarılı çalışmanın altına imzasını attı. Kuruluşundan bu yana geçen 6 ayın üzerine ilk genel kurulunu toplayan Alternatif Bilişim Derneği 6 aylık pratiğini tartıştı. Geçen 6 ayın bir çok açıdan başarılı olduğunu vurguladı. Sansürden, WikiLeaks’e bilişim alanında yaşanan önemli gelişmelere ilişkin tavır alındığı, bunlar için çalışmalar yapıldığını vurgulayan dernek üyeleri özellikle Yeni Medya alanında yapılan birçok çalışmayla da önaçıcı tartışmalara imza attıklarını vurguladı.

Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı olan Ali Rıza Keleş yaptığı açılış konuşmasında derneğin 6 aylık, yasal işler, üye durumuna ilişkin bilgi verdi, 6 ayda imza atılan çalışmalara değindi. Yapılan çalışmalar için tüm üyelere teşekkür etti. Derneğin Genel Kurulu’nu Bilgi Üniversitesi’nden Özgür Uçkan, dernek Yönetim Kurulu üyesi Ali Rıza Keleş ve Başkent Üniversitesi’nden Mutlu Binark’tan oluşan divan yönetti. Faaliyet raporunu sunan Mutlu Binark, 29 Ocak’taki WikiLeaks paneli, İstanbul YediTepe ve Edirne Trakya Üniversitelerinde tekrar edilen Bilgi İktidar İnternet Muhalefet başlıklı paneller, 10 Mayıs 2011’de BTK Kurul Kararı ve Filtre Uygulamasına karşı rapor, 4 Haziran’da Kadir Has Ünv. Yapılan Yeni Medyada Etik Çalıştayı gibi çalışmalar nitelikli içerikleri ile derneğin öne çıktığını vurguladı. Yapılan panellerde yeni sözlerin üretildiğine, ufuk açıcı verimli tartışmaların olduğuna dikkat çeken Binark, tartışmalar sonrasında oluşturulan özgür e-kitap “Cesur Yeni Medya”’nın da hem içeriği hem de sunuşu açısından güçlü bir ürün olduğunu vurguladı.

Binark, “Dernek girişimi iken yapılan 19 Aralık’ta WikiLeaks’e destek açıklaması, 1 Mayıs’a bilişim stkları ile birlikte katılım, 15 Mayıs İnternetime Dokunma yürüyüşü, sansür ve filtrelemeye karşı yapılan kampanyalara katılım sokak aktivizmimizin örnekleri oldu” dedi.

Çeşitli üniveristelerde geçrekleşen Yeni Medyada Nefret Söylemi, Sansür, Sosyal Medya Farkındalık içerikli oturumlara hem konuşmacı olarak hem de dernek stantları ile katılındığını hatırlatan Binark, “Linux / ERP Günleri, LabourComm gibi etkinliklerde de yer aldık” dedi.

Faaliyet raporunun okunmasının ardından yapılan tartışmalarda da dernek üyeleri yapılan etkinliklerin öneminin altını çizdi. Derneğin sosyal medya ve medyada tanıtım ayağının çok zayıf kaldığı vurgulanarak bunun için özel çalışma yapılmasının gerekliliği ortaya kondu.

Sansüre karşı çalışmalar, Yeni Medya Konferansı

Yeni dönem çalışmaları için yapılan verimli tartışmalar sonrasında yeni kararlar alındı. İnternete sansür kapsamındaki çalışmaların sürmesi gerektiği vurgulanan tartışmada, “İnternet erişiminin Anayasal hak olarak tanınması” için çalışmalar yürütme bunun için sivil Anayasa tartışmalarına katılma kararı alındı. Ayrıca, İnternet sansürüne karşı hak ve özgürlük platformları ile ortak çalışmlar yürütülmesi, İnternet sansürüne karşı bilinçlendirme çalışmaları yapılması, Güvenli İnternet yönetmeliğinin yürürlüğe girme tarihi olarak ilan edilen 22 Ağustos için diğer sansür karşıtı kurumlarla ortak çalışma yürütülmesi, yeni seçilen milletvekilleri ile Mecliste görüşmeler yürütülmesi, sansüre karşı hukuki bilgilendirme materyalleri oluşturulması, Yeni Medya eğitimleri düzenlenmesinin de aralarında bulunduğu kararlar alındı. Derneğin Uluslar arası temsili konusunda adımlar atılması için gruplar oluşturuldu, Uluslar arası etkinliklere katılım kararı alındı.

Çalışma grupları oluşturuldu

Bugüne kadar Yeni Medya alanında Nefret Söyleminin görünür kılınması, Yeni Medya’nın olanaklarınının gündemleştirilmesi, Yeni Medyada Etik sorunlarının tartıştırılması gibi bir çok tartışmaya imza atan Alternatif Bilişim Derneği Nisan 2012’de gerçekleştirilecek bir de Yeni Medya Konferansı örgütleme kararı aldı. Çeviri, Belgelendirme, Görsel-İşitsel materyal üretimi ve derneğin iç işleyişi için çeşitli çalışma grupları oluşturuldu.

Yapılan seçim sonrasında yeni yönetim kurulu, Ali Rıza Keleş, Işık Barış Fidaner, Ali Çare, Mutlu Binark ve İlden Dirini ‘den oluştu.

Türkiye’den Anonymous Geçti

Anonymous Because

Çünkü hiç birimiz hepimizden güçlü değiliz

“Anonymous, ürettiği tüm laf hezeyanlarına rağmen aslında hiç de korkunç ya da kötü yürekli değildir. Anonymous tersine kurulmuş bir panoptikondur. Herkesin görünmez olduğu ve merkezden konuşur gibi göründüğü bir gruptur. Anonymous her inancı, mezhepi, kültürel statüyü, cinsiyeti, fetişi, hobiyi, işi, beğeniyi, antipatiyi, (buraya herhangi bir nitelik yazın), vs. ortaklaşa olarak içerir. Tüm şiddet ve nezaket eylemlerini ortaklaşa tecrübe etmişlerdir. Her dili bilirler, hatta muhtemelen ölmüş olanları bile. Bilinebilecek her şeyi bilirler ve bir insanın yapabileceği her şeyi yapabilirler. Ne var ki, tersine bir panoptikonda ikamet ettikleri için yüksek sesle ya da kışkırtıcı şekilde çok “bağıran” anonim bireyler sıklıkla en çok duyulur ve hatırlanırlar. İşte bu yüzden Anonymous çok zalim ve iğrenç görünür. Ancak anonim olarak yazan her grotesk bulantıya karşılık muhtemelen diğer 100 normal insan evladı ya yazmaya üşenmekte, ya da konuşulan konuya ilgisiz kalmaktadır. – Anonymous1

Anonymous’un sansürü ve icracı kurumları, başta da TİB’i hedef alan eylemi seçim arifesinde en çok konuşulan konulardan birisi oldu. Hem Anonymous, hem de protesto yöntemi ve söylemleri çok tartışıldı.

Medyada yapılan eylemin protesto olmadığı, Türkiye’ye karşı yapıldığı yazıldı. Bazı aşırı milliyetçi siber gruplar bununla da yetinmeyip vatan savunması altında karşı atağa geçtiler. Anonymous hakkında birçok yalan yanlış bilgi etrafa saçıldı. Bu grubun Amerika gibi devletlerin desteklediği ve kullandığı bir piyon olduğu bile iddia edildi.

Aidiyetsizlik

Anonymous siber anarşist bir grup. Anonim kimliklerin oluşturduğu anonim bir topluluktur. Dünyanın çeşitli ülkelerinden, birbirlerini hiç tanımayan birçok hacker aktivist (hacktivist), grubun temel fikirleri etrafında biraraya gelip hareket ediyorlar. Çok çeşitli konularda eylemler yapıyorlar. En temel konuları ifade özgürlüğü. Eylemlerinin hedefinde ise daha çok sansürcü, baskıcı rejimlerin resmi siteleri bulunuyor.

 

Grubun herhangi bir milliyet, din ya da politik görüş aidiyetleri yok. Biraraya gelen hacktivistler böylesi aidiyetlerini açıklamaya zorlanmıyor. Hatta bireylerin yaş, cinsiyet, meslek, yetenekler vb. kişisel özellikleri pek bilinmiyor. Her yaştan, cinsiyetten, milliyetten, dinden aktivist bulunuyor.

Grubun belli aidiyetinin olmaması, eylemlerini ve hedeflerini seçerken daha tarafsız olabilmelerini sağlıyor. Hedefler kimi zaman Avrupa ya da Amerika’nın dev tekelleri (mastercard, paypal, sony vb.) ya da resmi kurumları olabilirken; kimi zaman da 2009′daki seçimlerin ardından halkın protestolarını sansürlemeye çalışan İran’daki Ahmedinejad rejimine karşı olabiliyor.

IRC kanalları, wikiler ve başkaca çeşitli sanal platformlarda buluşup hep birlikte karar alıyorlar. Eylemin amacı, kime ve neye karşı yapılacağı tartışılıyor. Duyuru ve uyarılar hazırlanıp yayınlanıyor. Ardından buna uygun hedefler belirleniyor. Son olarak da birbirini hiç tanımayan yüzlerce belki de binlerce hacktivist ve onlara yardım eden gönüllü destekçiler aynı amaç için harekete geçiyorlar.

Gayrimerkezilik

Anonymous, merkezi olmayan, her bir birimi, birbirine benzer özellik gösteren ve adeta kendi başına merkez olan bir topluluktur. Birimler de anonimdir. Birimler, anonim kimliklerin biraraya gelmesi ile oluşmakta ve dağılması ile de dağılmaktadır. Birbirleri için dahi anonim olan kimliklerin merkezi bir hiyerarşi içerisinde dizilmesi zaten neredeyse imkansız gibidir. Kuşkusuz rumuzlardan, kullanılan yöntem ve eylem gücünden bazılarının daha deneyimli olduklarını ve doğal yönlendirici bir rol oynadıklarını kestirmek zor değil.

Grubun eylem ve örgütlenme yöntemleri merkezi bir örgütlenmeye gereksinim duymuyor. Eyleme katılmak herkesin yapabileceği bir iş. Genellikle İnternet bağlantısı ve bir bilgisayarı olan herkes gerekli yazılımları indirip çalıştırarak eylemlere katılabiliyor. Yazılımlar da zaten herkesin ücretsiz ve onaysız şekilde kolayca indirebileceği türden yazılımlar. Dolayısı ile kimsenin onayı ya da yardımı gerekmiyor. Kararlar ise zaten çevrimiçi ortamlarda herkesin katılımı ile alınıyor. Eylem bittiğinde ise kimse tek başına hiçbir şeyden sorumlu değil. Kimsenin kimseye hesap verme zorunluluğu bulunmuyor. Kamuoyuna yapılan açıklamalar da aynı şekilde inisiyatif gösteren katılımcılar tarafından yine tümüyle açık ortamlarda hazırlanıyor. Bu süreçlere katılmak, isteyen her gönüllüye açık.

Anonimlik

Anonim olmak herşeyden önce tek tek bireyleri bulundukları grup içerisinde eşitlemektedir. Ya da eşitlemeye yardım etmektedir. Çünkü ‘kimlikler’, hem ortaya konulan fikir ve eylemin, hem de bireyin grup içerisindeki performansının gerisinde kalmaktadır. Bürokratik makamlar, iş bitirici şahsiyetlerin her açıdan öne çıktığı geleneksel örgütlenmenin aksine, fikir ve eylem odaklı örgütlenme gereği, bireylerin performansı belirleyici olmaktadır. Bu fikir sahipleri açısından daha eşitlikçi bir zemin anlamına gelmektedir.

Anonim olmak, aynı zamanda fikirleri ve kararları da anonim yapmaktır. Çünkü fikrin üretim süreci anonim kişilikler tarafından örülür. Herkes bir fikri, kararı ortaya çıkarmak için katılır. Sonuç olarak kimseye ait olmayan, fakat aynı zamanda herkese ait olan bir fikir/karar ortaya çıkar. Kimlikler, başka kimlik ya da kimliklere ait bir fikir için harekete geçmez. Bu fikirler bu üretim sürecine katılan / katılmayan gönüllü herkes tarafından hayata geçirilebilir. Fikri uygulamak serbesttir. Zorunluluklar yoktur. Uygulama safhası da fikir üretimi gibi gönüllüdür.

Anonim olmanın bir başka avantajı ön yargı, etiket, kategorilendirme, oto-sansür gibi düşünsel faaliyetimizi olumsuz etkileyen faktörlerin görece azalmasıdır. Her birey, kimin ne söylediğine değil, söylenenin ne olduğuna bakarak üretim süreçlerine katılır. Geleneksel örgütlenmede ise fikir sahiplerinin ait olduğu sosyal sınıf, milliyet, din, politik tercihler, cinsel kimlik ya da tercihler ortaya atılan fikirlerin değerlendirilmesinde çok etkilidir. Devreye ön yargılar, etiketler ve kategorilendirmeler hatta kendi kimliğimzin kendimize baskısı sonucu oto-sansür girer. Bu “bilinen kimlikler” dolayısıyla biraz da kaçınılmazdır. Fakat anonim(isimsiz/belirsiz) kimliklerle gerçekleşen üretim süreci bu açıdan daha avantajlı görünmektedir. Bireyler fikirlerini ait oldukları kimliklerin baskısı altında olmadan dile getirebilirler. Bu büyük bir rahatlıktır. Aynı zamanda karşı tarafımızdakilerin kimliklerinin hem kendileri için hem de bizim için bir sınırlayıcı olma durumu da azalmaktadır. Çünkü geleneksel olandaki gibi düşünme ve karar verme süreçlerimizi ne kendimizin ne de karşımızdakilerin hassasiyetleri ile sınırlamayız.

Anonymous sosyal politik bir örgütlenmedir

Anonymous sosyal bir örgütlenmedir. Toplumsal sorunlara karşı duyarlı bir hacktivist grubudur. Özellikle ifade özgürlüğünü ve İnterneti sınırlayıcı politikalara karşı eylemler yapmakta, kamuoyu ilgisini çekmeye çalışmaktadır. Eylemleri kişisel çıkar, maddi beklentiler gibi amaçlar taşımamaktadır. Eylemlerinin içeriği bu açıdan sosyaldir, hatta politiktir. Eylemlerinin amacı herhangi bir ülkenin, ulusun, dinin, çıkarlarını bağlamamaktadır. Seçilen hedefler arasında herhangi bir ulus, ülke ya da din öncelikli değildir.

Anonymous’un eylemi suç değildir

Anonymous eyleminin ardından Türkiye’de birçok insan suç işledikleri şüphesi ile gözaltına alındı. Hepsi serbest bırakıldı. Fakat gözaltına alınmaları ve yapılan eylem hakkında söylenenler çok tartışmalıdır.

Eylem demokratik bir protesto niteliğindedir. Sansür uygulamasına kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışan demokratik bir protesto örneğidir. Tek farkı sanal uzamda gerçekleşiyor olmasıdır. Anonymous’un yöntemi DDOS, özetle, bir servisi aşırı kullanarak, geçici bir süre servis dışı kalmasını sağlamaktır. Bir kurumun kapısına yatıp girişi çıkışı engellemekten, aşırı telefon ve faks trafiği ile telefon hatlarını meşgul edip kilitlemekten farklı değildir.

Üstelik Anonymous önceden yapacağı eylemi duyurmuş, mesai saatleri, sağlık, eğitim gibi halkın faydalanacağı önemli hizmetleri göz önünde tutmuştur. Öncesinde ve sonrasında eylemin amacını, sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmıştır.

Terörizm karalamacası

Anonymous’un eylemini suç olmanın ötesinde, terörizm olarak niteleyenler de oldu. Bu demagoji ve karalamacadır. Anonymous’un amaçları ve eylemlerinin terörizm ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Saldırı, hack, siber anarşi gibi tahrif edilmiş, toplumda yanlış bilinen kavramlarla grubun eylemleri karalanmaktadır. Sonunda da terörist ilan edilmektedir.

Terörizm neoliberal dünyada egemenlerin, içerisinde bulundukları sosyal/politik krizleri aşarken, geniş yığınları ikna etmek ve rıza üretmek için kullandığı temel argüman haline geldi. Bütün dünyada hak ve özgürlükler terörle mücadele adı altında sınırlanıyor. Toplumları kontrol etmek, baskı altında tutmak ve buna en geniş kesimleri ikna etmekte terör önemli bir ortak payda oluveriyor. Her iktidarın bir teröristi var bu yüzden. Bu teröristler, iktidar sahiplerinin hassasiyetlerine göre, kimisi İslamcı, kimisi marksist, kimisi anarşist, kimisi de Anonymous gibi hacktivistler.

Artık, iktidarları rahatsız edebilecek her türlü faaliyet terörizm olarak nitelendirilebiliyor. Anonymous’un Türkiye’ye yönelik eylemlerinin terörizm ile ilişkilendirilmeye çalışılması ya da birlikte anılması bu yüzdendir. 50 bin kişinin katıldığı yürüyüşü, pornocu, filtre yazılım şirketlerinin adamı, hatta aralarında teröristler de var şeklinde niteleyen egemen söylemin (iktidar sözcüleri ve medya) Anonymous’un eylemlerini terörist bir tehdit olarak görmesini ve nitelemesini açıklamak çok da zor değil.

Direnmek haktır

İnternetin artık temel bir insan hakkı olarak tanımlanmasının gerektiği bir zamandayız. Toplumsal mücadelelerin yeni bir mecrası da doğal olarak Internet ve özellikle yeni medya ortamlarıdır. Tıpkı gerçek yaşamda direnmek, karşı çıkmak, söz ve eylem üretmek hak ve hatta bir sorumluluksa, sanal uzamda da farklı değildir.

Anonymous bize sanal uzamda egemen erke karşı direnmenin, söz ve eylem üretmenin önemli bir örneğini göstermekte. Üstelik bunu alışageldiğimizin çok ötesinde yöntemlerle yapmaktalar.

Siber savaşların yeni aktörü

Anonymous eylemleri daha çok devletler arasında anılan siber güç dengeleri ve savaşlarına yeni bir boyut kazandırıyor. Dev endüstrileri tehdit eden P2P ağları, yazılım tekellerinin eteklerini tutuşturan özgür yazılımlar, geleneksel medyayı altüst eden yeni medya gibi bugüne kadar ekonomik, kültürel, teknik konularda İnternet’in yeni düzeni ile mevcut kurulu düzen arasında süren mücadele, ‘zor’ alanında da kendini gösterecek gibi görünüyor.

Tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi ulusal çıkar çatışmalarının belirlediği savaşların aktörleri, sanal uzamı da bu şekilde değerlendirmeye çalışamaktalar. Anonymous, egemen güçler arasında ulusal savunma ve saldırıya göre planlanan siber savaşlarda yeni bir aktörün boy göstermesi için yardımda bulunuyor. Aynı becerilerin insanlığın ortak ve gerçek sorunları için birleşebileceğini örnekliyor. Atmosferimizin ulusal hassasiyetlerin muhafazakar, baskıcı havası ile değil, evrensel insan hak ve hürriyetlerini savunan özgürlükçü bir hava ile dolmasına yardımcı oluyor.

Anonymous her açıdan daha çok tartışmamız, sonuçlar çıkarmamız gereken önemli işler yapıyor.

1: http://ohinternet.com/Anonymous erişim tarihi 21 Haziran 2011, Anonymous’un açıklamalarından alıntı..

Anonymous suç işledi mi?

Geçen hafta, kim oldukları bilinmeyen (hatta bilinmesini istemeyen) Anonymous ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı olarak bilinen TİB’in mücadelesi vardı. Bir kesim, olayı millileştirerek hatta milli mücadeleye benzeterek destek verenleri vatan haini ilan ederken, bir kesim de Anonymous’a dolaylı ya da dolaysız yazıyla veya yazılım yüklereyek destek verdi.

Anonymous’un verdiği tarih ve saatten önce, atağa destek olacak bazı kişilerin IP adreslerinin yayınlanması Türkiye’den katılımı azaltınca ve TİB de atak anında yurtdışından erişimi kesince protesto amaçlı atak tam olarak hedefe ulaşamamış oldu. Ancak, verilmek istenen mesaj zaten yerine ulaşmıştı. Anonymous’un bu eylemini kişisel olarak benimsememek ve desteklememekle birlikte, protesto olarak TİB’e yönelen DDOS atağının suç olup olmayacağını hukuken tartışmaya açmak isterim.

DDOS nedir?

Her web sitesinin belirli bir kapasitesi vardır. Örneğin bir web sitesinde aynı anda 2 bin kişinin girebileceği  bir kapasite vardır. Eğer bu siteye aynı anda 10 bin kişi girmeye kalkarsa, bir de sürekli siteye girmek için komut yollarsa bu siteye ulaşılması mümkün olmaz. Örneğin sınav sonuçları açıklandığı zaman ÖSYM’nin sitesine ulaşılamamasının da sebebi budur. Kapasitesi düşük olan siteye aynı anda 100 bin kişi girmeye çalışınca ÖSYM’nin de sitesine ulaşılamaz.

Anonymous eylemcilerinin yaptığı iş de bundan başka bir şey değildir. Herkesin bilgisayar başında tek tek F5 (yenile) tuşuna basmakla uğraşması yerine bu işi otomatize eden bir yazılım kullanılması sadece işi kolaylaştırmak amacı taşır. DDOS ataklarında, web sitesine, sunuculara veya verilere herhangi bir zarar verilmesi söz konusu değildir. Zira, DDOS atağı sadece o siteye kapasitesinin üzerinde binlerce kişi tarafından giriş yapmaktan ve servisin aksamasını sağlamaktan başka bir şey değildir.

Bazı durumlarda, kötü niyetli kişiler, binlerce bilgisayara, sahibinden habersiz olarak trojan yazılımı yerleştirerek o bilgisayarları istenildiğinde kullanmak üzere çalışan bir “zombi bilgisayar” haline getirebilir. Bu tür kötü niyetli kişiler, trojan yazılımları aracılığıyla binlerce kullanıcının haberi olmaksızın onların bilgisayarlarından bir hedefe DDOS atakları yapabilmektedir. Hedef web sitesine aynı anda binlerce giriş talebi gelince, o web sitesi atak durana kadar işlemez hale gelebilecektir.

Zombi kullanarak yapılan DDOS atakları ile gönüllü yapılan DDOS ataklarının birbirinden farkları şudur: Birisinde binlerce gönüllü hedef bir web sitesine istekleri ve amaçları doğrultusunda giriş yapmaya çalışır, diğerinde ise bilgisayar kullanıcısının haberi olmadan ve fark etmeden o bilgisayardan kötü niyetli kişilerin belirlediği hedef web sitesine sürekli giriş yapılmaktadır.

DDOS suç mudur?

DDOS atakları, yoğunluk yaratarak o siteye başkaları tarafından erişimi zorlaştırmaktır ve engellemektir. Türk Ceza Kanunu’nun 244. Maddesinde “bir bilişim sisteminin işleyişini engellemek” suç olarak kabul edilmiş ve yaptırımı 1-5 yıl arası hapis cezası olarak düzenlenmiştir. DDOS atakları da bu madde kapsamına girebilmektedir. Eğer hedef site, bir kamu kuruluşunun web sitesi ise DDOS atakları yapmanın cezası yarı oranında artırılmaktadır.

Uygulamada, DDOS atakları şeklindeki suça sıkça rastlanmaktadır. Bugün birçok ticari kuruluş, rakip firmaların web sitelerine, taşeronlarla para karşılığı DDOS atakları düzenlemektedir. Aynı zamanda haksız rekabet suçu oluşturan bu durum, web sitesinin işleyişini engellemesi dolayısıyla da bir bilişim suçu olarak kabul edilmektedir.

Örgütlü bir protesto eylemi ile suç olan DDOS ataklarını birbirinden ayırmak gerekiyor. Birçok kişinin protesto amaçlı olarak (ve de belirli şartlar altında) hedef olarak belirlenen sitelere aynı anda giriş
yapmaya çalışması, kanaatimce suç olarak değerlendirilemez. Zira, bu tip bir eylemin amacı ve yöntemi bilinen zarar verme amaçlı DDOS ataklarından farklıdır. Yukarıda da belirttiğim gibi, birçok kişi gönüllü ve istekli olarak, otomatize eden yazılımı da kullanarak aynı web sitesine giriş yapmaya çalışmaktadır. Hatta, Anonymos’un organize ettiği 9 Haziran 2011 günü saat 18:00’deki atağına, binlerce kullanıcı da ‘Acaba TİB’in sitesine ulaşılabiliyor mu?’ diye bakarak bir nevi örtülü olarak DDOS atağına katılmış oldular. Şimdi birileri örgütlenerek, şu tarih şu saatte hep birlikte şu web sitesine giriş yapıyoruz deselerdi, aynı şekilde hedef web sitesine erişim sekteye uğrayacaktı. Bu eylem, Taksim’de aynı anda 10 bin kişinin rastgele gezmesinden veya  meydanda yere yatarak bir süre beklemesinden farklı değildir.  Bu sebeple, buradaki eylemin suç olduğunu iddia etmek fazlaca zorlama olacaktır.

O halde, örgütlü bir protesto için yapılan DDOS ataklarının Türk Ceza Kanunu’nda tanımı yapılan suçtan sayılmaması için bir takım şartların aranması da zorunludur.

1-    Örgütlü bir eylemin sadece protesto amacı taşıması gerekir. Yani herhangi bir zarar verme veya 3. kişilerin önemli ihtiyaçlarını kesintiye uğratma amacı taşımamalıdır. Bir eylemden dolayı kamu malına zarar verilmesi asla düşünülemez.  Zira, Anonymous eyleminde, TİB’in sitesine mesai saatinin dışında üç saat süreyle atak yapılmış gözüküyor. Eğer ulaşım, sağlık ve başka temel ihtiyaçların karşılanması amaçlı web sitelerine yapılmış ataklar olsaydı, protesto eylemi amacını oldukça aşmış olacaktı.

2-    Örgütlü bir protesto eyleminin barışçıl ve uzlaşmacı olması gerekir. Eylemlerde hedef ve amaç, verilmek istenen mesajın muhataba ve basın aracılığıyla kamuoyuna ulaşmasıdır. Ancak verilen mesajlar, insanları birbirine düşürecek, ayrımcılık yapacak, kişileri ve kurumları küçük düşürecek nitelikte olmamalıdır. Anonymous, herhangi bir kişiye ve kuruma yönelmeden sadece sansüre gidebilecek uygulamalara dikkat çekmek amacıyla, empati kurabilsinler diye TİB’in sitesine bir müddet sansür uygulamaya çalışmıştır.

3-    Örgütlü protesto eylemi ölçülü ve dengeli olmalıdır. Bu olayı örnek olarak alırsak, TİB’in sitesine yönelen atakların uzun süreli ve yoğun etkili olmaması gerekir. Nitekim, günboyu sürecek ve gereğinden fazla etkili olacak bir atak da amacından sapmış olacaktır. Anonymous’un organize ettiği eylem, 3 saat kadar belli bir ölçüde etkili olmuştur. Yetkililerce, kamu malına zarar verilmiş veya verilere müdahalede bulunulmuş olduğu rapor edilmemiştir.

4-    Örgütlü bir protesto eyleminin dikkat çekmesi ve mesajını ulaştırması için önceden kamuoyuna ve yetkililere haber verilmesi gerekir. Anonymous atak öncesi açıklamasında tarih, saat ve hedef vermiştir.

Tüm bu koşullar bir arada bulunduğu takdirde, bir suçtan bahsedilemez. Zira, ceza hukuku amaca (saike) önem vermiştir ve bir eylemin suç olup olmadığının mahkemede tartışılmasına olanak sağlamıştır.

Zaten, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’mız da meşru amaçlarla örgütlenme ve protesto etme hakkını açıkça tanımlamıştır. Bu belgeler, fikir ve ifade özgürlüğünü tanımlamış ve sınırlarını çizmiştir. Protesto etme hakkı, bu belgelerde açıkça yazmasa bile fikir ifade özgürlüğünün doğal bir uzantısı sayılmaktadır. Protesto, ister devletlere isterse kurumlara isterse de sivil kişi ve kurumlara yönelsin, hiçbir şekilde barışçıl olmaktan uzaklaşmamalıdır.

Anonymous olayında protesto edilen şey, BTK’nın 22 Ağustos’ta uygulamaya koyacağı internet filtresi uygulamasıdır. Çünkü bugüne kadarki uygulamalar, iyi niyetli gibi gözüken filtre uygulamasının aslında sansüre ve otosansüre yol açacağı endişesidir. Bu endişenin duyulması da gayet normal görülmelidir. Zira, filtre uygulamasının ne şekilde, ne derecede ve hangi prosedürle işletileceğine dair kamuoyuna yeterli ve tatmin edici bir bilgi ne yazık ki hâlâ verilememiştir. Ücretsiz ve yaygın olarak herkese verilebilecek filtre yazılımları varken, BTK’nın genel bir filtre konusunda ısrar etmesi her zaman bu konudaki endişeleri artırmaya yetecektir.

TİB’in bu atakla ilgili olarak suç duyurusunda bulunması gayet olağandır. Çünkü görevi ve yapısı gereği suç duyurusunda bulunmak zorundadır. Ancak, ne olursa olsun gerek TİB’in gerekse de üst makamı olan BTK’nın bu kadar eleştiriye ve protestoya bir şekilde kulak vermeleri gerekir. Kamu kurumlarının görevlerinden birisi de taleplere ve eleştirilere cevap vermek, kamuoyunun beklentilerini almak ve istekleri değerlendirmektir.

Ancak organik bağı olan bu iki kurum, ne yazık ki iletişim ve iletişim stratejisi konusunda fazlaca düz mantık içindeler. Herhangi bir sitenin mahkemece kapatılmasında bile kamuoyunun bunu TİB kaynaklı zannetmesi, TİB’in tamamen iletişime kapalı olmasından kaynaklanıyor. Halbuki, yerinde ve gerekçesiyle yapılmış basın açıklamaları kadar internetin aktörlerinin de fikrinin sorulmuş olması, tüm yanlış anlamaların önüne geçebilecektir. 40 bin kişilik protesto yürüyüşünü görmezden gelmek ve sürekli “isteyen istediği paketi seçer” şeklindeki dayatmacı açıklamalar, bu iki kurum hakkındaki sansürcü etiketini kolay kolay değiştirmeyecektir. Dolayısıyla, kimse bu filtre işinin peşini kolay kolay bırakmayacaktır.

Sonraki Sayfa »

“Biliyor musun? Biz çok garip bir aileyiz. Amcam bir keresinde yaya olduğu için tutuklanmıştı”

Farneheit 451

Fahrenheit 451. Ray Bradbury imzalı, otorite, sansür ve distopya üzerine yazılmış, çok çarpıcı bir eser.

Fahrenheit 451.Ray Bradbury imzalı, otorite, sansür ve distopya üzerine yazılmış, çok çarpıcı bir eser. Yukarıdaki cümle bu romanın ana karakterlerinden birine ait. Henüz 17 yaşında olan ve kitapların yakıldığı, insanların yöneticiler tarafından adeta tasmalarla idare edildiği, okuduklarının, izlediklerinin, konuştuklarının; kısacası yaşamlarının kendilerini yönetenlerin verdiği kararlar ile idare edildiği bir dünyada yetişen bir kız çocuğunun cümlesi.

Eser öylesine etkileyici ve öylesine gerçek ki, etkilenmemek mümkün değil. Otoriter sansürün bir toplumu ne hale getirebileceğini bütün çıplaklığı ile göstermiş yazar. Otorite, tarihi bile kendi isteğine, arzularına ve amaçlarına göre değiştirmiş bu dünyada. İtfaiye teşkilatı kitapları yakmaktan sorumlu mesela. Tarih öyle değiştirilmiş ki itfaiye teşkilatının eskiden yangınları söndürmekle görevli olduğuna dair hiçbir yazılı belge kalmamış. Kitapta diyor ki ilk itfaiye teşkilatı 1700 lü yıllarda, rejim karşıtı kitapların yakılması için kurulmuş.

Acaba bugün internetimize sansür koymak isteyenler yeterince iradeli mi? Acaba insani içgüdülerine kanmayıp, sansürler üzerinden otorite kurma eylemine girmek istemeyecekler mi? Bizi bizden daha iyi tanıdıklarını düşünmeyecekler mi? Çünkü güç, tarih boyunca insanları yozlaştırmıştır. Öyle ya da böyle, güçlü olan, gücünü az ya da çok kendi çıkarı için kullanmıştır. Sansür ise yapana çok büyük bir güç tanır. Sansür sizin düşüncelerinizi değiştirir, çünkü farklı bakış açılarını sınırlandırarak görüşünüzü daraltır. Sansür sizin kara koyun olmanızı engeller, sürüyü terk edenin kurt tarafından yenileceğini söyler. Oysa sansürü uygulayanın üzerindeki koyun postu sansürlenmiştir aslında. Koyun demek yasaktır çünkü. “Kral çıplak!” diye bağıran çocuk hapiste çürümektedir aslında.

Geçen hafta G8 öncesi, Fransa’da E-G8 forumu toplandı. G8 ülkelerinin yanı sıra, dünyada internet ve bilişim dünyasını yönlendiren birçok yöneticinin de katıldığı bir forum oldu. Fransa Başbakanı Nicolas Sarkozy, konuşmasında çok çarpıcı bir kavramdan bahsetti: Civilised internet. Sivilleştirilmiş internet. Bir anlamda, devletler tarafından daha kolay idare edilebilecek bir internet. Bu demek oluyor ki, dünyanın ekonomisini ve siyasetini yönlendirenler, internet üzerinde daha fazla kontrol istiyorlar. İşin kötüsü, medyanın birçok temsilcisi de bu görüşü destekliyor. Kimisi telif haklarını korumak için, kimisi devlet sırlarının sır olarak kalması için, kimisi politik üstünlük için. Amaçlar farklı ama hedef aynı. Tasmalanmış bir internet, otoriter yönetim biçimleri. Aynı forumda buna da bir isim verilmiş: Kaliteli Otorite. Financial Times yazarı Francis Fukuyama’nın deyimi ile günümüz demokratik rejimlerinin geldiği ya da geleceği nokta kaliteli otoriterlik olabilir. Yani ekonomik olarak gelişen, politik anlamda stabil, fakat insan hak ve özgürlüklerinin çok umursanmadığı; yöneticilere göre ütopik, yönetilenlere göre distopik bir rejim. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök, 1 Haziran 2011 tarihli yazısında diyor ki, “Medeni internet ve kaliteli otoriterlik, önümüzdeki günlerde göreceğimiz sivil vesayet rejimlerinin kılıfı olacak”. Bu görüşe katılmamak için hiçbir sebep yok.

Açıkçası ben, kendim için, çocuklarım için ve torunlarım için; kitapların yakıldığı, girebileceğim internet sitelerinin başkaları tarafından belirlendiği, düşüncelerimin sınırlandırıldığı, konuştuğum-yazdığın kelimelerin bir başka insanın elinden çıkan bir listeden seçildiği bir gelecek istemiyorum. Düşünebildiğim konuşabildiğim, tartışabildiğim, herkesin fikrine,inancına saygı duyulan, herkesin söz sahibi olduğu, daha özgür, daha hoşgörülü bir gelecek istiyorum. Dünya çapında düşünülen sansür ve kaliteli otoriterlik odaklarına dur deme zamanının geldiğine inanıyorum. Ve bunu ancak doğru bilgilendirme ve bu bilgilerin paylaşımı ile yapabileceğimizi biliyorum. O yüzden, Fahrenheit 451’i okuyun, size tanıdık gelen çok şey göreceksiniz o kitapta. Ve geleceğimizi…Eğer bir şeyler yapamazsak.

Anonymous Türkiye’deki sansüre el atıyor: operation turkey

Anonymous

Anonymous Türkiye'deki sansüre el atıyor: Opertaion Turkey

Anonymous adlı hactivist grup Türkiye’de artan sansür uygulamalarına karşı bir kampanya yapacağını duyurdu. operation turkey adlı hareket twitter ve daha bir çok sosyal medya ortamında en çok konuşulan konuların başında geliyor. Ekşi Sözlük’te açılan girdide[1] yapılan açıklama ve çevirisi aşağıdaki gibi:

Dear turkish netizens,

This is a message from anonymous.

Partly in response to your requests, anonymous has started operation turkey to counter the plans of your government to curtail freedom on the internet.

The operation is currently in its early stages. We are gathering information and discussing plans with a small group of people in a channel on the irc network of anonymous operators (irc.anonops.li). Whether it will grow into something big depends entirely on the efforts of us, you, and other people willing to contribute time, skills and creativity.

We would like to invite you to join the channel to share your ideas and work on the operation.

You can access the irc channel here: http://chat.mibbit.com/…8.74.43&channel=%23opturkey
(server: irc.anonops.li, channel #opturkey)

Anonymous Grubunun Eylem Çağrısı

Anonymous Grubunun Eylem Çağrısı

Please send join us in the irc-channel and feel free to distribute this email to your friends and on forums.”

“Merhaba Türkiye,

Son yıllarda, Türkiye hükümetinin İnternet üzerindeki kontrolunun ne denli arttığına tanık olduk. Binlerce websitesi ve blog engellenirken, aynı zamanda internet gazetecilerine karşı başlatılan yasal kovuşturmalar devam etmektedir. Hükümet şimdi de 22 ağustos’ta, İnternet kullanıcılarının tüm aktivitelerinin kayıt altına alınmasını mümkün haline getirecek olan yeni bir filtreleme sistemi uygulamaya koymak istiyor. Böylesi bir sistemin ne zaman ve nasıl uygulamaya konulacağı hala muğlak olsa da, kesin olan şey hükümetin İnternet sansürünü bir üst seviyeye çıkardığıdır.

Bu sansür uygulamaları mazur görülemez. Serbest bilgi akışına erişim ve katılım temel bir insan hakkıdır. Türkiye hükümeti bu temel hakkı ihlal ederken, ‘anonim’ (anonymous) eylemsiz kalmayacaktır. Sansürü engellemek için desteğimizi verecek, sansür uygulayan kurumlara karşı harekete geçeceğiz.

Türkiye’de yüz binlerce insan internet sansürüne yönelik kararları protesto etti ancak AKP hükümeti insanların seslerini duymazlıktan geldi ve protestocuları polis şiddetiyle bastırdı.

Bizler tüm internet vatandaşlarını, Türkiye hükümetini bu absürd politikalardan vazgeçmeye iterek, konuşma özgürlüğünü desteklemeye çağırıyoruz. Serbest bilgi akışı engellenemez. Bilgi paylaşımı durdurulamaz. Korku eşiklerini aşarak, bu temel haklarımızı savunmanın zamanıdır.

Daha fazla bilgi için: http://tinyurl.com/5vd4f9p

İnternet erişiminin serbestleştirilmesi için neler yapabileceğimizi tartışmak için irc kanalında bize katılın: http://chat.mibbit.com/…8.74.43&channel=%23opturkey (server: irc.anonops.li, channel #opturkey)

Bizler ‘anonim’iz.

Bizler çoğunluğuz.

Bağışlamayız.

Unutmayız.

Bizi bekleyin.

Türkiye’den internet vatandaşlarına email göndermek için: http://pastebin.com/rcqgjmvu

(bkz: http://pastebin.com/rcqgjmvu) (bkz: http://piratepad.net/kllvdzgdcd) (bkz: http://piratepad.net/qs5rnjesot)

avaaz.orgda başlatılan imza kampanyası: (bkz: https://secure.avaaz.org/…_internet_censorship/?twi)

1:http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=operation+turkey