Etiket Arşivi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu

Sosyal Medya ve Korku Yönetimi

(http://www.guvenliweb.org.tr/aileler/node/155) “Sosyal Ağlardaki Arkadaşlarınız Gelecekte Banka Kredisi Alamamanıza Sebep Olabilir” başlığıyla bir haber yayınlandı. Bu haberde Lenddo isimli Filipinler bazlı bir firmanın Sosyal Medya hesaplarımızı alarak bize kredi verip vermediğini, sosyal medyada yaptığımız paylaşımların kredi notumuzda önemli olduğu, firmanın ilk olarak bizim Facebook hesap şifrelerimizi alarak ölçmeye başladığını, firmanın çok büyük yatırımcılara sahip olduğu ve Amerika’ya açıldığından bahsediliyordu. Haberin bilgi kısmı garip yorum kısmı ise acaipti. BTK’nın internet kullanıcıları kokutma amaçlı olarak yer verdiği bu tip haberlere aşina olduğumuz için, bu haberi de böyle değerlendirdim. Sonra bu haberin e-siber.com‘dan alınan bir haberden oluşturulduğunu öğrendim. Haber Lenddo’nun sitesindeki açıklamalara göre yapılmıştı. Ama firmanın iddiaları kuşku uyandıracak türdendi. Bu sırada ben çoktan Lenddo ile iletişime geçmiştim. Görüşme şöyle gerçekleşti.

Yetkin – Lenddo benim Facebook arkadaşlarıma bakıyor mu?
Lenddo – Hayır Lenddo’da güvenli bir ağ oluşturuyorsunuz, yani hayır Facebook arkadaşlarınıza bakmıyoruz. Baktığımız şey topluluktaki davranışlarınız.
Yetkin – Merkezi Filtreleme Sistemi kurumu tarafından yapılan haberde sizin ilk önce benim Facebook/Gmail hesaplarımı aldığınızı ve ordaki arkadaşlarım “düşük profil” ya da “uygun” değilse kredi notumu düşürdüğünüz söyleniyor.
Lenddo – Facebook ya da gmail şifrelerini ya da hesaplarını sormuyoruz. Lenddo skorunuzu “düşük profilli” arkadaşlarınıza göre hesaplamıyoruz ama bunlar tabii ki etkileyebilir. Eğer Lenddo topluluğundaki arkadaşlarınız kötü davranıyorsa (mesela parasını ödemiyorsa sizi etkileyebilir ama bu sizin Facebook arkadaşlarınıza bağlı değil.
Yetkin – Tamam yani Lenddo’nun kendisi bir topluluk?
Lenddo – Evet Lenddo’nun kendisi bir topluluk.
Yetkin – FAQ’nuzun 18. sorusunda Lenddo sosyal medyanızı kullanıyor diye bir cevap var. Sanırım yanlış anlaşılmaya neden olan kısım burası. Bunu açıklar mısınız?
Lenddo – Bilgi için teşekkürler. Bu satır sadece Sosyal ağdaki arkadaşlarınızı Lenddo’ya davet edebilirsiniz anlamına geliyor.

 

Peki Lenddo gerçekte nedir? Lenddo bir sosyal ağ ölçüm sitesi. Bu açıdan klout.com gibi ölçümleme sitelerinden hiç bir farkı yok. Sosyal medya hesaplarımızı  kullanma yöntemi sadece şu an herhangi bir sitenin yaptığı gibi, arkadaşlarımızdan Lenddo’ya kayıtlı olanları bulmak ve/veya arkadaşlarımızı Lenddo’ya davet ettirmek. Ama firma habere de kaynaklık eden tanıtım yazısında (https://www.lenddo.com/pages/what_is_lenddo) kendisini “sosyal medya tabanlı ilk  kredi ölçüm platformu” olarak tanıtarak olmadığı bir şey gibi gösteriyor. Kredi sağlayan kuruluşlar internet araştırmalarını (bu arada sosyal medya araştırmalarını da) kişinin sosyal statüsünü, gelir durumunu vb. tahmin etmek için kullanıyorlar. Ama bunu sadece sosyal statü konusunda bir ek bilgi kaynağı sağlamak için yapıyorlar. Buradan hareketle “sosyal medya tabanlı kredi ölçüm platformu” iddiasında bulunmak haddini aşmak oluyor. Çünkü kredi derecelendirme ciddi ve sıkı bir biçimde düzenlenen bir alan. Bankalar ve kredi kuruluşları kredi derecelendirmesi ile bilgiyi muhatabı dışında üçüncü kişilerden gizli tutmak ve bunları ancak benzer finans kuruluşlarıyla paylaşmakla yetkili. Kredi derecelendirmesinin muhatabı olan kişi hukuki bir süreç başlattığında da kullandığı parametreleri şeffaf bir biçimde sağlamakla yükümlü. Şimdi düşünsenize, bir bankanın “bu kişinin Facebook’taki arkadaşlarının bazıları kötü kredi geçmişine sahip”, “kişi kredi sistemi konusunda eleştirel düşüncelere sahip, dolayısıyla kredisini ödemeyebilir”, “kişi tututmlu birine benzemiyor, sosyal medya paylaşımlarından böyle anladık”, veya “yeterince ciddi bir profil çizmiyor” gibi parametrelerle sizi derecelendirdiğini açıkladığını… O kuruluşun ne güvenirliği kalır ne de ciddiyeti! Üstelik kişinin sosyal itibarını zedelemek ve diğer finans kuruluşları nezdinde güvenilirliğine zarar vermek yüzünden ciddi tazminat davalarıyla karşı karşıya kalabilir. Kısacası, şu anda sosyal medya sadece kişinin sosyal statüsü ve gelir durumu hakkında ek ve resmi olmayan bir kaynak olarak kullanılabilir. Bundan fazlasını iddia etmek de haddini aşmak olur.

Lenddo, blogunda kendisini bir “topluluk” olarak tanımlıyor: http://blog.lenddo.com/ . Buradan da firmanın güvenilirlik kavramı üzerine temelenen bir sosyal ağ geliştirmek peşinde olduğu anlaşılıyor. Bunu da yanıltıcı bir söylem kullanarak yaptığı ortada. Çünkü sundukları tanımları okuyan, kredi kuruluşları tarafından kullanılan bir sisteme adım attıklarını düşünecek. Oysa ortada böyle bir sistem yok. Sosyal medyadan statü profili çıkarmak başka bir şey, paylaşımlardan hareketle kredi derecelendirmesi yapmak başka. Firmanın bir hedefi de kredi sağlayan kuruluşlara sosyal medya ölçümleriyle danışmanlık hizmeti satmak olabilir. Ama şimdilik bu hizmeti satmaları zor. Çünkü kredi kuruluşları sosyal statü tahminininin ötesinde herhangi bir bilgiyi kullanamaz ve bunu  açıklayamaz. Dolayısıyla, firmanın insanları yanıltıcı bilgiyle korkutarak kendi ağına katmak ve belli sayıda kullanıcıya ulaştıktan sonra Facebook, Twitter gibi sosyal medya şirketlerini tavlayıp Klout gibi onların da kullandığı bir platform haline gelmek. Bundan sonra da bankaların kapısını aşındırmak…
Yani neresinden bakarsanız bakın elinizde kalacak iddiaları haberleştirmek mümkün, ama sosyal medya ve kredi notu gibi iki kavramı yan yana getirmeden önce biraz daha araştırma yapmak gerektiği de açık. Hele bu haberi insanları sosyal medya ve internet hakkında korkutmak için kullanmak ise bambaşka bir şey. O yüzden bu tip haberler okuduktan sonra iki kez düşünün. Ve merak etmeyin, henüz kimse sosyal medya paylaşımlarınınzdan ötürü size kredi vermemezlik etmez. Hele bankaların kredi vermek için bu kadar çırpındıkları bir dönemde sosyal medyada fazla takılmak sizin sosyal statünüzü yükseltir olsa olsa.

Yani Klout in, Lenddo out!

 

Yetkin SAL

Sayın Tayfun Acarer, pardon?*

Özgür Uçkan

Beni son zamanlarda en çok eğlendiren haber, BTK Başkanı Sayın Tayfun Acarer’in, 22 Şubat 2011 tarihinde yayınlandığından beri ulusal ve uluslararası tepkilerin odağında olan, devlet eliyle zorunlu merkezi filtre kararını eleştirenlerin “pardon” demesini istemesi oldu! Açıklama şöyle: ”Herkesi içermeyen, tamamen tercihe bağlı bir şey sansür olarak, sansür kelimesiyle ilişkilendiriliyorsa, Türkçe anlamlar konusunda oturup düşünülmesi lazım. Bu kadar eleştiri yapanlar 22 Kasım’da ne diyecekler merak ediyorum. Uygulama başladığı zaman ne diyecekler çok merak ediyorum ama ‘pardon’ demek de bir meziyettir.” (http://www.ntvmsnbc.com/id/25244357/

BTK’nın ilk kararı, yani herkesi dört farklı profilden birine girmeye zorlayan merkezi filtre uygulaması madem sansür değildi, BTK niçin bu kararı revize eden ve profil sayısını ikiye indirerek tercihe bağlayan bir taslak daha yayınladı?  Sonra niçin bu taslak kararı 10 gün süreyle kamuoyunun görüşüne açtı? Bir çok kişi ve kuruluş görüş gönderdi, bunların bir kısmı medyada da yayınlandı. BTK niçin bu görüşlerin değerlendirmeye alınıp alınmadığını, nihai kararın resmi olarak neye benzediğini açıklamaya dahi tenezzül etmeden test sürecinin başladığını açıkladı?
Hukukçulara göre, resmi olarak ilkini ortadan kaldıran herhangi bir karar yayınlanmadığına göre, 22 Şubat tarihli resmi kararın yürürlüğe girmiş olması gerekiyor. BTK Başkanı Tayfun Acarer’e bakarsanız, taslak kararda sözü edilen test süreci başlamış bulunuyor!
Sayın Acarer, herhangi bir sözlükte “sansür” kelimesine bakarsa, yayınların önceden denetlenmesi ve yayımının izne tabi olması anlamına gelen bu kelimenin 22 Şubat kararına tam olarak uyduğunu görecektir. Yeni revizyon kararlarında içerikleri devlet eliyle denetlemeyi sürdürme ısrarından dolayı da örtülü ve kısmi sansürden söz edilebileceğini savunan çok kişi vardır.
Madem bir önceki kararları sansür değildi ve öyle olmadığını aylarca savundular, o halde niçin kararlarını değiştirdiler ve herkesi merkezi bir şekilde bir profile sokmak ısrarından vaz geçtiler? Sayın Acarer, sorumlu bir yönetici olarak önce bu soruya cevap vermelidir. Bu geri adımın arkasında ciddi kamuoyu baskısının, sokak protestolarının, demokratik zorun ve uluslararası toplumun tepkisinin bulunup bulunmadığını açıklamalıdır. Daha sonra, yetkisiz bir kurum tarafından alınan hukuki geçerliliği kuşkulu bu yeni anti-demokratik karara dair eleştirileri yanıtlamaya başlamalıdır. Hukuk devletlerinde böyle yapılır.
Ben Sayın Acarer’e “pardon” demek isterim, ama sonunda bir soru işaretiyle: Pardon?
Yazı *http://sansuresansur.blogspot.com/2011/09/sayn-tayfun-acarer-pardon.html# adresinde yayınlanmıştır