Author Archives: Işık Barış Fidaner - Page 2

Stallman ile görüşme, Mayıs 2001

Louis Suarez-Potts ve Richard M. Stallman arasında Mayıs 2001 tarihli görüşme:

Richard M. Stallman özgür yazılımın (ismini de koymuş olan) en ünlü pratisyeni/kuramcısıdır. “Özgür” burada “ifade özgürlüğü” anlamındadır. Stallman’ın “özgür yazılım” hareketindeki en ünlü müdahalesi tabi ki GNU Genel Kamusal Lisansı’ydı (GPL – 1985’te herhangi bir programa uygulanabilecek genel bir lisans olarak GPL’i yarattı). Lisansın kodladığı “copyleft” kavramının “merkezi fikri” Stallman’ın tarifiyle “herkese programı çalıştırma, kopyalama, değiştirme ve türetilmiş versiyonlarını dağıtma hakkı vermesi, ama kendi kısıtlamalarını ekleme hakkı vermemesidir. Yani ‘özgür yazılım’ı tanımlayan elzem özgürlükler kopya sahibi olan herkes için güvencededir; bunlar vazgeçilemez haklar olurlar.” (Stallman, “GNU İşletim Sistemi ve Özgür Yazılım Hareketi”, DiBona, Açık Kaynaklar: Açık Kaynak Devriminden Sesler)

Sonraki Sayfa »

Eleştirel Mühendisin Manifestosu*

0. Eleştirel Mühendis, hareket, iletişim ve düşünüş yollarımızı şekillendiren Mühendisliği zamanımızın en dönüştürücü dili sayar. Bu dildeki sömürü** biçimlerini çalışarak nüfuz alanlarını teşhir etmek Eleştirel Mühendisin işidir.

1. Eleştirel Mühendise göre, bağlı olunan herhangi bir teknoloji hem zorluk hem de tehdittir. Bağlılık ne kadar büyükse, sahiplik ve yasal şartlardan bağımsız olarak, o teknolojiyi çalışma ve içsel işleyişini teşhir etme ihtiyacı da o kadar büyüktür.

2. Eleştirel Mühendis her bir teknolojik ilerleme ile tekno-politik okuryazarlığımızın zorlaştığına dair farkındalığı yayar.

3. Eleştirel Mühendis zengin kullanıcı deneyimleri üzerinde yapısöküm uygular ve şüphe yaratır.

4. Eleştirel Mühendis ‘uygulamanın huşusu’nun ötesine bakarak nüfuz yöntemlerini ve özgül etkilerini belirler.

5. Eleştirel Mühendis her bir mühendislik çalışmasının, kullanıcı bağlılığı ile orantılı ölçüde kendi kullanıcısını mühendislediğinin farkındadır.

6. Eleştirel Mühendis, aygıtları, bedenleri, ajanları, kuvvetleri ve ağları kuşatan ilişkileri tarif etmek üzere ‘makine’yi genişletir.

7. Eleştirel Mühendis teknolojinin üretimi ve tüketimi arasındaki uzayı gözlemler. Bu uzaydaki değişimler karşısında süratle edim gösteren Eleştirel Mühendis, dengesizlik ve yanılsama anlarını teşhir etmeye hizmet eder.

8. Eleştirel Mühendis sanat, mimarlık, aktivizm, felsefe ve icatlar tarihine bakar ve örnek Eleştirel Mühendislik çalışmaları bulur. Bu disiplinlerin stratejileri, fikirleri ve gündemleri benimsenecek, yeniden amaçlandırılacak ve mevzilendirilecektir.

9. Eleştirel Mühendise göre yazılı kod toplumsal ve psikolojik alemlere doğru genişleyerek insanlar ve etkileşimde bulundukları makineler arasındaki davranışı düzenler. Bunu anlayan Eleştirel Mühendis kullanıcı-kısıtlılıklarını yeniden inşa etmeye ve dijital kazıcılık yoluyla toplumsal eyleme yönelir.

10. Eleştirel Mühendisin teşhir konularının en arzulananı, sömürüdür.

* Bu manifestoyu Ekim 2011’de Berlin’de kaleme alan Eleştirel Mühendislik Çalışma Grubu, diğer adıyla Julian Oliver, Gordan Savičić ve Danja Vasiliev, dünya çapında sanat uzmanlarılardır. Anahtar kelimeler: gözetim, panoptikon, toplumsal olan.

** İngilizcesinde Eleştirel Mühendisin kullanması gereken temel araç sayılan “exploit”, Türkçe metinde “sömürü” terimiyle Eleştirel Mühendisin karşı karşıya olduğu bir mesele olarak çalışma ve teşhir konusu sayılmıştır. (Çeviri: IBF)

Karşılaştırınız:
http://en.wiktionary.org/wiki/exploit 
http://tureng.com/search/exploitation

Richard Stallman: ‘Apple tarihin en sıkı dijital kelepçelerine sahip’

Hazel Healy özgür yazılımın ahlaki pusulası ile Anonymous, lisanslama ve dijital özgürlükler üzerine konuştu (5 Aralık 2012).

Tüm zamanların en büyük hackerlarından Richard Stallman özgür yazılım hareketi için bir nevi gezgin peygamber.

Kullanıma, paylaşıma ve değiştirmeye açık bilgisayar programlamasındaki muazzam yiğitliklerinin sonucu olan ilk ‘copyleft lisansı’nı icat etti -ve copyright ile başı belaya girmeden.

Stallman şimdi dünyayı gezerek yazılımın kamusal bilgi sayılması gerektiği savını yayıyor ve dünyanın artan dijitalliğinde sivil özgürlüklerin girdiği tehditler konusunda uyarıyor.

stall1

Richard Stallman her zamanki netbook’unun başında, Londra’da bir Bitcoin konferansı, Eylül 2012.

Sonraki Sayfa »

technological alienation

>>MP3<<

kaynak: Teknolojik Yabancılaşma ve Hack Kültürü
sistem: cepstral, goldwave, audacity, freesound.org

-barış

Sonraki Sayfa »

AMS, NSA İle Bağlarını Koparmalıdır

AMS’nin (Amerikan Matematik Topluluğu) NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) ile bütün bağlarını koparması için bu Mektubu Editör’e yazmaktayım:

Edward Snowden’in kamuoyuna sağladığı ve halen sağlamakta olduğu açıklamalar, NSA’in muazzam gizli casusluk programları hakkında belirgin ve güvenilir bilgiler, komplo teorisi kuranların hayal edebileceği bütün çılgınlıkların ötesindedir.

Yapılması gereken, yalnızca ABD yurttaşlarını değil dünyanın her yerindeki insanları ilgilendiren bir meseledir: NSA bütün gezegen çapında İnternet güvenliğini ve iletişim mahremiyetini yok etmiştir. Eğer ki herhangi bir tedavi mümkünse, muhtemelen NSA ve türevlerini toplumsal olarak kabul edilemez yapmakla başlayacak -gençlik günlerimde KGB için çalışıyor olmanın Sovyetler Birliği’nde birçok kişi için toplumsal olarak kabul edilemez olmasındaki gibi.

AMS düzenli olarak NSA’in iş ilanlarını yayınlamakta ve NSA Matematiksel Bilimler Burs Programı üzerine değerlendirmeler yürütmekte. NSA ve AMS arasındaki ilişki ortakyaşar bir ilişki gibi görünmekte: NSA kendi işleri için matematikçilere ihtiyaç duymakta, AMS de araştırma fonlarını artırmak istemekte. Fakat etkinlikleriyle insan toplumunun dokusuna bunca zarar veren herhangi bir örgütle herhangi bir ilişki sağlıksızdır. Tutarlılığın gereği olarak, AMS NSA ile olan bütün irtibatını kesmelidir.

Alexander Beilinson
University of Chicago
sasha@math.uchicago.edu
12 Eylül 2013
(çeviri: IBF, kaynak)

NSA Üzerine

profes1

(Johns Hopkins’te öğretim üyesi olan Matthew Green’in 5 Eylül 2013’de yayınladığı bu blog yazısını kaldırması istenmişti)

Yılın en büyük kripto haberine naçizane katkımı anlatayım müsaadenizle.

Birkaç hafta önce ProPublica‘dan muhabir beni aradı ve şifreleme [encryption] (1) hakkında genel sorular sordu. Bunun tuhaf bir görüşme olacağını hemen anladım, çünkü bu bey NSA’in şifrelemeyi [encryption] yenebilecek muazzam yetenekleri olduğuna ikna olmuşa benziyordu. Ve ‘hey ahbap ne dersin NSA’in şifrelemeyi [encryption] yenebilecek muazzam yetenekleri var mı ha?’ tarzında değildi bu. Hayır, yenilgiyi çoktan kabullenmişti. Sadece detayların pazarlığını yapıyorduk.

Sonraki Sayfa »

Matematikçiler, neden konuşmuyorsunuz?

seife

Charles Seife’nin Ulusal Güvenlik Ajansı kimlik kartı

Ulusal Güvenlik Ajansı’nda beraber çalıştığımız arkadaşlarıma açık mektup:

Matematikçiler, neden konuşmuyorsunuz?

Charles Seife
22 Ağustos 2013

Kaynak: slate

Çoğu kişi Von Neumann* binasının tarihini bilmez. Princeton’daki mühendislik avlusunun arkasına saklanmış bu bina neredeyse penceresizdir. Gözleri parlayan genç bir matematik öğrencisi olarak lisansa başladığım yıl Ulusal Güvenlik Ajansı‘nda (National Security Agency – NSA) çalışmak üzere işe alınmıştım.

Sonraki Sayfa »

Bulutta Özgürlük

cloud

Slavoj Žižek

Hepimiz hatırlıyoruz: Başkan Obama yüzündeki umut ve güven dolu gülücükle ilk kampanyasının sloganını sürekli tekrarlıyordu “Evet, yapabiliriz!” -Bush döneminin sinikliğinden kurtulabilir, Amerikan halkına adalet ve refah getirebiliriz. Şimdiyse örtülü operasyonlarına devam eden Birleşik Devletler, genişlettiği istihbarat ağıyla kendi müttefiklerini bile gözetlerken Obama’ya karşı bir protesto hayal edebiliriz: “Dronlarla nasıl cinayet işlersiniz? Müttefiklerimizi nasıl gözetlersiniz?” Alaylı bakışıyla Obama kötücül bir gülümseme ile mırıldanır: “Evet yapabiliriz…”

Sonraki Sayfa »

Yeni Bir Özgür E-Kitap: Hack Kültürü ve Hacktivizm

hack_kulturu_ve_hacktivizm_bBir yıl önce gerçekleştirdiğimiz HackCon I etkinliği oldukça verimli tartışmalara vesile oldu. Her toplantıda olduğu gibi, süre kısıtı nedeniyle sözler biraz eksik kaldı. Bu kitap yarım kalan sözlerin kısmen tamamlanması ya da derli toplu bir özeti anlamına geliyor. Toplantımıza katılan, bu derlemeye yazılarını veren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kitabın birbirinden değerli yazarları sayesinde konuyu hemen her boyutu ile ele almaya çalıştık. Hack kültürü ve hackerların ülkemizde ve dünyada çarpıtılmış bir kavram içine sıkıştırılmasını eleştirmeye ve toplumda oluşan negatif algıyı değiştirmeye yardımcı olacak bir içerik hazırlamaya özen gösterdik. Konuyu tarihsel, sosyolojik, güncel, politik ve kültürel yönleri ile tartışan yazılar seçtik. Hackerlığı bilgisayar korsanlığına indirgeyen düzeysiz tartışmaları bir tarafa atıp, Türkiye’de de bu olgunun hakettiği gibi tartışılması hedefledik.

Kitabımızın bir de özel anlamı var. Değerli hocamız Mustafa Akgül, yaşamı ve bıkıp usanmadan peşinden koştuğu idealleri ile Türkiye’de toplumun ve özellikle de egemenlerin İnternet’e ilişkin negatif algısını değiştirmeye uğraştı, uğraşmaya da devam ediyor. Jargona uyacak olursak bu algıyı hacklemeye çabalıyor. Bir şeyleri değiştirmenin, yönetime katılmanın, karar verici politikacı ve bürokratları ortak aklın, bilimin aydınlığına uydurmanın oldukça zor olduğu bu ülkede bu çabanın kendisi büyük bir başarı örneğidir. Maalesef kamu ve siyasetçiler tarafında bu çabalar duvarlara çarpmaya devam etmekte, neticeler alması uzun süreler almakta. Ama biz zaten bu mücadelenin uzun soluklu olduğunu yine Akgül hocamıza bakarak öğreniyoruz. Kendi payımıza bu çabaların neticesiz kalmadığını bu çalışmayla göstermek istedik. Bu kitabı kendisine armağan ediyoruz.

Kendisiyle yanyana olmak bizim için hem bir onur hem de büyük bir şans.

Mücadelemizde sayısız başarıları birlikte tatmak dileğiyle…

Teşekkürler Akgül hoca.

Alternatif Bilişim Derneği / Ağustos 2013

Erişim için Linkler:

Kitabı
http://ekitap.alternatifbilisim.org/hack_kulturu_ve_hacktivizm.html
adresinden PDF ya da LaTeX olarak indirebilirsiniz.
Kitabın kapak sayfası da aynı adreste bulunuyor.
Diğer erişimler:
Twitter:
https://twitter.com/altbilisim/status/366976315728990209
Facebook:
https://www.facebook.com/AltBilisim/posts/513531345383575
GoodReads: http://www.goodreads.com/book/show/18310462-hack-k-lt-r-ve-hacktivizm
Akıllı tel.ler için:

Bir Hacker’ın Vicdanı – Mentor

(PDF)

internete övgü

brecht’ten bozarak:

iki tane gözün varsa senin,
binlerce gözü var internetin.
her kullanıcının bildiği birkaç kent,
beş kıtanın beşini de biliyor internet.

her kullanıcının vakti belli,
internetin ise tarih saati.
her kullanıcıyı yok edebilirler her an.
internet ise yedi değil, binlerce can.

ama tamamlanamamış bir sinir sistemine benziyor.
-barış

>>> praise of the internet <<<

Julian Assange: Şifreleme silahları için bir çağrı

Bu kitap bir manifesto değil. Buna zaman yok. Bu kitap bir uyarı.

Dünya ulusötesi bir distopyaya doğru kaymıyor, koşar adım ilerliyor. Bu gelişme ulusal güvenlik çevreleri dışında gereğince algılanmadı. Ketumiyet, karmaşıklık ve ölçek yoluyla gizlendi. Özgürleşme yolundaki önemli aracımız İnternet, şimdiye dek gördüğümüz en tehlikeli totaliterlik kolaylaştırıcısına dönüştürüldü. İnternet insan uygarlığına bir tehdittir.

Sonraki Sayfa »

Aaron öldü

Aaron öldü.

Bu çılgın dünyadaki gezginler,
bir akıl hocasını, bir bilge büyüğümüzü yitirdik.

Hak davasında hackerlar, bir kayıp verdik,
içimizden birini yitirdik.

Yetişiler, uğraşılar, dinleyiler, besleyiler,
bütün ebeveynler,
bir çocuğu yitirdik.

Hep birlikte ağlayalım.

timbl

***

Gerilla Açık Erişim Manifestosu – Aaron Swartz 2008

***

dikkat:
reklam/ilan alan web adminlerinin bu içeriği kullanmaları doğru değildir ve hoş karşılanmaz.

warning:
it is inappropriate and unwelcome that any advertisement-receiving web admin should use this content.

BTK, Türk Telekom, internetten elini çek!

Bir ay önce, Türk Telekom, kullanıcılarını tek tek telefonla arayarak “Güvenlik paketi” adı altında BTK’nın filtresini diğer ürünlerle beraber satmaya çalışıyordu. Arayan görevliler, “neden istemiyorsunuz, ailecek kullanmıyor musunuz, çocuğunuz yok mu” gibi sorularla kullanıcıları korkutmaya çalışıyorlardı.

Türk Telekom’un dün geceki son pazarlama çalışması ise, filtreyi pazarlayabilmek için filtre istememiş olan kullanıcılara filtreyi uygulamak oldu.

Filtre istemeyen kullanıcılar, ilk filtre kararında “standart profilde” sayılmışlardı, daha sonra tepkiler üzerine bunun adı “mevcut kullanımın devamı” olarak söylenmişti.

Fakat son yapılan şey gösteriyor ki, Türk Telekom kullanıcıların “mevcut kullanımını” istediği zaman yarıda kesip filtre kararında bahsedilen “Uyarı ve bilgilendirme” türü ekranlara yönlendirme hakkını kendinde görüyor. Açıklayalım:

Dün gece filtre istememiş olan kullanıcılar, girmek istedikleri sayfa yerine “yılın fırsatı” adında “Fatura bilgilendirme” başlıklı işte şu Türk Telekom sayfasına yönlendirildiler:

http://www.ttnet.com.tr/yilin-firsati/index.aspx

Bu sayfada “Güvenli İnternet Hizmeti, tercihinize bağlı olarak sizi internetteki muhtemel zararlı içeriklerden koruyan ücretsiz ve kullanımı kolay bir sistemdir. Güvenli İnternet Hizmeti ile ilgili detaylı bilgi almak ister misiniz?” yazıyor ve altında iki seçenek var: Evet, istiyorum. Hayır, ilgilenmiyorum.

Bu yönlendirme, yeni filtre sistemi için kullanılan Derin Paket Sorgulama yöntemi ile yapılmış olmalı. Çünkü kullanıcıların ulaşmak istediği sayfaya açtığı bağlantı durduruldu ve o sayfadan ileteceği cevap yerine Türk Telekom kullanıcıya kendi cevabını gönderdi.

Türk Telekom bugün eğer kullanıcılarının “mevcut kullanımını” durdurarak BTK’nın filtresinin reklamını yapma hakkını kendinde görüyorsa, ileride TTNET ürünlerinin, hatta üçüncü kişilerin vereceği reklamların “mevcut kullanımı” durdurarak araya sokulması gündeme gelecektir. Ve unutmayalım ki içinde bulunduğumuz kapitalist sistemde bu tür potansiyeller doğrudan doğruya bir şirketin hisselerinin kıymeti olarak gerçekliğimize gölgesini düşürmektedir.

Bahane ne olursa olsun, servis sağlayıcının İnternet ile kullanıcı arasına girmesini asla kabul etmemeliyiz. Bu hakkı kendinde gören bir servis sağlayıcı, İnternet kullanıcılarının düşmanı sayılır.

Bu son olay gösteriyor ki, İnternet’i özgür ve filtresiz olarak kullanma hakkımıza sahip çıkmamız, aynı zamanda özgür iletişim alanlarımızı savunmak ve büyütmek için teknik yeteneklerimizi geliştirmemiz gerekiyor.

Şunu görmeliler: Eğer servis sağlayıcı elindeki gücü kullanarak kullanıcıların özel alanını ihlal etme hakkını kendisinde görüyorsa, İnternet kullanıcılarına da servis sağlayıcıya ait görünen alanları işgal ederek “Uyarı ve bilgilendirme” yapma hakkı doğar.

Occupy hareketinden çıkarılacak anlamlı bir mesaj varsa budur.

Yani nesnelerden önce, o nesnenin doldurabileceği alanı/boşluğu savunmaktır…

Our space = Bizim alanımız/uzayımız/boşluğumuz.

Işık Barış Fidaner

Avrupa Komisyonu’nun iç yazışması: Temel hak savunucularının veri kaydetme’ye dair kaygıları görmezden gelindi*

Veri kaydetme direktifinin Nisan 2011’deki değerlendirmesinin ardından Avrupa komisyonu direktif için bir yenileme duyurusu yaptı. Komisyonun avrupa konseyinin veri koruma çalışma grubuna gönderdiği bir iç yazışma belgesi birkaç gün önce internete sızdı:

https://netzfreiheit.org/eu_commission_data_retention_reform/

Bu belgede hak savunucu örgütlerin değerlendirme sonrasında ifade ettiği kaygılar görmezden geliniyor. Aksine içerik, kanun yaptırımı yapan güçlerin telekomünikasyonun daha yoğun izlenmesine dair isteklerini yansıtıyor.

Belgeye göre veri kaydetmenin vatandaşlara daha iyi “açıklanması” gerekiyor. Veri kaydetmenin kanun yaptırımı için değerli bir araç olduğu çıkarsaması yapılıyor. Veri kaydetme hakkındaki eleştiriler bilgilerin ne kadar kullanışlı olduğunun tam olarak bilinmemesi olarak görülüyor. Üye devletlerin yalnızca azınlık bir kesimi veri kaydetme hakkında istatistikler sunabilmiş ve bu istatistikler hangi verilerin veri kaydetme sayesinde erişildiğini göstermiyor.

Veri kaydetme, mahremiyete tecavüzdür. Gereksiz ve orantısız olduğu şartlarda insan haklarını ihlal eder. Sızan belge gösteriyor ki, bu gereklilik ispatlanamamasına rağmen Avrupa komisyonu veri kaydetme direktifini sürdürmek istiyor.

Kanun yaptırımının talepleri daha çok dikkate alınıyor. Kaydedilen veriler, anında mesajlaşma (MSN, gtalk vb.) ve sohbet konuşmalarına (skype vb) doğru genişletilmek isteniyor. Dahası, internet üzerinden yapılan bütün dosya indirme ve karşıya dosya yükleme bilgileri de kaydedilecek. Internette dolaşan biri her web sitesini bilgisayarına indirdiği için, bu karar internet trafiğinin baştan aşağı izlenmesi sonucunu doğuracak.

Bazı paydaşlar verinin kullanımının da genişletilmesini istiyorlar: Kaydedilen veriler başlangıçta yalnızca “ciddi suçlarla” savaşmakta kullanılabiliyordu. Bu belgede ise kullanımın telif hakkı ihlallerine doğru genişletilmesi talepleri listelenmiş. Bu durum veri kaydetmenin en baştan “terörizme karşı” bir önlem olarak gerekçelendirilmesini de yalanlamış oluyor.

Veri kaydetmeye dair Avusturya çalışma grubundan Andreas Kirsch’e göre, “bu belge toplumun kaygılarının Avrupa komisyonu tarafından nasıl gözardı edildiğini göstermektedir. Veri kaydetme, mahremiyete ağır bir tecavüzdür. Bu önlemin ne gerekliliği ne de orantılılığı ortaya konabilmiştir. Komisyon verilerin yalnızca kullanışlı olduğunu iddia ediyor ve temel hak savunucularının ve birçok anayasa mahkemesinin ifade ettiği kaygıları görmezden geliyor.”

Çalışma grubu, Avusturya’da Ekim ayından beri yürüttüğü imza kampanyasında (zeichnemit.at) şu ana kadar 27 bin kişinin desteğini topladı.

*AK Vorrat örgütünün almanca açıklamasının ingilizce çevirisinden türkçeye çevrilmiştir. Almanca açıklama:
http://www.akvorrat.at/Interner-Bericht-EC-Zivilgesellschaft-ignoriert

inet-tr 2011

İnet-tr’ye dair kendi adıma bir şeyler yazayım dedim:

Sonraki Sayfa »

İnternet İnsan Hakkıdır!

2011, Internet’in giderek daha çok göz önüne çıktığı; sosyal paylaşım ve bilgilenme aracı olarak, yeni ve güçlü bir medya olarak, özellikle de fikirlerin paylaşıldığı ve tartışıldığı bir politik-ideolojik mücadele alanı olarak kendini gösterdiği bir yıl oldu. Wikileaks ve Arap isyanlarını ele alan “Cesur Yeni Medya” e-derlemesinde bu konuya dikkat çekmiştik. Internet’in korunması gereken bir iletişim ve politika alanı olduğunu vurgulamıştık.

Aynı yıl BTK isimli kurum, “22 Ağustos’ta Türkiye’de Internete seçmeli filtre konulacak” diye bir karar aldı. Bu kararın nereden çıktığını, nasıl bir düşünme süreci sonucunda geliştiğini bilmiyoruz. Diğer birçok kanun değişikliğinin nasıl yapıldığını bilmememiz gibi. 15 Mayıs’ta dünyanın en büyük Internet eylemi ile karşılaşınca geri adım atacak gibi yaptılar, bir İnternet Kurulu toplantısı yaparak “görüşlerimizi aldılar” ama bu görüşleri ne yaptılar bilmiyoruz, çünkü sonradan açıklanan karar, ilk kararın “filtre” kelimesinden arındırılmış haliydi. Bu kararda özellikle dikkat çektiğimiz nokta şu: Filtreleri belirleme yetkisi bütünüyle BTK’ya verilmiş. Bu da bize nereden çıktığını bilmediğimiz bu kararın “Internet üzerinde denetim kurma” çabası olduğunu düşündürüyor. Korumacı kollamacı devlet refleksinin Internet kullanımına el atması, Internet yayıncılarına ve özellikle de iktidardan farklı düşünen politik yayınlara parmak sallaması olarak algılıyoruz. Unutmayalım ki yine 2011’de televizyon ve gazetelerden önemli muhalif isimlerin birer birer uzaklaştırıldıklarına tanık olduk. Yine 2011’de kitap taslağının dijital kopyaları imha edilmek istenen gazeteci Ahmet Şık mahkemesiz delilsiz tutuklandı ve hala “çok gizli kanıtlar” gereği cezaevinde tutulmakta.

İşte bu mevzubahis TV ve gazetelerde birkaç gün önce 5651’in değişeceğine dair haberler okuduk, izledik. 5651’in “fazla kısıtlayıcı olduğu ve yenileneceği” söyleniyor. 2007’den beri çeşitli vesilelerle eleştirilen, bilindik bir durumdu bu. Neden şimdi gündeme geldiğini yine bilmiyoruz.

Bir sözün doğruluğu kadar, kim tarafından ve ne zaman söylendiği de önemlidir. Kanunların içeriği kadar, hatta daha önemlisi onların oluşum sürecidir. Bu yasa yapma süreçleri bize karşı bir “propaganda ve algı yönetimi” biçiminde işletildiği sürece, ifade ettiğimiz eleştirel görüşlere karşı “izole etmek” gibi terimlerle yaklaşıldığı sürece, denetim altına alınan medya kanallarıyla bize ulaşan sözlere güvenimiz doğal olarak zayıflıyor. Önce Tunus ve Mısır sokaklarının isyanıyla, sonra Yunanistan ve İspanya meydanlarında, en son da Wall Street işgaliyle sarsılan bir büyük denetim sisteminin kaçınılmaz sonu ertelemeye çalışan çırpınışlarını hissediyoruz.

Bu vesileyle 5651 ve 22 Ağustos “filtre” kararına dair eleştirdiğimiz temel noktaları tekrarlayalım:

Sansür Uygulamalarına Son

İnternet İnsan Hakkıdır!

Güvenli İnternet mi Filtre mi?

Bilindiği gibi yoğun tepkilerin ardından, BTK filtre uygulamasında geri adım attı. Profil seçeneklerini seçimlik yaptı. Standart ve yurtiçi Internet gibi ucube ötesi paketleri iptal etti. Erişim engeli aşmaya yardımcı olan proxy ve dns gibi teknolojileri engelleme çabasından vazgeçti. Fakat uygulamanın yeni hali de son derece sorunludur.

Güvenli İnternet (?)

Öncelikle altını çizmemiz gerekir ki, “Güvenli İnternet” yanlış bir nitelemedir. Böyle bir İntenet mümkün değildir. Filtreler ile güvenlik sağlanamaz. Kamuoyu bu kavramla aldatılmaktadır. Önümüze konulan “merkezi filtreler” ile süzülmüş bir İnternettir. Düpedüz “Filtreli İnternettir”.

Kavramın doğru hali “İnternet’in Güvenli Kullanımı”dır. Bunun da yolu kullanıcıların yeni medya okur yazarlığının geliştirilmesi, dijital bilgi ve becerilerinin arttırılmasıdır. İlköğretimden başlayarak bu becerilerin kazandırılması zorunludur. İnternet’te olanaklar kadar riskler de vardır. Fakat teknik çözümler, erişim engellemeleri ve filtreler kesinlikle çözüm değildir.

Çünkü güvenli havuz yoktur. Yüzmeyi bilen insanlar vardır.

Uygulamanın bu şekilde sunulması toplumda “sıfır risk” algısı yaratmaktadır. Bu çok tehlikelidir. Çocukların korunması ebeveynlerin görevidir. Fakat bu algı sayesinde sorumluluk kolayca “Güvenli İnternet”e devredilmektedir.

Seçimlik Aldatmacası

Uygulamanın seçimlik olduğu ve dileyen yurttaşın dışında kalabileceği savunulmaktadır. Buna iki temel itirazımız vardır.

Birincisi pratikte yaşanacak durum, uygulama dışında kalacak olanların istisna olacağıdır. İnternet hizmetinden faydalanmak isteyen ve konudan haberdar olamayan hiç bir yurttaş, “Güvenli İnternet ister misiniz?” sorusuna “Hayır” yanıtını vermeyecektir.

İkincisi teknik olarak engellemenin nasıl yapılacağı önemli bir sorundur. Eğer bir profili seçen yada seçmeyen tüm kullanıcıların trafikleri bir biçimde değerlendirmeye tabi tutulacak ve profillerine göre erişim hakkına karar verilecekse, bu tam bir skandaldır. Tüm trafiğin bir şekilde monitör edilebilmesi anlamına gelmektedir. Örneğin erişim engellemeleri bundan sonra nasıl yapılacaktır? Eğer bu da benzer bir liste ile yapılacaksa aslında ortada adı konmamış başka bir profil daha vardır. Fakat maalesef bu konuda yönetmelikte yeterli bilgi bulunmamakta ve kamuoyu ile paylaşılmamaktadır.

Listeler nasıl hazırlanacak?

  • Göstermelik Kurul

Yine gelen tepkiler üzerine yeni yönetmelikte bir danışma kurulu belirlenmiştir. Fakat maalesef 11 kişiden oluşacak bu kurulun 7’si Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından bürokratlar, 3’ü yine bakanlığın önerdiği ve BTK’nın seçtiği uzmanlar, kalan 1’i de Türkiye Dijital Oyun Federasyon’undan olacaktır. Görüldüğü gibi kurulun büyük bölümü siyasi iradenin etkisi altındaki bürokratlardan oluşmaktadır. Hiç bir sivil toplum kuruluşu temsilcisi bu kurulda yer almamaktadır. Üstelik bu kurulun görevi danışmanlıkla sınırlıdır. “Listeler bu kurulun tavsiyeleriyle BTK tarafından belirlenecektir.”

  • Gizli Listeler

Listelerin içeriği kamuoyundan gizlenmektedir. Listeler, filtreleme yapacak ISP’lere “hash edilerek” gönderilecektir. İçerik ve servis sağlayıcı kurum ve kişiler listelerde olup olmadıklarını ancak tesadüflerle öğrenebilecektir. AB ilerleme raporunda altı çizilen bu durum bilgi edinme hakkına da aykırıdır. İtiraz ve hak arama olanaklarını zorlaştırmaktadır. Listelerin denetimini ilgili sivil toplum kuruluşlarının odağından kaçırmaktır.

Merkezi Filtre ‘seçimlik’ de olsa SANSÜRDÜR!

Filtrelerin merkezi bir şekilde, anti-demokratik ve şeffaf olamayan süreçler içerisinde belirlenmesi kabul edilemezdir. Bu uygulama tek tip bir aile, tek tip bir çocuk, tek tip bir faydalı/iyi/doğru tanımlaması yapmaktadır. Bu tanımların içeriği de devlet tarafından doldurulmaktadır. Birilerinin bunu seçmemesi, uygulamanın niteliğini değiştirmez.

İnternet temel bir insan hakkıdır…

BM 4 Haziran’da İnterneti bir insan hakkı olarak kabul etti. “Bu nedenle her devlet, internetin, uygun fiyatlarla, geniş bir şekilde var olmasını, kullanımını temin edecek anlamlı ve güçlü bir yasal ortamı geliştirmelidir.[1-2]” tespitlerinde bulundu.

BM’nin malumu ilan etmiş olduğu raporunda da belirtildiği üzere, devletlerin görevi İnternet ile savaşmak, ondan korkmak, toplumu zırhlarla donatmak değildir. Aksine yurttaşların bu haktan en geniş yararlanabilmelerinin koşullarını yaratmaktır. Erişim engellerine, filtre uygulamalarına, sansüre, izlemeye, kayıt altına almaya son verilmelidir.

12 Ekim 2011 tarihinde açıklanan İlerleme Raporunda da Türkiye’de, “İnternet içeriği hakkında yasa [5651] ve internet hizmet sağlayıcıların iş görebildiği koşullar, ifade özgürlüğünü koruyan uluslararası standartlara uygun değil ve vatandaşların internet erişimiyle ilgili haklarını etkileyebilir.” (sf. 65) saptaması yer almaktadır. Öyleyse, Kullanıcılar olarak Internet hakkımıza sahip çıkmalıyız. Sansür uygulamalarına, iktidarların denetim, kontrol aracı olarak kullanmalarına karşı koymalıyız

Sınırsız, sansürsüz, özgür bir İnternet istiyoruz! Bilgiye erişmek özgürlüktür…

Alternatif Bilişim Derneği

Kaynaklar:

1: http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrcouncil/docs/17session A.HRC.17.27_en.pdf

2: http://turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=32795

3: 12 Ekim 2011 İlerleme Raporu

Gerilla Açık Erişim Manifestosu*

Bilgi güçtür. Fakat her zaman olduğu gibi bu gücü kendine saklamak isteyenler var. Yüzyıllarca dünyanın her yanında, kitaplar ve dergilerde yayınlanmış bütün bilimsel ve kültürel mirasın giderek daha fazlası sayısallaştırılıyor ve bir avuç özel şirket tarafından kilit altına alınıyor. En ünlü bilimsel sonuçların yayınlandığı makaleleri mi okumak istiyorsunuz? Reed Elsevier gibi yayıncılara muazzam meblağlar göndermeniz gerekecek.

Bu durumu değiştirmek için mücadele edenler de var. Bilim insanları telif haklarını devretmesin, çalışmaların İnternet üzerinde herkesin erişimine açık olarak yayınlansın diye yiğitçe savaştı. Fakat bu çalışmalar en iyi ihtimalle gelecekte yayınlanacak şeyleri etkileyebilecek. Şimdiye kadarki her şey kaybedilmiş olacak.

Bu kabul edilmez bir bedel. Bir akademisyen, meslektaşlarının çalışmalarını okumak için para vermeye zorlanır mı? Bütün kütüphaneler tarandıysa bunları sadece Google’dakilerin mi okumasına izin verilir? Bilimsel makaleler Birinci Dünya’daki seçkin üniversitelere sağlanır da Küresel Güney’deki çocuklardan esirgenir mi? Bunlar korkunç ve kabul edilmezdir.

“Tamam haklısın” diyor çoğu kişi, “ama ne yapabiliriz? Şirketler telif haklarını ellerinde tutuyor, erişimi ücretlendirerek devasa paralar kazanıyorlar ve bunlar bütünüyle yasal, onları durdurmak için yapabileceğimiz hiçbir şey yok.” Fakat yapabileceğimiz, hatta yapılmış olan bir şey var: Karşı saldırıya geçebiliriz.

Bu kaynaklara erişimi olanlar, öğrenciler, kütüphaneciler, bilim insanları; size bir ayrıcalık verildi. Siz bu bilgi ziyafetinden beslenirken dünyanın geri kalanı dışarıda bırakılmış durumda. Bu ayrıcalığı kendinize saklamamalısınız, aslında ahlaken de saklayamazsınız. Bunu dünya ile paylaşma göreviniz var. Ve yaptınız da: meslektaşlarla şifrenizi paylaştınız, arkadaşlarınız için dosya indirdiniz.

Dışarıda bırakılanlar, bu sırada siz de boş durmuyordunuz. Çatlaklardan gözlüyordunuz, çitlerden tırmanıyordunuz ve yayıncıların kilit altına aldığı bilgileri özgürleştirerek arkadaşlarınızla paylaşıyordunuz.

Ama bütün bu eylemler karanlıkta, yeraltında gizlenerek ilerliyordu. Hırsızlık veya korsanlık denildi, sanki bir bilgi hazinesini paylaşmak bir gemiyi soyup mürettebatı öldürmek ile ahlaken eşdeğermiş gibi. Fakat paylaşmak ahlaken yanlış değildir, aksine ahlaki bir buyruktur. Yalnız açgözlülükten gözü dönmüş birisi arkadaşına istediği kopyayı vermez.

Büyük şirketlerin, elbette, açgözlülükten gözleri dönmüştür. Uydukları kanunlar da bunu gerektirir, aksi halde paydaşları isyan eder. Ve satın aldıkları siyasetçiler onlara arka çıkmak için kimin kopya çıkarabileceği üzerinde onlara istisnai haklar veren kanunlar çıkarır.

Adil olmayan yasaları izlemek adaletli olamaz. Aydınlığa çıkmanın, büyük sivil itaatsizlik geleneğimizle, kamusal kültürümüzün şahsi gaspına karşı olduğumuzu ilan etmenin zamanı gelmiştir.

Nerede depolanmış olursa olsun, bilgiyi almalı, kendi kopyalarımızı çıkarmalı ve dünya ile paylaşmalıyız. Telif hakkı biten şeyleri alıp arşive eklemeliyiz. Gizli veritabanlarını satın alıp İnternete koymalıyız. Bilimsel dergileri indirip dosya paylaşım ağlarına yüklemeliyiz. Gerilla Açık Erişim için savaşmalıyız.

Bütün dünyada yeterince fazla sayıda olursak, yalnızca bilginin özelleştirilmesine karşı güçlü bir mesaj vermekle kalmayacağız, aynı zamanda onu tarihe gömeceğiz. Bize katılıyor musunuz?

Aaron Swartz
Temmuz 2008, Eremo, İtalya

(İngilizce orijinali: “Guerilla Open Access Manifesto”)

*: Bu manifestoyu yazan Aaron Swartz, JSTOR veritabanını indirdiği için geçen hafta Boston’da tutuklandı. 35 yıl hapis ve 1 milyon dolar tazminat ile yargılanıyor. Haberin detayları: Harvard researcher arrested on hacking charges

Biraz geç kalmış da olsak cevabımızı verelim: Katılıyoruz Aaron!

Siz de Aaron’a destek verin: Show Your Support For Aaron

***

dikkat:
reklam/ilan alan web adminlerinin bu içeriği kullanmaları doğru değildir ve hoş karşılanmaz.

warning:
it is inappropriate and unwelcome that any advertisement-receiving web admin should use this content.

Kırmızı hapı seçmek – Sneakers (1992)

Bizim gibi “televizyon çocukları” için 90’ların hollywood filmlerini izlemek, kendi kafanın içine girip bakmak gibi bir şey. O zamanki özel kanallarda o kadar çoğunu izlemişizdir, o filmlerde yansıtılan değer ve imgelere o kadar maruz kalmışızdır ki, bu filmleri izlemek eski arkadaşlarla buluşmak kadar tanıdık gelir.

Eski bir filmi bugünkü aklımızla izlerken, filmdeki saçmalıkları, yanlışlıkları fark ettikçe, sadece o zamanki aklımızın eksikliklerine değil, o günden bugüne bilinçdışımızda yaşamış, belki hayal gücümüzün ve dünyadan beklentilerimizin sınırlarını çizmiş olan bu “hollywood çerçevesinin” tüm eğriliklerine şaşakalırız. Yani sahteliği görürüz, ama yılların şartlanmasıyla bunları beğenmekten, huzur bulmaktan kendimizi alamayız.

Cosmo ve Marty

Cosmo ve Marty

Bu kısa girişten sonra filme gelelim. Sneakers (Şifreciler), bundan 19 yıl öncesine ait bir “hacker filmi”. O günden bugüne dünya çok değişti, hatta bilişim dünyası çok çok değişti. Yine de değişmeyen temel şeyleri görmek ilginç, klavye, ekran gibi. O zamanlar fare olmasa da…

Sonraki Sayfa »

Anonymous: Üçüncü şehrin kurucuları

Anonymous’un IRC’sinden dolaşarak ulaştığım eğitici bir yazı, “pursuance” diye bir kavram ile açıklıyor Anonymous’u oluşturan sosyal-teknik yapıyı, kulllanılan araçları, işin doğasını.

Anonymous’un ürettiği sayfaların oluşturduğu “coğrafyayı” dolaştıkça (“sörf” yaptıkça!) şunu fark ediyorum: Anonymous, İnternet’in başlangıcındaki karmaşık yapısına bilinçli bir geri dönüş gibi… Hikayeyi baştan alırsak:

Web 1.0’ın içeriğinin çoğu biri birini tutmayan amatör sitelere yayılmıştı, kaotik bir yapısı vardı. Kişisel ifade, özel alanlar, takma isimler (sanal kimlikler) ön plandaydı. En çok kullanılan araç hipermetin kodlamaydı.

Web 2.0, basit ve düzenli yapılar altında kullanıcıları kitleler halinde toplayarak bütün içeriği organize etti, merkezileştirdi, kamulaştırdı. Gerçek isimleri, gerçek ilişkileri yansıtarak sanal toplumu gerçek toplumla örtüştürdü. En çok kullanılan araç sosyal medya hizmetleriydi.

Anonymous’un mayasını oluşturduğu Web 3.0 ise, 2.0 ile kurulan kamusal paylaşım akışına bulaşan denetim yapılarından boğulan insanların kişisel alanlarını yeniden ilan etme çabasına dayanıyor. 1.0 ve 2.0’daki bütün araçlar yenileri eklenerek çoğaltılıyor. Bu yeni ağ, kamusalın dışına kaçan, onun gölgesi olan bir kişisel ara alan, kişilerarası alan oldu. 1.0’daki sanal kimlikler ve heterojen içerikler geri döndü, ama yeni araçlar sayesinde emek ortaklaşabildiği için artık hepsine tek bir imza atılıyor: Anonymous.

Yine hikayenin başına dönüyorum, bu sefer şehir mecazıyla:

Üç şehir

İlk şehir, bir gecekondu mahallesi gibiydi. Herkes taş taş üstüne koyup kendi evini (homepage!) yapmış, elinde avucunda ne varsa onu paylaşıyordu. Evler farklı farklıydı, benzer problemler farklı şekillerde çözülmüştü. Verim düşüktü, ama yaratıcılık ve samimiyet yüksekti.

Zamanla teknik olanaklar arttı, yeni araçlar yapıldı ve birileri ücretsiz oteller açmaya başladı. İnternet’e yeni katılanlar bu otelleri doldurdukça yeni ve daha büyük gökdelenler inşa edildi. Nüfusu kat kat artıran bu ikinci şehir, çok verimli standart “sitelerden” oluşuyordu. Herkes bu hizmetlere yöneldikçe birinci şehir, ikincinin gölgesinde kaldı ve bir hayalet şehir oldu.

Ne var ki, ikinci şehrin yüksek standartları bazı insanları memnun etmez oldu. Çünkü çoğunluğun pasif tüketici olduğu kamusal alanlarda yaratıcı, üretici alanlar kurulamıyordu. Üretim gökdelenin dışında bireysel olarak yapılmak zorundaydı, çünkü gökdelendeki yaşam tüketime dayanıyordu. Hazır ürünlerin paylaşım bombardımanı altındaydı ve üretici-yaratıcı emeği ortaklaştırmak için uygun bir ortam değildi.

İşte bu boğuntudan kurtulmak isteyen insanlar, gökdelenlerin dışında buluşmalar düzenlemeye başladılar. Kurtulmak istedikleri koca gökdelenlerin gölgesinin bile vurmaması için adreslerini ve isimlerini bile birbirlerinden gizlediler. Oralarda söyleyemedikleri şeyleri, cevap bulamadıkları soruları, ya da kaynayıp giden fikirleri buralarda dillendirdiler. Artık içinde bulundukları şu ya da bu gökdelenin kurallarına uymak zorunda değildiler, çünkü gerektikçe kendi prefabrik salonlarını kurabiliyorlar, her amaca yönelik yapılar oluşturabiliyorlardı.

Bu insanların sesinin duyulması, güçlerini birleştirmeleri ile oldu. Her biri kendine ayrılmış kilitli odalarının penceresinden bakmaya, pasif tüketime alışmış, odasından nasıl çıkacağını bile bilmeyen gökdelen sakinlerine tamamen yabancı bir şekilde, bu insanlar bir gün prefabrik salonlarından çıkarak binlerce kişi beraberce gökdelenlere yürüdü. Belirledikleri bir gökdelenin etrafını sararak onu geçici olarak kararttılar. O zaman insanlar gördü ki bu dünya kilitli odalardan, başkalarının sizin için tasarladığı pencerelerden ibaret değildir.

Bu yeni insanlar, el birliği ile üçüncü şehri kuracaklardı. Bu insanlar Anonymous‘tu.