Aylık Arşiv: Ocak 2012

28 – 29 Ocak Twitter Boykotu

 

SOPA’nın ve #internettutulmasi’nin başarısına daha sevinemeden internet sansürüyle ilgili art arda kötü haberler geldi. Megaupload’un kapatılması ve site sahiplerinin tutuklanmasının ardından bir çok dosya paylaşım sitesi yayınını durdurmuş veya kısıtlamıştı. 2 gün önce ise Arap Baharı’nın sesini dünyaya taşıyan araçlardan biri olan Twitter, artık ülkelere göre sansür uygulayabileceğini açıkladı. Lokasyona göre sansür uygulaması sadece ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir uygulama olmaktan öte aynı zamanda dünya çapında ağın(World wide web) mantığına da aykırı bir durum teşkil ediyor.
Özellikle Türkiye’de neyin sansür olabileceği belirsizliğini koruyorken Twitter tarafından gelen isteklere göre Türkiye’de hangi içeriklerin gösterilemeyeceği merak konusu. Aklınıza Twitter’da takip ettiğiniz kişileri ve yazdıklarını getirirseniz bu işin ne kadar uzayabileceğini anlayabilirsiniz.
Tüm dünyadan Twitter kullanıcıları Twitter’ın bu uygulamasını 28 Ocak ve 29 Ocak günü twitter’ı boykot edip tweet atmayarak protesto edicek. Sanırım bu işin en kötü yanı, bu konuda tweet atamamak.

#twitterblackout #twittercensored #j28 #j29

Yetkin SAL

Sosyal Medya ve Korku Yönetimi

(http://www.guvenliweb.org.tr/aileler/node/155) “Sosyal Ağlardaki Arkadaşlarınız Gelecekte Banka Kredisi Alamamanıza Sebep Olabilir” başlığıyla bir haber yayınlandı. Bu haberde Lenddo isimli Filipinler bazlı bir firmanın Sosyal Medya hesaplarımızı alarak bize kredi verip vermediğini, sosyal medyada yaptığımız paylaşımların kredi notumuzda önemli olduğu, firmanın ilk olarak bizim Facebook hesap şifrelerimizi alarak ölçmeye başladığını, firmanın çok büyük yatırımcılara sahip olduğu ve Amerika’ya açıldığından bahsediliyordu. Haberin bilgi kısmı garip yorum kısmı ise acaipti. BTK’nın internet kullanıcıları kokutma amaçlı olarak yer verdiği bu tip haberlere aşina olduğumuz için, bu haberi de böyle değerlendirdim. Sonra bu haberin e-siber.com‘dan alınan bir haberden oluşturulduğunu öğrendim. Haber Lenddo’nun sitesindeki açıklamalara göre yapılmıştı. Ama firmanın iddiaları kuşku uyandıracak türdendi. Bu sırada ben çoktan Lenddo ile iletişime geçmiştim. Görüşme şöyle gerçekleşti.

Yetkin – Lenddo benim Facebook arkadaşlarıma bakıyor mu?
Lenddo – Hayır Lenddo’da güvenli bir ağ oluşturuyorsunuz, yani hayır Facebook arkadaşlarınıza bakmıyoruz. Baktığımız şey topluluktaki davranışlarınız.
Yetkin – Merkezi Filtreleme Sistemi kurumu tarafından yapılan haberde sizin ilk önce benim Facebook/Gmail hesaplarımı aldığınızı ve ordaki arkadaşlarım “düşük profil” ya da “uygun” değilse kredi notumu düşürdüğünüz söyleniyor.
Lenddo – Facebook ya da gmail şifrelerini ya da hesaplarını sormuyoruz. Lenddo skorunuzu “düşük profilli” arkadaşlarınıza göre hesaplamıyoruz ama bunlar tabii ki etkileyebilir. Eğer Lenddo topluluğundaki arkadaşlarınız kötü davranıyorsa (mesela parasını ödemiyorsa sizi etkileyebilir ama bu sizin Facebook arkadaşlarınıza bağlı değil.
Yetkin – Tamam yani Lenddo’nun kendisi bir topluluk?
Lenddo – Evet Lenddo’nun kendisi bir topluluk.
Yetkin – FAQ’nuzun 18. sorusunda Lenddo sosyal medyanızı kullanıyor diye bir cevap var. Sanırım yanlış anlaşılmaya neden olan kısım burası. Bunu açıklar mısınız?
Lenddo – Bilgi için teşekkürler. Bu satır sadece Sosyal ağdaki arkadaşlarınızı Lenddo’ya davet edebilirsiniz anlamına geliyor.

 

Peki Lenddo gerçekte nedir? Lenddo bir sosyal ağ ölçüm sitesi. Bu açıdan klout.com gibi ölçümleme sitelerinden hiç bir farkı yok. Sosyal medya hesaplarımızı  kullanma yöntemi sadece şu an herhangi bir sitenin yaptığı gibi, arkadaşlarımızdan Lenddo’ya kayıtlı olanları bulmak ve/veya arkadaşlarımızı Lenddo’ya davet ettirmek. Ama firma habere de kaynaklık eden tanıtım yazısında (https://www.lenddo.com/pages/what_is_lenddo) kendisini “sosyal medya tabanlı ilk  kredi ölçüm platformu” olarak tanıtarak olmadığı bir şey gibi gösteriyor. Kredi sağlayan kuruluşlar internet araştırmalarını (bu arada sosyal medya araştırmalarını da) kişinin sosyal statüsünü, gelir durumunu vb. tahmin etmek için kullanıyorlar. Ama bunu sadece sosyal statü konusunda bir ek bilgi kaynağı sağlamak için yapıyorlar. Buradan hareketle “sosyal medya tabanlı kredi ölçüm platformu” iddiasında bulunmak haddini aşmak oluyor. Çünkü kredi derecelendirme ciddi ve sıkı bir biçimde düzenlenen bir alan. Bankalar ve kredi kuruluşları kredi derecelendirmesi ile bilgiyi muhatabı dışında üçüncü kişilerden gizli tutmak ve bunları ancak benzer finans kuruluşlarıyla paylaşmakla yetkili. Kredi derecelendirmesinin muhatabı olan kişi hukuki bir süreç başlattığında da kullandığı parametreleri şeffaf bir biçimde sağlamakla yükümlü. Şimdi düşünsenize, bir bankanın “bu kişinin Facebook’taki arkadaşlarının bazıları kötü kredi geçmişine sahip”, “kişi kredi sistemi konusunda eleştirel düşüncelere sahip, dolayısıyla kredisini ödemeyebilir”, “kişi tututmlu birine benzemiyor, sosyal medya paylaşımlarından böyle anladık”, veya “yeterince ciddi bir profil çizmiyor” gibi parametrelerle sizi derecelendirdiğini açıkladığını… O kuruluşun ne güvenirliği kalır ne de ciddiyeti! Üstelik kişinin sosyal itibarını zedelemek ve diğer finans kuruluşları nezdinde güvenilirliğine zarar vermek yüzünden ciddi tazminat davalarıyla karşı karşıya kalabilir. Kısacası, şu anda sosyal medya sadece kişinin sosyal statüsü ve gelir durumu hakkında ek ve resmi olmayan bir kaynak olarak kullanılabilir. Bundan fazlasını iddia etmek de haddini aşmak olur.

Lenddo, blogunda kendisini bir “topluluk” olarak tanımlıyor: http://blog.lenddo.com/ . Buradan da firmanın güvenilirlik kavramı üzerine temelenen bir sosyal ağ geliştirmek peşinde olduğu anlaşılıyor. Bunu da yanıltıcı bir söylem kullanarak yaptığı ortada. Çünkü sundukları tanımları okuyan, kredi kuruluşları tarafından kullanılan bir sisteme adım attıklarını düşünecek. Oysa ortada böyle bir sistem yok. Sosyal medyadan statü profili çıkarmak başka bir şey, paylaşımlardan hareketle kredi derecelendirmesi yapmak başka. Firmanın bir hedefi de kredi sağlayan kuruluşlara sosyal medya ölçümleriyle danışmanlık hizmeti satmak olabilir. Ama şimdilik bu hizmeti satmaları zor. Çünkü kredi kuruluşları sosyal statü tahminininin ötesinde herhangi bir bilgiyi kullanamaz ve bunu  açıklayamaz. Dolayısıyla, firmanın insanları yanıltıcı bilgiyle korkutarak kendi ağına katmak ve belli sayıda kullanıcıya ulaştıktan sonra Facebook, Twitter gibi sosyal medya şirketlerini tavlayıp Klout gibi onların da kullandığı bir platform haline gelmek. Bundan sonra da bankaların kapısını aşındırmak…
Yani neresinden bakarsanız bakın elinizde kalacak iddiaları haberleştirmek mümkün, ama sosyal medya ve kredi notu gibi iki kavramı yan yana getirmeden önce biraz daha araştırma yapmak gerektiği de açık. Hele bu haberi insanları sosyal medya ve internet hakkında korkutmak için kullanmak ise bambaşka bir şey. O yüzden bu tip haberler okuduktan sonra iki kez düşünün. Ve merak etmeyin, henüz kimse sosyal medya paylaşımlarınınzdan ötürü size kredi vermemezlik etmez. Hele bankaların kredi vermek için bu kadar çırpındıkları bir dönemde sosyal medyada fazla takılmak sizin sosyal statünüzü yükseltir olsa olsa.

Yani Klout in, Lenddo out!

 

Yetkin SAL

“Temel hak” kavramı, anayasa ve internet

“Temel hak”, insanın insan olduğu için sahip olduğu ve devredilemez haklar olarak tanımlanır. İnternet erişiminin de böyle temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesi giderek uluslararası bir hukuk teamülü haline geliyor.

İnternet erişimi Birleşmiş Milletler tarafından 4 Haziran 2011’de yapılan genel oturumda “temel bir insan hakkı” olarak tanımlandı ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne “3. Kuşak insan hakkı” olarak dahil edildi (http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrcouncil/docs/17session/A.HRC.17.27_en.pdf). Evrensel Beyanname altında devlet tarafından imzamız bulunduğuna göre, söz konusu genel oturuma şerh de koymadığımıza göre, aslında tartışacak bir şey yok pek. İnternet erişiminin temel bir hak olarak kabul edip iç hukukumuza uyarlamakla yükümlüyüz.

Avrupa Konseyi de 18 – 19 Nisan 2011 tarihleri arasında Strasburg’da “İnternet’in Evrenselliğini, Bütünlüğünü ve Açıklığını Korumak ve Geliştirmek” başlıklı kararıyla internet erişimini temel bir hak olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ekledi. İlgili kararın 10. Maddesi şöyle der: “Bir görevin taşıyıcıları olarak temel hakların ve vatandaşlarının özgürlüklerinin korunması ve birincil katılımcıların İnternetin kritikliğine ilişkin meşru beklentilerine ilişkin, devletlerin ulusal ve uluslar arası alanda İnternet’le ilgili kamu politikasında kamu yararını koruma sorumluluğu vardır.” (http://yenimedya.wordpress.com/2011/06/09/internet%E2%80%99in-evrenselligini-butunlugunu-ve-acikligini-korumak-ve-gelistirmek/). Karar, internet erişiminin her türlü devlet müdahalesinden uzak bir biçimde güvence altına alınmasını bildiriyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altında da imzamız bulunuyor. Sözleşmenin gereğini yerine getirip internet erişimini temel bir hak olarak iç hukukumuzda korumakla yükümlüyüz.

Sonraki Sayfa »

Dijital oyun dünyası TÜDOF’un gidişatından rahatsız

TÜDOF’un kuruluşunda emek veren çok sayıda sektör paydaşı, federasyonun şeffaflıktan uzak işleyişini eleştiren bir metin yayınladı.
Türkiye Dijital Oyunlar Federasyonu’nun (TÜDOF) Haziran ayı ortalarında Spor Genel Müdürlüğüne bağlı bir federasyon olarak kurulmasını takiben Ağustos ayı başında yapılan Başkanlık seçimiyle de Federasyon Başkanı olarak Mevlüt Dinç seçildi.

TÜDOF’un kuruluş ve işleyiş sürecini demokratik katılım içinde sürdürebilmek için 2 Temmuz ve 13 Temmuz 2011 tarihlerinde sektörün paydaşlarının geniş katılımıyla toplantılar yapılmış, “dijital oyunlar endüstrisinin değer zincirini oluşturan” çeşitli aktörleri temsil eden çalışma grupları oluşturulmuştu. Bu toplantılarda Dinç “Arkadaşlar, ne varsa hep birlikte yapacağız. Şu anda federasyon resmen onaylandı, ama hiçbir organı, üyesi yok, bomboş bir iskelet. Biz şimdi burada belirleyeceğiz.” demişti.

Bu sürece destek veren aralarında Alternatif Bilişim, Céidot Oyun Stüdyoları, IGDA Türkiye, İkisoft/Taleworlds, METUTECH-ATOM, Oyungezer,’in de bulunduğu sektör paydaşları bugün bir açıklama yayınlayarak federasyon sürecinin kendilerinin dışında gelişmesini eleştirdi. Açıklamada, “Desteklediğimiz aday Mevlüt Dinç’in başkan seçilmesinin ardından TÜDOF’un yapılanma sürecinde bizimle hiçbir şekilde iletişim kurulmadığına, en temel sorularımızın bile cevapsız bırakıldığına tanık olduk. Etkin bileşenleri olduğumuzu zannettiğimiz TÜDOF’un belirlenmiş ve seçilmiş olan yönetim kurulu üyelerini maalesef internette yayınlanan bir haber aracılığıyla öğrendik” denildi. Çalışma gruplarının, TÜDOF’a destek olmak amacıyla kurulduğu hatırlatılan açıklamada, “TÜDOF’a nasıl destek olacağımız belirsizleşmiş ve buna karşılık TÜDOF’un da sektöre nasıl yardımcı olabileceğine dair kaygılarımız artmıştır” vurgusu yapıldı.
Elektronik sporlarla ilgili gerçek ve tüzel kişiler, dağıtıcılar, yayıncılar, geliştiriciler, akademisyenler, teknokentler, İnternet Kafeler, medya mensupları, dijital oyunlarla ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile Hukukçuları temsil eden çalışma grupları, TÜDOF’u başkanlık seçimi öncesi kendilerine söz verildiği gibi katılımcı ve şeffaf hareket etmeye davet etti.

Açıklamaya destek veren kurum ve kişiler şöyle; Adeks Internet Kafe, Alternatif Bilişim, BJA, Céidot Oyun Stüdyoları, Çetin Tüker, Dijital Oyun Kültürü, EPIN, IGDA Türkiye, İkisoft/Taleworlds, İstanbul İnternet Kafeciler Esnaf Odası, Kürşat Çağıltay, METUTECH-ATOM, Mutlu Binark, Oyungezer, PaybyMe, Reo-Tek, Safa Başkaşkır, SANLAB, Seti Publishing, TieV, TOGOG, Tom’s Hardware Türkiye, Tom’s Oyun, Veysi İşler, Zibumi

Açıklamaya destek kişi veya kurum olarak imza vermek için fidaner@gmail.com adresine mail atmak yeterli.

Açıklama ve daha geniş bilgi için, http://dijitaloyun.wordpress.com adresi ziyaret edilebilir

Avrupa Komisyonu’nun iç yazışması: Temel hak savunucularının veri kaydetme’ye dair kaygıları görmezden gelindi*

Veri kaydetme direktifinin Nisan 2011’deki değerlendirmesinin ardından Avrupa komisyonu direktif için bir yenileme duyurusu yaptı. Komisyonun avrupa konseyinin veri koruma çalışma grubuna gönderdiği bir iç yazışma belgesi birkaç gün önce internete sızdı:

https://netzfreiheit.org/eu_commission_data_retention_reform/

Bu belgede hak savunucu örgütlerin değerlendirme sonrasında ifade ettiği kaygılar görmezden geliniyor. Aksine içerik, kanun yaptırımı yapan güçlerin telekomünikasyonun daha yoğun izlenmesine dair isteklerini yansıtıyor.

Belgeye göre veri kaydetmenin vatandaşlara daha iyi “açıklanması” gerekiyor. Veri kaydetmenin kanun yaptırımı için değerli bir araç olduğu çıkarsaması yapılıyor. Veri kaydetme hakkındaki eleştiriler bilgilerin ne kadar kullanışlı olduğunun tam olarak bilinmemesi olarak görülüyor. Üye devletlerin yalnızca azınlık bir kesimi veri kaydetme hakkında istatistikler sunabilmiş ve bu istatistikler hangi verilerin veri kaydetme sayesinde erişildiğini göstermiyor.

Veri kaydetme, mahremiyete tecavüzdür. Gereksiz ve orantısız olduğu şartlarda insan haklarını ihlal eder. Sızan belge gösteriyor ki, bu gereklilik ispatlanamamasına rağmen Avrupa komisyonu veri kaydetme direktifini sürdürmek istiyor.

Kanun yaptırımının talepleri daha çok dikkate alınıyor. Kaydedilen veriler, anında mesajlaşma (MSN, gtalk vb.) ve sohbet konuşmalarına (skype vb) doğru genişletilmek isteniyor. Dahası, internet üzerinden yapılan bütün dosya indirme ve karşıya dosya yükleme bilgileri de kaydedilecek. Internette dolaşan biri her web sitesini bilgisayarına indirdiği için, bu karar internet trafiğinin baştan aşağı izlenmesi sonucunu doğuracak.

Bazı paydaşlar verinin kullanımının da genişletilmesini istiyorlar: Kaydedilen veriler başlangıçta yalnızca “ciddi suçlarla” savaşmakta kullanılabiliyordu. Bu belgede ise kullanımın telif hakkı ihlallerine doğru genişletilmesi talepleri listelenmiş. Bu durum veri kaydetmenin en baştan “terörizme karşı” bir önlem olarak gerekçelendirilmesini de yalanlamış oluyor.

Veri kaydetmeye dair Avusturya çalışma grubundan Andreas Kirsch’e göre, “bu belge toplumun kaygılarının Avrupa komisyonu tarafından nasıl gözardı edildiğini göstermektedir. Veri kaydetme, mahremiyete ağır bir tecavüzdür. Bu önlemin ne gerekliliği ne de orantılılığı ortaya konabilmiştir. Komisyon verilerin yalnızca kullanışlı olduğunu iddia ediyor ve temel hak savunucularının ve birçok anayasa mahkemesinin ifade ettiği kaygıları görmezden geliyor.”

Çalışma grubu, Avusturya’da Ekim ayından beri yürüttüğü imza kampanyasında (zeichnemit.at) şu ana kadar 27 bin kişinin desteğini topladı.

*AK Vorrat örgütünün almanca açıklamasının ingilizce çevirisinden türkçeye çevrilmiştir. Almanca açıklama:
http://www.akvorrat.at/Interner-Bericht-EC-Zivilgesellschaft-ignoriert