Aylık Arşiv: Kasım 2011

İnternet sansürü için gerekçe hazır

Geçtiğimiz haftalarda İngiltere, İsrail, ABD, Japonya ve Çin hükümetleri yabancı askeri güçler ve hackerlar tarafından siber saldırılara maruz kaldıklarını öne sürdüler. Saldırılar, İsrail ve ABD tarafından geliştirilmiş bir siber silah olan Stuxnet’e benzeyen Duqu adındaki kötü niyetli yazılımlar formunda oldu. Bu saldırıların nitelikleri ve kaynakları, hatta gerçekten olup olmadıklarının bağımsız olarak doğrulanması mümkün değil. Öne sürülen bu saldırılar internet özgürlüklerini bastırma amacını güden yeni yasa önerileri için kullanılacak. Bu saldırılar aynı zamanda 21. yüzyılın savaş alanında, Siberdünya’da, yeni rakipler ateşleyecek.

ABD’de, Ulusal Karşıistihbarat Müdürlüğü (National Counterintelligence Executive) kongreye sunduğu bir raporda siber casusluğun Amerikan ekonomisine büyük bir tehdit oluşturduğunu ilan etti. Rapordaki, “Rakiplerden ve Ortaklardan Yaygın Tehdit” başlıklı kısımdan alıntılar:

“Çinli özneler ekonomik casuslukta dünyanın en aktif ve ısrarcı failleri” ve “Rusya’nın istihbarat servisleri ABD hedeflerinden ekonomik bilgi ve teknoloji toplamak amacıyla bir dizi aktivite yapıyorlar”.

ABD’nin askeri teknolojik üstünlüğünü koruma ile görevlendirilen kurum DARPA (ABD Savunma Bakanlığı’nın Araştırma Projeleri Ajansı) , 2012 mali yılında bütçesinde yüzde 73 artış istedi: 120 milyon dolardan 208 milyon dolara. Buna paralel olarak Çin, rapora çok sinirlendi ve suçlanmaları “sorumsuzluk” olarak nitelendirdi.

Halihazırda dünyadaki hükümetler siber ataklardan duydukları korkuyu kendi insanlarının İnternet özgürlüklerini kısıtlamak için bahane olarak kullanıyor.
Geçen ay Çin, Çinli blogcular hükümeti gittikçe daha fazla cesaretle eleştirdikleri için sosyal medya web sitelerini ve mikroblog sitelerini kapattı. Pekin’in Wenzou’daki hızlı tren kazasından sonraki zayıf müdahalesi internette yoğun şekilde yer almış ve bu şekilde Çin’in anaakım medyasında yerini bulmuştu. Devlet İnternet Bilgi Ofisi bu şekilde eleştirilerin tolere edilmeyeceğini belirtirken Xinhua haber ajansı baş ağrıtan üç blogcunun yerel otoriteler tarafından cezalandırıldığını yazdı.

Duyurudan birkaç gün sonra ABD Anavatan Güvenliği Birimi (DHS) sosyal medyayı kendi insanlarının takibi ve gözetlenmesi amacıyla kullanmayı düşündüğünü ifade etti. DHS sekreteri Caryn Wagner geçen Aralık’ta Tunus’da görülen sosyal ayaklanmalardan korktuğunu ve Twitter gibi sosyal medya servislerini kendi alkını gözetleme amacıyla kullanmak istediğini söyledi. Liebermann ve Collins adlı senatörler geçen Ocak ayında dile getirdikleri aciliyet durumunda Başkan’a interneti kapatabileceği bir anahtar verilmesi isteklerini yinelediler. Bu çağrı Senatör McCain tarafından da geçen Temmuz’da yapılmıştı.

Geçen hafta İngiliz Başbakanı David Cameron sibergüvenlik ile konuşma özgürlüğü arasındaki dengenin kurulması gerektiğini belirtti. Londra’daki siber güvenlik konferansında konuşan Cameron, uluslararası bir sibergüvenlik çerçevesi için çağrı yaptı. İnternet güvenliği uzmanı Eugene Kaspersky, aynı konferansta yaptığı konuşmada, internete girmek için kullanılacak internet pasaportu fikrini ve istenmeyen hareketleri yakalayacak internet polisi fikirlerini savundu. Kaspersky, bu çerçeveye uymayan ülkelerin de internetten çıkartılmaları gerektiğini ileri sürdü.

Kaspersky internete erişim için pasaport veya ehliyet sahibi olma fikrini ortaya atan ilk kişi değil. Geçmişte bu fikir, Microsoft’un Teknoloji Yöneticisi Craig Mundie tarafında ortaya atılmıştı ve Beyaz Saray özel sektörün Internet ID (İnternet Kimliği) geliştirmesi için bir öneri taslak hazırlamıştı.

Uzmanlar bu planın bildiğimiz internetin sonu olacağı konusunda hemfikir. Yasal politik protesto ve hükümet eleştirisi imkansız olacak. Kaspersky’nin önerisine karşı güvenlik teknolojileri uzmanı Bruce Schneier internetteki anonimliği bitirme çabalarına istinaden şöyle yazdı:

Evrensel kimlik belirleme imkansız bir şey. Yetki vermek bile – kimin hangi İnternet paketlerinden sorumlu olduğunu bilmek – imkansız. Böyle bir sistemi inşa etmek sonuçsuz kalır ve sadece suçlulara ve hackerlara yeni saklanma yolları yaratır”. Schneier, “İnternet üzerindeki anonimliği kaldırmak kenarından dolaşabilecek kadar meraklısı olanları etkilemeyecektir; milyarlarca dolara mal olacak ancak güvenlik üzerinde kaydadeğer bir etkisi olmayacaktır” diye ekledi.

James Corbett

*Bağımsız gazeteci James Corbett tarafından 10 Kasım’da yayımlanan raporunu sol.org.tr’den aldık

Düzenleme Saplantısı ve Ayrıcalık Özlemi

Başbakan yardımcısı Bülent Arınç müjdeyi verdi: Internet Medyası için yasal düzenleme yapacağız.

Bu düzenleme ile artık İnternet gazetecileri de sarı basın kartı alabilecek ve haber portalları ilan gelirlerinden pay alabilecek. Ana akım medya ve çeşitli İnternet haber portalları coşkuyla karşıladı bu haberi. Tabi bu tasarıyı yıllardır bekleyen bazı dernekler de..

Bu habere sevinenler, cellatlarının açtığı kollara koştuklarının farkında değiller. Ya da havuç daha tatlı görünüyor.

Yakından bakalım. Taslak İnternet Medyası tanımı yapıyor. Bu tanım oldukça muğlak. İnternetin son derece geçişken, esnek, gayrimerkezi doğası böyle bir tanım ile sınırlar çizmeye izin vermiyor. Ardından bu tanıma uygun siteleri mevcut Basın Kanunu’na bağlıyor. Yine bu sitelerin uyması gereken zorunlulukları bildiriyor: sorumlu müdür bulundurma, künye, yer / hizmet sağlayıcı bilgilerinin bildirimi vb…

Sayın Arınç, sansür konusundaki hassasiyetini(!) ise basın kanununda yer alan yayın durdurma / kapatma gibi cezaların yerini, sarı basın kartı iptali ve maddi yaptırımlar gibi cezaların alacağını ifade ederek gösteriyor. Fakat hükümetin elinde 5651 gibi, 4 yılda 15 binden fazla siteye erişimi engelleyerek, sansür konusunda rüştünü ispatlamış bir yasa mevcut. Bu sitelerin yaptıkları haberlerden dolayı 5651’in gazabına uğramayacağının herhangi bir garantisi yok.

Peki nedir bu basın yasasının kerameti? Nelere yol açtığına bakmak yeterli. Uzatmadan ifade edelim: Sansür. İktidara mesafeli duran, muhalif olan, hükümeti eleştiren, arada bizzat başbakan tarafından yapılan ince ayarlamalara ve oto-sansür telkinlerine uymayan yayınların tepesindeki kılıçtır. Yayın durdurma ve kapatmalar, yayın yapamayacak duruma getiren ağır para cezaları bu yasanın emridir.

İktidarın sarı basın kartı ve ilan gelirleri karşılığında ‘İnternet Medyası’nı böyle bir kanuna tabi kılması anlaşılırdır. Çünkü sansür / denetim saplantıları vardır. Üstelik artık İnternet ‘düzenlenmesi/denetlenmesi’ gereken bir alan olduğunu çoktan ispatlamıştır. Çünkü son dönemde Dünya’daki tüm halk hareketlerinin en önemli iletişim/örgütlenme aracıdır. Diktatörlerin devrilmesine bile yardımcı olmuşluğu vardır.

Fakat bu tasarıyı ısrarla isteyen İnternet Medyacılarına ne demeli? Bence onlar plazalara taşınmak istiyorlar. Ayrıcalık talep ediyorlar. Daha çok reklam geliri, sarı basın kartı ile sağlanan ayrıcalıklar sayesinde daha sürdürülebilir bir iş modeli kurma peşindeler. İnternetin eşitleyici, ayrıcalıkları yok edici, gelenekseli peşinden sürekleyici, egemen ana akım medyanın görmediklerini gösteren, herkesi muhabir, yazar, editör yapabilen doğasından sıyrılmak istiyorlar.

Fakat buna kavuşmak, İnternet’in doğasını bozmadan mümkün değildir. Varılacak yer, her yazılıp çizilenin ticari bir meta olarak değerlendirilmesi, herşeyin devlet denetimine tabi olması ve akreditasyon için oto-sansürdür. Tıpkı geleneksel mecrada olduğu gibi.

Daha iyi gazetecilik yapmak isteyen, daha çok özgürlük ister. Dünyanın en baskıcı / sansürcü yasalarından birine tabi olmayı değil.

Katılımın e-hali: Gençlerin Sanal Alemi’ni yayınladık

Alternatif Bilişim Derneği ikinci e-kitabı; “Katılımın e-hali: Gençlerin Sanal Alemi”ni yayımladı.

katılımın e-hali

Katılımın e-hali: Gençlerin Sanal Alemi ikinci e-kitabımız. İlk e-kitabımız Cesur Yeni Medya’yı (http://ekitap.alternatifbilisim.org/cesur-yeni-medya.html) Ocak ayında yaptığımız Wikileaks panelimizin ardından derlemiştik. İkinci e-kitabımız ise Türkiye’de gençlik alanında internetin sivil ve politik katılıma etkisini masaya seren ilk e-derleme olma ünvanını taşıyor. Türkiye’de gençlik ve İnternet alanı “gençler vakitlerinin çoğunu facebook ve oyunda geçiriyor”, “Aileler aman dikkat” ya da “İnternet gençleri asosyalleştiriyor” söylem ve haberiyle ilişkilendiriliyor. Kitabı derleyen ve makale yazan arkadaşlarımız yaşadıkları zorluğu “Türkiye’de özellikle gençlik alanı çok bakir olduğundan, internet çalışmalarıysa henüz 10’lu yaşlarına bile girmediğinden, işimiz oldukça zordu. Türkiye’de yaşayan gençlerin renkli sanal alem tasavvuru ve mesleki deformasyondan kaynaklanan kamuoyuyla paylaşım sorumluluğu, ayakta kalmamızı sağladı” diyerek anlattı.

Derlemede, hem Türkiye özelinde hem de Türkiye’yi ilgilendiren konularda karşılaştırmalı proje bulguları, alanda çalışan uzman ve akademisyenlerin makalelerine ve röportajları bulunuyor.

Makale yazarları özellikle çeşitli alanlardan seçilmiş, bu konuda çalışan akademisyen, danışman, yazar, gençlik örgütü çalışanı, sendikacı, gençlik çalışmaları yapan ve sivil toplum deneyimi olanlar… Röportaj verenlerin de profilinde de çeşitlilik olmasına dikkat edildi. Türkiye’nin ilk internet girişimcileri, yayıncı ve gençlik alanında uzun yıllardır çalışan eski gönüllü, genç profesyonel, genç akademisyen/blogçularla röportajlar yapıldı.

Kasım 2011’de yayınladığımız 430 sayfalık e-kitabımızı İstanbul Şehir Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Aslı Telli Aydemir’in derledi. Bu Alternatif Bilişim e-yayını, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da son dönemde yaşanan sosyal hareketlerle bir kat daha önem kazanan çevrim-içi/çevrim-dışı katılım dinamiklerine farklı bir pencereden bakmak isteyenlere önemle duyurulur.

Kitabı http://ekitap.alternatifbilisim.org/katilimin-e-hali.html adresinden indirebilir, keyifle okuyabilirsiniz…

Kitap ve dernek hakkındaki her türlü görüş ve önerilerinizi bilgi@alternatifbilisim.org adresine bekleriz.