Aylık Arşiv: Haziran 2011

Alternatif Bilişim Genel Kurulunu topladı

Alternatif Bilişim

Alternatif Bilişim Derneği Genel Kurulda yeni dönemi planladı

Alternatif Bilişim Derneği 1. Genel Kurulu’nu EMO İstanbul Şubesi’nde toplandı. 6 aylık pratiğini gözden geçiren dernek üyeleri önümüzdeki döneme ilişkin yeni kararlar aldı.

Alternatif Bilişim Derneği geçtiğimiz yıl 29 Aralık’ta kurulmuştu. Öncesinde çevrimiçi bir grup olan Alternatif Bilişim 29 Aralık’tan bu yana tüzel kimliği ile de bir çok başarılı çalışmanın altına imzasını attı. Kuruluşundan bu yana geçen 6 ayın üzerine ilk genel kurulunu toplayan Alternatif Bilişim Derneği 6 aylık pratiğini tartıştı. Geçen 6 ayın bir çok açıdan başarılı olduğunu vurguladı. Sansürden, WikiLeaks’e bilişim alanında yaşanan önemli gelişmelere ilişkin tavır alındığı, bunlar için çalışmalar yapıldığını vurgulayan dernek üyeleri özellikle Yeni Medya alanında yapılan birçok çalışmayla da önaçıcı tartışmalara imza attıklarını vurguladı.

Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı olan Ali Rıza Keleş yaptığı açılış konuşmasında derneğin 6 aylık, yasal işler, üye durumuna ilişkin bilgi verdi, 6 ayda imza atılan çalışmalara değindi. Yapılan çalışmalar için tüm üyelere teşekkür etti. Derneğin Genel Kurulu’nu Bilgi Üniversitesi’nden Özgür Uçkan, dernek Yönetim Kurulu üyesi Ali Rıza Keleş ve Başkent Üniversitesi’nden Mutlu Binark’tan oluşan divan yönetti. Faaliyet raporunu sunan Mutlu Binark, 29 Ocak’taki WikiLeaks paneli, İstanbul YediTepe ve Edirne Trakya Üniversitelerinde tekrar edilen Bilgi İktidar İnternet Muhalefet başlıklı paneller, 10 Mayıs 2011’de BTK Kurul Kararı ve Filtre Uygulamasına karşı rapor, 4 Haziran’da Kadir Has Ünv. Yapılan Yeni Medyada Etik Çalıştayı gibi çalışmalar nitelikli içerikleri ile derneğin öne çıktığını vurguladı. Yapılan panellerde yeni sözlerin üretildiğine, ufuk açıcı verimli tartışmaların olduğuna dikkat çeken Binark, tartışmalar sonrasında oluşturulan özgür e-kitap “Cesur Yeni Medya”’nın da hem içeriği hem de sunuşu açısından güçlü bir ürün olduğunu vurguladı.

Binark, “Dernek girişimi iken yapılan 19 Aralık’ta WikiLeaks’e destek açıklaması, 1 Mayıs’a bilişim stkları ile birlikte katılım, 15 Mayıs İnternetime Dokunma yürüyüşü, sansür ve filtrelemeye karşı yapılan kampanyalara katılım sokak aktivizmimizin örnekleri oldu” dedi.

Çeşitli üniveristelerde geçrekleşen Yeni Medyada Nefret Söylemi, Sansür, Sosyal Medya Farkındalık içerikli oturumlara hem konuşmacı olarak hem de dernek stantları ile katılındığını hatırlatan Binark, “Linux / ERP Günleri, LabourComm gibi etkinliklerde de yer aldık” dedi.

Faaliyet raporunun okunmasının ardından yapılan tartışmalarda da dernek üyeleri yapılan etkinliklerin öneminin altını çizdi. Derneğin sosyal medya ve medyada tanıtım ayağının çok zayıf kaldığı vurgulanarak bunun için özel çalışma yapılmasının gerekliliği ortaya kondu.

Sansüre karşı çalışmalar, Yeni Medya Konferansı

Yeni dönem çalışmaları için yapılan verimli tartışmalar sonrasında yeni kararlar alındı. İnternete sansür kapsamındaki çalışmaların sürmesi gerektiği vurgulanan tartışmada, “İnternet erişiminin Anayasal hak olarak tanınması” için çalışmalar yürütme bunun için sivil Anayasa tartışmalarına katılma kararı alındı. Ayrıca, İnternet sansürüne karşı hak ve özgürlük platformları ile ortak çalışmlar yürütülmesi, İnternet sansürüne karşı bilinçlendirme çalışmaları yapılması, Güvenli İnternet yönetmeliğinin yürürlüğe girme tarihi olarak ilan edilen 22 Ağustos için diğer sansür karşıtı kurumlarla ortak çalışma yürütülmesi, yeni seçilen milletvekilleri ile Mecliste görüşmeler yürütülmesi, sansüre karşı hukuki bilgilendirme materyalleri oluşturulması, Yeni Medya eğitimleri düzenlenmesinin de aralarında bulunduğu kararlar alındı. Derneğin Uluslar arası temsili konusunda adımlar atılması için gruplar oluşturuldu, Uluslar arası etkinliklere katılım kararı alındı.

Çalışma grupları oluşturuldu

Bugüne kadar Yeni Medya alanında Nefret Söyleminin görünür kılınması, Yeni Medya’nın olanaklarınının gündemleştirilmesi, Yeni Medyada Etik sorunlarının tartıştırılması gibi bir çok tartışmaya imza atan Alternatif Bilişim Derneği Nisan 2012’de gerçekleştirilecek bir de Yeni Medya Konferansı örgütleme kararı aldı. Çeviri, Belgelendirme, Görsel-İşitsel materyal üretimi ve derneğin iç işleyişi için çeşitli çalışma grupları oluşturuldu.

Yapılan seçim sonrasında yeni yönetim kurulu, Ali Rıza Keleş, Işık Barış Fidaner, Ali Çare, Mutlu Binark ve İlden Dirini ‘den oluştu.

Anonymous: Üçüncü şehrin kurucuları

Anonymous’un IRC’sinden dolaşarak ulaştığım eğitici bir yazı, “pursuance” diye bir kavram ile açıklıyor Anonymous’u oluşturan sosyal-teknik yapıyı, kulllanılan araçları, işin doğasını.

Anonymous’un ürettiği sayfaların oluşturduğu “coğrafyayı” dolaştıkça (“sörf” yaptıkça!) şunu fark ediyorum: Anonymous, İnternet’in başlangıcındaki karmaşık yapısına bilinçli bir geri dönüş gibi… Hikayeyi baştan alırsak:

Web 1.0’ın içeriğinin çoğu biri birini tutmayan amatör sitelere yayılmıştı, kaotik bir yapısı vardı. Kişisel ifade, özel alanlar, takma isimler (sanal kimlikler) ön plandaydı. En çok kullanılan araç hipermetin kodlamaydı.

Web 2.0, basit ve düzenli yapılar altında kullanıcıları kitleler halinde toplayarak bütün içeriği organize etti, merkezileştirdi, kamulaştırdı. Gerçek isimleri, gerçek ilişkileri yansıtarak sanal toplumu gerçek toplumla örtüştürdü. En çok kullanılan araç sosyal medya hizmetleriydi.

Anonymous’un mayasını oluşturduğu Web 3.0 ise, 2.0 ile kurulan kamusal paylaşım akışına bulaşan denetim yapılarından boğulan insanların kişisel alanlarını yeniden ilan etme çabasına dayanıyor. 1.0 ve 2.0’daki bütün araçlar yenileri eklenerek çoğaltılıyor. Bu yeni ağ, kamusalın dışına kaçan, onun gölgesi olan bir kişisel ara alan, kişilerarası alan oldu. 1.0’daki sanal kimlikler ve heterojen içerikler geri döndü, ama yeni araçlar sayesinde emek ortaklaşabildiği için artık hepsine tek bir imza atılıyor: Anonymous.

Yine hikayenin başına dönüyorum, bu sefer şehir mecazıyla:

Üç şehir

İlk şehir, bir gecekondu mahallesi gibiydi. Herkes taş taş üstüne koyup kendi evini (homepage!) yapmış, elinde avucunda ne varsa onu paylaşıyordu. Evler farklı farklıydı, benzer problemler farklı şekillerde çözülmüştü. Verim düşüktü, ama yaratıcılık ve samimiyet yüksekti.

Zamanla teknik olanaklar arttı, yeni araçlar yapıldı ve birileri ücretsiz oteller açmaya başladı. İnternet’e yeni katılanlar bu otelleri doldurdukça yeni ve daha büyük gökdelenler inşa edildi. Nüfusu kat kat artıran bu ikinci şehir, çok verimli standart “sitelerden” oluşuyordu. Herkes bu hizmetlere yöneldikçe birinci şehir, ikincinin gölgesinde kaldı ve bir hayalet şehir oldu.

Ne var ki, ikinci şehrin yüksek standartları bazı insanları memnun etmez oldu. Çünkü çoğunluğun pasif tüketici olduğu kamusal alanlarda yaratıcı, üretici alanlar kurulamıyordu. Üretim gökdelenin dışında bireysel olarak yapılmak zorundaydı, çünkü gökdelendeki yaşam tüketime dayanıyordu. Hazır ürünlerin paylaşım bombardımanı altındaydı ve üretici-yaratıcı emeği ortaklaştırmak için uygun bir ortam değildi.

İşte bu boğuntudan kurtulmak isteyen insanlar, gökdelenlerin dışında buluşmalar düzenlemeye başladılar. Kurtulmak istedikleri koca gökdelenlerin gölgesinin bile vurmaması için adreslerini ve isimlerini bile birbirlerinden gizlediler. Oralarda söyleyemedikleri şeyleri, cevap bulamadıkları soruları, ya da kaynayıp giden fikirleri buralarda dillendirdiler. Artık içinde bulundukları şu ya da bu gökdelenin kurallarına uymak zorunda değildiler, çünkü gerektikçe kendi prefabrik salonlarını kurabiliyorlar, her amaca yönelik yapılar oluşturabiliyorlardı.

Bu insanların sesinin duyulması, güçlerini birleştirmeleri ile oldu. Her biri kendine ayrılmış kilitli odalarının penceresinden bakmaya, pasif tüketime alışmış, odasından nasıl çıkacağını bile bilmeyen gökdelen sakinlerine tamamen yabancı bir şekilde, bu insanlar bir gün prefabrik salonlarından çıkarak binlerce kişi beraberce gökdelenlere yürüdü. Belirledikleri bir gökdelenin etrafını sararak onu geçici olarak kararttılar. O zaman insanlar gördü ki bu dünya kilitli odalardan, başkalarının sizin için tasarladığı pencerelerden ibaret değildir.

Bu yeni insanlar, el birliği ile üçüncü şehri kuracaklardı. Bu insanlar Anonymous‘tu.

Türkiye’den Anonymous Geçti

Anonymous Because

Çünkü hiç birimiz hepimizden güçlü değiliz

“Anonymous, ürettiği tüm laf hezeyanlarına rağmen aslında hiç de korkunç ya da kötü yürekli değildir. Anonymous tersine kurulmuş bir panoptikondur. Herkesin görünmez olduğu ve merkezden konuşur gibi göründüğü bir gruptur. Anonymous her inancı, mezhepi, kültürel statüyü, cinsiyeti, fetişi, hobiyi, işi, beğeniyi, antipatiyi, (buraya herhangi bir nitelik yazın), vs. ortaklaşa olarak içerir. Tüm şiddet ve nezaket eylemlerini ortaklaşa tecrübe etmişlerdir. Her dili bilirler, hatta muhtemelen ölmüş olanları bile. Bilinebilecek her şeyi bilirler ve bir insanın yapabileceği her şeyi yapabilirler. Ne var ki, tersine bir panoptikonda ikamet ettikleri için yüksek sesle ya da kışkırtıcı şekilde çok “bağıran” anonim bireyler sıklıkla en çok duyulur ve hatırlanırlar. İşte bu yüzden Anonymous çok zalim ve iğrenç görünür. Ancak anonim olarak yazan her grotesk bulantıya karşılık muhtemelen diğer 100 normal insan evladı ya yazmaya üşenmekte, ya da konuşulan konuya ilgisiz kalmaktadır. – Anonymous1

Anonymous’un sansürü ve icracı kurumları, başta da TİB’i hedef alan eylemi seçim arifesinde en çok konuşulan konulardan birisi oldu. Hem Anonymous, hem de protesto yöntemi ve söylemleri çok tartışıldı.

Medyada yapılan eylemin protesto olmadığı, Türkiye’ye karşı yapıldığı yazıldı. Bazı aşırı milliyetçi siber gruplar bununla da yetinmeyip vatan savunması altında karşı atağa geçtiler. Anonymous hakkında birçok yalan yanlış bilgi etrafa saçıldı. Bu grubun Amerika gibi devletlerin desteklediği ve kullandığı bir piyon olduğu bile iddia edildi.

Aidiyetsizlik

Anonymous siber anarşist bir grup. Anonim kimliklerin oluşturduğu anonim bir topluluktur. Dünyanın çeşitli ülkelerinden, birbirlerini hiç tanımayan birçok hacker aktivist (hacktivist), grubun temel fikirleri etrafında biraraya gelip hareket ediyorlar. Çok çeşitli konularda eylemler yapıyorlar. En temel konuları ifade özgürlüğü. Eylemlerinin hedefinde ise daha çok sansürcü, baskıcı rejimlerin resmi siteleri bulunuyor.

 

Grubun herhangi bir milliyet, din ya da politik görüş aidiyetleri yok. Biraraya gelen hacktivistler böylesi aidiyetlerini açıklamaya zorlanmıyor. Hatta bireylerin yaş, cinsiyet, meslek, yetenekler vb. kişisel özellikleri pek bilinmiyor. Her yaştan, cinsiyetten, milliyetten, dinden aktivist bulunuyor.

Grubun belli aidiyetinin olmaması, eylemlerini ve hedeflerini seçerken daha tarafsız olabilmelerini sağlıyor. Hedefler kimi zaman Avrupa ya da Amerika’nın dev tekelleri (mastercard, paypal, sony vb.) ya da resmi kurumları olabilirken; kimi zaman da 2009′daki seçimlerin ardından halkın protestolarını sansürlemeye çalışan İran’daki Ahmedinejad rejimine karşı olabiliyor.

IRC kanalları, wikiler ve başkaca çeşitli sanal platformlarda buluşup hep birlikte karar alıyorlar. Eylemin amacı, kime ve neye karşı yapılacağı tartışılıyor. Duyuru ve uyarılar hazırlanıp yayınlanıyor. Ardından buna uygun hedefler belirleniyor. Son olarak da birbirini hiç tanımayan yüzlerce belki de binlerce hacktivist ve onlara yardım eden gönüllü destekçiler aynı amaç için harekete geçiyorlar.

Gayrimerkezilik

Anonymous, merkezi olmayan, her bir birimi, birbirine benzer özellik gösteren ve adeta kendi başına merkez olan bir topluluktur. Birimler de anonimdir. Birimler, anonim kimliklerin biraraya gelmesi ile oluşmakta ve dağılması ile de dağılmaktadır. Birbirleri için dahi anonim olan kimliklerin merkezi bir hiyerarşi içerisinde dizilmesi zaten neredeyse imkansız gibidir. Kuşkusuz rumuzlardan, kullanılan yöntem ve eylem gücünden bazılarının daha deneyimli olduklarını ve doğal yönlendirici bir rol oynadıklarını kestirmek zor değil.

Grubun eylem ve örgütlenme yöntemleri merkezi bir örgütlenmeye gereksinim duymuyor. Eyleme katılmak herkesin yapabileceği bir iş. Genellikle İnternet bağlantısı ve bir bilgisayarı olan herkes gerekli yazılımları indirip çalıştırarak eylemlere katılabiliyor. Yazılımlar da zaten herkesin ücretsiz ve onaysız şekilde kolayca indirebileceği türden yazılımlar. Dolayısı ile kimsenin onayı ya da yardımı gerekmiyor. Kararlar ise zaten çevrimiçi ortamlarda herkesin katılımı ile alınıyor. Eylem bittiğinde ise kimse tek başına hiçbir şeyden sorumlu değil. Kimsenin kimseye hesap verme zorunluluğu bulunmuyor. Kamuoyuna yapılan açıklamalar da aynı şekilde inisiyatif gösteren katılımcılar tarafından yine tümüyle açık ortamlarda hazırlanıyor. Bu süreçlere katılmak, isteyen her gönüllüye açık.

Anonimlik

Anonim olmak herşeyden önce tek tek bireyleri bulundukları grup içerisinde eşitlemektedir. Ya da eşitlemeye yardım etmektedir. Çünkü ‘kimlikler’, hem ortaya konulan fikir ve eylemin, hem de bireyin grup içerisindeki performansının gerisinde kalmaktadır. Bürokratik makamlar, iş bitirici şahsiyetlerin her açıdan öne çıktığı geleneksel örgütlenmenin aksine, fikir ve eylem odaklı örgütlenme gereği, bireylerin performansı belirleyici olmaktadır. Bu fikir sahipleri açısından daha eşitlikçi bir zemin anlamına gelmektedir.

Anonim olmak, aynı zamanda fikirleri ve kararları da anonim yapmaktır. Çünkü fikrin üretim süreci anonim kişilikler tarafından örülür. Herkes bir fikri, kararı ortaya çıkarmak için katılır. Sonuç olarak kimseye ait olmayan, fakat aynı zamanda herkese ait olan bir fikir/karar ortaya çıkar. Kimlikler, başka kimlik ya da kimliklere ait bir fikir için harekete geçmez. Bu fikirler bu üretim sürecine katılan / katılmayan gönüllü herkes tarafından hayata geçirilebilir. Fikri uygulamak serbesttir. Zorunluluklar yoktur. Uygulama safhası da fikir üretimi gibi gönüllüdür.

Anonim olmanın bir başka avantajı ön yargı, etiket, kategorilendirme, oto-sansür gibi düşünsel faaliyetimizi olumsuz etkileyen faktörlerin görece azalmasıdır. Her birey, kimin ne söylediğine değil, söylenenin ne olduğuna bakarak üretim süreçlerine katılır. Geleneksel örgütlenmede ise fikir sahiplerinin ait olduğu sosyal sınıf, milliyet, din, politik tercihler, cinsel kimlik ya da tercihler ortaya atılan fikirlerin değerlendirilmesinde çok etkilidir. Devreye ön yargılar, etiketler ve kategorilendirmeler hatta kendi kimliğimzin kendimize baskısı sonucu oto-sansür girer. Bu “bilinen kimlikler” dolayısıyla biraz da kaçınılmazdır. Fakat anonim(isimsiz/belirsiz) kimliklerle gerçekleşen üretim süreci bu açıdan daha avantajlı görünmektedir. Bireyler fikirlerini ait oldukları kimliklerin baskısı altında olmadan dile getirebilirler. Bu büyük bir rahatlıktır. Aynı zamanda karşı tarafımızdakilerin kimliklerinin hem kendileri için hem de bizim için bir sınırlayıcı olma durumu da azalmaktadır. Çünkü geleneksel olandaki gibi düşünme ve karar verme süreçlerimizi ne kendimizin ne de karşımızdakilerin hassasiyetleri ile sınırlamayız.

Anonymous sosyal politik bir örgütlenmedir

Anonymous sosyal bir örgütlenmedir. Toplumsal sorunlara karşı duyarlı bir hacktivist grubudur. Özellikle ifade özgürlüğünü ve İnterneti sınırlayıcı politikalara karşı eylemler yapmakta, kamuoyu ilgisini çekmeye çalışmaktadır. Eylemleri kişisel çıkar, maddi beklentiler gibi amaçlar taşımamaktadır. Eylemlerinin içeriği bu açıdan sosyaldir, hatta politiktir. Eylemlerinin amacı herhangi bir ülkenin, ulusun, dinin, çıkarlarını bağlamamaktadır. Seçilen hedefler arasında herhangi bir ulus, ülke ya da din öncelikli değildir.

Anonymous’un eylemi suç değildir

Anonymous eyleminin ardından Türkiye’de birçok insan suç işledikleri şüphesi ile gözaltına alındı. Hepsi serbest bırakıldı. Fakat gözaltına alınmaları ve yapılan eylem hakkında söylenenler çok tartışmalıdır.

Eylem demokratik bir protesto niteliğindedir. Sansür uygulamasına kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışan demokratik bir protesto örneğidir. Tek farkı sanal uzamda gerçekleşiyor olmasıdır. Anonymous’un yöntemi DDOS, özetle, bir servisi aşırı kullanarak, geçici bir süre servis dışı kalmasını sağlamaktır. Bir kurumun kapısına yatıp girişi çıkışı engellemekten, aşırı telefon ve faks trafiği ile telefon hatlarını meşgul edip kilitlemekten farklı değildir.

Üstelik Anonymous önceden yapacağı eylemi duyurmuş, mesai saatleri, sağlık, eğitim gibi halkın faydalanacağı önemli hizmetleri göz önünde tutmuştur. Öncesinde ve sonrasında eylemin amacını, sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmıştır.

Terörizm karalamacası

Anonymous’un eylemini suç olmanın ötesinde, terörizm olarak niteleyenler de oldu. Bu demagoji ve karalamacadır. Anonymous’un amaçları ve eylemlerinin terörizm ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Saldırı, hack, siber anarşi gibi tahrif edilmiş, toplumda yanlış bilinen kavramlarla grubun eylemleri karalanmaktadır. Sonunda da terörist ilan edilmektedir.

Terörizm neoliberal dünyada egemenlerin, içerisinde bulundukları sosyal/politik krizleri aşarken, geniş yığınları ikna etmek ve rıza üretmek için kullandığı temel argüman haline geldi. Bütün dünyada hak ve özgürlükler terörle mücadele adı altında sınırlanıyor. Toplumları kontrol etmek, baskı altında tutmak ve buna en geniş kesimleri ikna etmekte terör önemli bir ortak payda oluveriyor. Her iktidarın bir teröristi var bu yüzden. Bu teröristler, iktidar sahiplerinin hassasiyetlerine göre, kimisi İslamcı, kimisi marksist, kimisi anarşist, kimisi de Anonymous gibi hacktivistler.

Artık, iktidarları rahatsız edebilecek her türlü faaliyet terörizm olarak nitelendirilebiliyor. Anonymous’un Türkiye’ye yönelik eylemlerinin terörizm ile ilişkilendirilmeye çalışılması ya da birlikte anılması bu yüzdendir. 50 bin kişinin katıldığı yürüyüşü, pornocu, filtre yazılım şirketlerinin adamı, hatta aralarında teröristler de var şeklinde niteleyen egemen söylemin (iktidar sözcüleri ve medya) Anonymous’un eylemlerini terörist bir tehdit olarak görmesini ve nitelemesini açıklamak çok da zor değil.

Direnmek haktır

İnternetin artık temel bir insan hakkı olarak tanımlanmasının gerektiği bir zamandayız. Toplumsal mücadelelerin yeni bir mecrası da doğal olarak Internet ve özellikle yeni medya ortamlarıdır. Tıpkı gerçek yaşamda direnmek, karşı çıkmak, söz ve eylem üretmek hak ve hatta bir sorumluluksa, sanal uzamda da farklı değildir.

Anonymous bize sanal uzamda egemen erke karşı direnmenin, söz ve eylem üretmenin önemli bir örneğini göstermekte. Üstelik bunu alışageldiğimizin çok ötesinde yöntemlerle yapmaktalar.

Siber savaşların yeni aktörü

Anonymous eylemleri daha çok devletler arasında anılan siber güç dengeleri ve savaşlarına yeni bir boyut kazandırıyor. Dev endüstrileri tehdit eden P2P ağları, yazılım tekellerinin eteklerini tutuşturan özgür yazılımlar, geleneksel medyayı altüst eden yeni medya gibi bugüne kadar ekonomik, kültürel, teknik konularda İnternet’in yeni düzeni ile mevcut kurulu düzen arasında süren mücadele, ‘zor’ alanında da kendini gösterecek gibi görünüyor.

Tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi ulusal çıkar çatışmalarının belirlediği savaşların aktörleri, sanal uzamı da bu şekilde değerlendirmeye çalışamaktalar. Anonymous, egemen güçler arasında ulusal savunma ve saldırıya göre planlanan siber savaşlarda yeni bir aktörün boy göstermesi için yardımda bulunuyor. Aynı becerilerin insanlığın ortak ve gerçek sorunları için birleşebileceğini örnekliyor. Atmosferimizin ulusal hassasiyetlerin muhafazakar, baskıcı havası ile değil, evrensel insan hak ve hürriyetlerini savunan özgürlükçü bir hava ile dolmasına yardımcı oluyor.

Anonymous her açıdan daha çok tartışmamız, sonuçlar çıkarmamız gereken önemli işler yapıyor.

1: http://ohinternet.com/Anonymous erişim tarihi 21 Haziran 2011, Anonymous’un açıklamalarından alıntı..

Anonymous suç işledi mi?

Geçen hafta, kim oldukları bilinmeyen (hatta bilinmesini istemeyen) Anonymous ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı olarak bilinen TİB’in mücadelesi vardı. Bir kesim, olayı millileştirerek hatta milli mücadeleye benzeterek destek verenleri vatan haini ilan ederken, bir kesim de Anonymous’a dolaylı ya da dolaysız yazıyla veya yazılım yüklereyek destek verdi.

Anonymous’un verdiği tarih ve saatten önce, atağa destek olacak bazı kişilerin IP adreslerinin yayınlanması Türkiye’den katılımı azaltınca ve TİB de atak anında yurtdışından erişimi kesince protesto amaçlı atak tam olarak hedefe ulaşamamış oldu. Ancak, verilmek istenen mesaj zaten yerine ulaşmıştı. Anonymous’un bu eylemini kişisel olarak benimsememek ve desteklememekle birlikte, protesto olarak TİB’e yönelen DDOS atağının suç olup olmayacağını hukuken tartışmaya açmak isterim.

DDOS nedir?

Her web sitesinin belirli bir kapasitesi vardır. Örneğin bir web sitesinde aynı anda 2 bin kişinin girebileceği  bir kapasite vardır. Eğer bu siteye aynı anda 10 bin kişi girmeye kalkarsa, bir de sürekli siteye girmek için komut yollarsa bu siteye ulaşılması mümkün olmaz. Örneğin sınav sonuçları açıklandığı zaman ÖSYM’nin sitesine ulaşılamamasının da sebebi budur. Kapasitesi düşük olan siteye aynı anda 100 bin kişi girmeye çalışınca ÖSYM’nin de sitesine ulaşılamaz.

Anonymous eylemcilerinin yaptığı iş de bundan başka bir şey değildir. Herkesin bilgisayar başında tek tek F5 (yenile) tuşuna basmakla uğraşması yerine bu işi otomatize eden bir yazılım kullanılması sadece işi kolaylaştırmak amacı taşır. DDOS ataklarında, web sitesine, sunuculara veya verilere herhangi bir zarar verilmesi söz konusu değildir. Zira, DDOS atağı sadece o siteye kapasitesinin üzerinde binlerce kişi tarafından giriş yapmaktan ve servisin aksamasını sağlamaktan başka bir şey değildir.

Bazı durumlarda, kötü niyetli kişiler, binlerce bilgisayara, sahibinden habersiz olarak trojan yazılımı yerleştirerek o bilgisayarları istenildiğinde kullanmak üzere çalışan bir “zombi bilgisayar” haline getirebilir. Bu tür kötü niyetli kişiler, trojan yazılımları aracılığıyla binlerce kullanıcının haberi olmaksızın onların bilgisayarlarından bir hedefe DDOS atakları yapabilmektedir. Hedef web sitesine aynı anda binlerce giriş talebi gelince, o web sitesi atak durana kadar işlemez hale gelebilecektir.

Zombi kullanarak yapılan DDOS atakları ile gönüllü yapılan DDOS ataklarının birbirinden farkları şudur: Birisinde binlerce gönüllü hedef bir web sitesine istekleri ve amaçları doğrultusunda giriş yapmaya çalışır, diğerinde ise bilgisayar kullanıcısının haberi olmadan ve fark etmeden o bilgisayardan kötü niyetli kişilerin belirlediği hedef web sitesine sürekli giriş yapılmaktadır.

DDOS suç mudur?

DDOS atakları, yoğunluk yaratarak o siteye başkaları tarafından erişimi zorlaştırmaktır ve engellemektir. Türk Ceza Kanunu’nun 244. Maddesinde “bir bilişim sisteminin işleyişini engellemek” suç olarak kabul edilmiş ve yaptırımı 1-5 yıl arası hapis cezası olarak düzenlenmiştir. DDOS atakları da bu madde kapsamına girebilmektedir. Eğer hedef site, bir kamu kuruluşunun web sitesi ise DDOS atakları yapmanın cezası yarı oranında artırılmaktadır.

Uygulamada, DDOS atakları şeklindeki suça sıkça rastlanmaktadır. Bugün birçok ticari kuruluş, rakip firmaların web sitelerine, taşeronlarla para karşılığı DDOS atakları düzenlemektedir. Aynı zamanda haksız rekabet suçu oluşturan bu durum, web sitesinin işleyişini engellemesi dolayısıyla da bir bilişim suçu olarak kabul edilmektedir.

Örgütlü bir protesto eylemi ile suç olan DDOS ataklarını birbirinden ayırmak gerekiyor. Birçok kişinin protesto amaçlı olarak (ve de belirli şartlar altında) hedef olarak belirlenen sitelere aynı anda giriş
yapmaya çalışması, kanaatimce suç olarak değerlendirilemez. Zira, bu tip bir eylemin amacı ve yöntemi bilinen zarar verme amaçlı DDOS ataklarından farklıdır. Yukarıda da belirttiğim gibi, birçok kişi gönüllü ve istekli olarak, otomatize eden yazılımı da kullanarak aynı web sitesine giriş yapmaya çalışmaktadır. Hatta, Anonymos’un organize ettiği 9 Haziran 2011 günü saat 18:00’deki atağına, binlerce kullanıcı da ‘Acaba TİB’in sitesine ulaşılabiliyor mu?’ diye bakarak bir nevi örtülü olarak DDOS atağına katılmış oldular. Şimdi birileri örgütlenerek, şu tarih şu saatte hep birlikte şu web sitesine giriş yapıyoruz deselerdi, aynı şekilde hedef web sitesine erişim sekteye uğrayacaktı. Bu eylem, Taksim’de aynı anda 10 bin kişinin rastgele gezmesinden veya  meydanda yere yatarak bir süre beklemesinden farklı değildir.  Bu sebeple, buradaki eylemin suç olduğunu iddia etmek fazlaca zorlama olacaktır.

O halde, örgütlü bir protesto için yapılan DDOS ataklarının Türk Ceza Kanunu’nda tanımı yapılan suçtan sayılmaması için bir takım şartların aranması da zorunludur.

1-    Örgütlü bir eylemin sadece protesto amacı taşıması gerekir. Yani herhangi bir zarar verme veya 3. kişilerin önemli ihtiyaçlarını kesintiye uğratma amacı taşımamalıdır. Bir eylemden dolayı kamu malına zarar verilmesi asla düşünülemez.  Zira, Anonymous eyleminde, TİB’in sitesine mesai saatinin dışında üç saat süreyle atak yapılmış gözüküyor. Eğer ulaşım, sağlık ve başka temel ihtiyaçların karşılanması amaçlı web sitelerine yapılmış ataklar olsaydı, protesto eylemi amacını oldukça aşmış olacaktı.

2-    Örgütlü bir protesto eyleminin barışçıl ve uzlaşmacı olması gerekir. Eylemlerde hedef ve amaç, verilmek istenen mesajın muhataba ve basın aracılığıyla kamuoyuna ulaşmasıdır. Ancak verilen mesajlar, insanları birbirine düşürecek, ayrımcılık yapacak, kişileri ve kurumları küçük düşürecek nitelikte olmamalıdır. Anonymous, herhangi bir kişiye ve kuruma yönelmeden sadece sansüre gidebilecek uygulamalara dikkat çekmek amacıyla, empati kurabilsinler diye TİB’in sitesine bir müddet sansür uygulamaya çalışmıştır.

3-    Örgütlü protesto eylemi ölçülü ve dengeli olmalıdır. Bu olayı örnek olarak alırsak, TİB’in sitesine yönelen atakların uzun süreli ve yoğun etkili olmaması gerekir. Nitekim, günboyu sürecek ve gereğinden fazla etkili olacak bir atak da amacından sapmış olacaktır. Anonymous’un organize ettiği eylem, 3 saat kadar belli bir ölçüde etkili olmuştur. Yetkililerce, kamu malına zarar verilmiş veya verilere müdahalede bulunulmuş olduğu rapor edilmemiştir.

4-    Örgütlü bir protesto eyleminin dikkat çekmesi ve mesajını ulaştırması için önceden kamuoyuna ve yetkililere haber verilmesi gerekir. Anonymous atak öncesi açıklamasında tarih, saat ve hedef vermiştir.

Tüm bu koşullar bir arada bulunduğu takdirde, bir suçtan bahsedilemez. Zira, ceza hukuku amaca (saike) önem vermiştir ve bir eylemin suç olup olmadığının mahkemede tartışılmasına olanak sağlamıştır.

Zaten, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’mız da meşru amaçlarla örgütlenme ve protesto etme hakkını açıkça tanımlamıştır. Bu belgeler, fikir ve ifade özgürlüğünü tanımlamış ve sınırlarını çizmiştir. Protesto etme hakkı, bu belgelerde açıkça yazmasa bile fikir ifade özgürlüğünün doğal bir uzantısı sayılmaktadır. Protesto, ister devletlere isterse kurumlara isterse de sivil kişi ve kurumlara yönelsin, hiçbir şekilde barışçıl olmaktan uzaklaşmamalıdır.

Anonymous olayında protesto edilen şey, BTK’nın 22 Ağustos’ta uygulamaya koyacağı internet filtresi uygulamasıdır. Çünkü bugüne kadarki uygulamalar, iyi niyetli gibi gözüken filtre uygulamasının aslında sansüre ve otosansüre yol açacağı endişesidir. Bu endişenin duyulması da gayet normal görülmelidir. Zira, filtre uygulamasının ne şekilde, ne derecede ve hangi prosedürle işletileceğine dair kamuoyuna yeterli ve tatmin edici bir bilgi ne yazık ki hâlâ verilememiştir. Ücretsiz ve yaygın olarak herkese verilebilecek filtre yazılımları varken, BTK’nın genel bir filtre konusunda ısrar etmesi her zaman bu konudaki endişeleri artırmaya yetecektir.

TİB’in bu atakla ilgili olarak suç duyurusunda bulunması gayet olağandır. Çünkü görevi ve yapısı gereği suç duyurusunda bulunmak zorundadır. Ancak, ne olursa olsun gerek TİB’in gerekse de üst makamı olan BTK’nın bu kadar eleştiriye ve protestoya bir şekilde kulak vermeleri gerekir. Kamu kurumlarının görevlerinden birisi de taleplere ve eleştirilere cevap vermek, kamuoyunun beklentilerini almak ve istekleri değerlendirmektir.

Ancak organik bağı olan bu iki kurum, ne yazık ki iletişim ve iletişim stratejisi konusunda fazlaca düz mantık içindeler. Herhangi bir sitenin mahkemece kapatılmasında bile kamuoyunun bunu TİB kaynaklı zannetmesi, TİB’in tamamen iletişime kapalı olmasından kaynaklanıyor. Halbuki, yerinde ve gerekçesiyle yapılmış basın açıklamaları kadar internetin aktörlerinin de fikrinin sorulmuş olması, tüm yanlış anlamaların önüne geçebilecektir. 40 bin kişilik protesto yürüyüşünü görmezden gelmek ve sürekli “isteyen istediği paketi seçer” şeklindeki dayatmacı açıklamalar, bu iki kurum hakkındaki sansürcü etiketini kolay kolay değiştirmeyecektir. Dolayısıyla, kimse bu filtre işinin peşini kolay kolay bırakmayacaktır.

Sonraki Sayfa »

Yeni Medyada Etik Sorunlar

Yeni Medyada Etik Çalıştayı

Alternatif Bilişim Derneği Yeni Medya Çalışma Grubu Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü'nün ev sahipliğinde Yeni Medyada Etik sorununu tartıştı.

Yeni Medyada Etik2.0

Alternatif Bilişim Derneği Yeni Medya Çalışma Grubu Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü’nün ev sahipliğinde Yeni Medyada Etik sorununu tartıştı.

Yeni Medya hızla gelişen bir mecra. Yeni Medya devasa kullanıcı kitlesiyle kendi ekonomisini yarattığı gibi, kullanıcıları yazar, haberci, fotoğrafçı kıldı. Bu mecra hızla gelişerek devam ediyor. Hızla ve kuralsızca gelişen bu mecra kullanıcılarla birlikte şekilleniyor. Yeni Medya içindeki farklı kanalların kullanıcıları kendilerine has kurallar belirliyor buna göre iletişimlerini kuruyor. Ancak Yeni Medyanın tamamını kucaklayacak etik kurallara duyulan ihtiyaç ise elzem.

Alternatif Bilişim Derneği Yeni Medya Çalışma Grubu bu ihtiyaçtan hareketle 4 Haziran günü Yeni Medya profesyonelleri ile birlikte çalıştay düzenledi. Çalıştaya Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü öğretim görevlileri Mithat Bereket, İsmail Hakkı Polat, Sabah Gazetesi Teknoloji Editörü Timur Sırt, milliyet.com.tr’den Kadir Sönmez, NTV Yeni Medya’dan Nihan Bora, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri Mutlu Binark ve Günseli Bayraktutan Sütçü, Ankara Üniversitesi’nden Tuğrul Çomu, ozgurradyo.com’dan İlden Dirini ve Alternatif Bilişim Derneği’nden Ali Rıza Keleş katıldı.

İsmail Hakkı Polat ve Ali Rıza Keleş yaptıkları konuşmalarda Yeni Medyada Etik sorununun tartışılmasının buna öneriler getirilmesinin önemine işaret etti. Mithat Bereket gazetecilikte önemli olan doğruluk ilkesinin İnternet Gazeteciliği bakımından da önemli olduğunu vurguladı. Haberi doğrulatma ilkesinin hızın önem kazanması ile birlikte Yeni Medya alanında en sık ihlal edilen noktalardan olduğuna dikkat çekti. Yeni Medya alanında sorunları tespit etmenin yanı sıra çözüm önerileri getirilmesi ve asgari kurallar çerçevesinde anlaşmak gerektiğini söyledi. 21. yüzyılda İnternetin hak arama mecralarından biri olduğuna dikkat çeken Bereket, devletlerin, otoritelerin müdahalesi olmadığı müddetçe İnternetin kendini temizleyeceğini söyledi.

Sık ihlal edilen etik kurallar

Alternatif Bilişim Derneği Yeni Medya Çalışma grubundan İlden Dirini ise İnternet haber sitelerinde yaşanan ihlallere dikkat çekti. Yeni Medyanın olanaklarının etik sorunları ortaya çıkardığı kadar çözümü konusunda da önemli rol oynayabileceğini söyledi. Gazetecilerin üzerinde ortaklaştığı etik ilkelerin İnternet gazetecilerinin de uyması gereken ilkeler olduğunu söyleyen Dirini, ek olarak yeni maddelerin eklenmesi gerektiğini söyledi. Doğruluk, bağımsızlık ilkelerinin Yeni Medya alanında sık sık ihlal edildiğini söyleyerek bunlardan örnekler serimleyen Dirini, reklam-haber çizgisinin tamamen silikleştiğini vurguladı. Haber formatında reklam, direkt alışveriş sitelerine link verilmesi şeklinde yapılan ihlallerin başta halk sağlığı olmak üzere bir çok sorunu beraberinde getirdiğini söyledi. Dirini kadınların, mağdurların ve çocukların kimliklerinin açıktan verilmesi, fotoğraflarının-videolarının yayımlanması, marj sorunu olmadığı için sayfalarca insanların acılarının sömürüldüğü durumlara da sık sık rastlandığını belirtti. Örnekler verdi. Haber yorumları, bloglar konusund asgari ortaklıklar sağlanması gerektiğini söyleyen Dirini, Yeni Medyada etik kurallar için bazı önerilerde bulundu.

Etik2.0

Yapılan tartışmalarda katılımcılar karşılaştıkları sorunları serimlediler, haber yorumları konusunda bazı kurallar bütünün olduğu ancak bunların tüm İnternet gazetelerinin tamamında ortaklaşmadığına dikkat çektiler. İnternet sitelerinin kullanıcıların kişisel haklarını ihlal edebildiklerini, sözleşmelerin kullanıcıları değil siteleri koruduklarını vurguladı. Yeni Medyada Etik sorumluluğu sadece yayıncı kimliğiyle yayın yapanlarla mı sınırlanmalı yoksa tüm kullanıcılara mı genişletilmeli? Sorusuna yanıt arandı. Etik herkesin sorunudur sonucuna varılan çalıştayda Yeni Medyada etiği Etik2.0 olarak adlandırıldı. Sorunlar sıralanırken bir sonraki çalıştayın sonbaharda toplanması kararlaştırıldı.

Tespit edilen sorunlar şöyle:

  • Özel yaşamın gizliliği
  • Telif / patent haklarının ihlali
  • İçeriğin asıl kaynağının gösterilmemesi
  • Üretilen içeriklerin olgunlaşmadan ve doğruluğunun teyit edilmeden yayılması
  • Kişisel verilerin güvenliği
  • Haber ve ticari enformasyonun sınırlarının belirsizleşmesi
  • Yeni medya özellikleriyle kullanıcının yoğun reklama maruz bırakılması
  • Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretilmesi
  • İçeriklerin yanıltıcı bir biçimde etiketlenmesi ve başlıklandırılması
  • Nefret Söylemi
  • Söylemsel pratiklerdeki sorun
  • Dilin özensiz kullanımı
  • Bireyin yeni medya ortamında tüketici olarak konumlandırılması

Çalıştay sonunda söz konusu 13 sorunun alternatifbilisim.org sitesinde kamuoyunda tartışmaya açılmasına ve sonbaharda yapılması planlanan bir sonraki çalıştayda bunlara yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesine karar verildi.

“Biliyor musun? Biz çok garip bir aileyiz. Amcam bir keresinde yaya olduğu için tutuklanmıştı”

Farneheit 451

Fahrenheit 451. Ray Bradbury imzalı, otorite, sansür ve distopya üzerine yazılmış, çok çarpıcı bir eser.

Fahrenheit 451.Ray Bradbury imzalı, otorite, sansür ve distopya üzerine yazılmış, çok çarpıcı bir eser. Yukarıdaki cümle bu romanın ana karakterlerinden birine ait. Henüz 17 yaşında olan ve kitapların yakıldığı, insanların yöneticiler tarafından adeta tasmalarla idare edildiği, okuduklarının, izlediklerinin, konuştuklarının; kısacası yaşamlarının kendilerini yönetenlerin verdiği kararlar ile idare edildiği bir dünyada yetişen bir kız çocuğunun cümlesi.

Eser öylesine etkileyici ve öylesine gerçek ki, etkilenmemek mümkün değil. Otoriter sansürün bir toplumu ne hale getirebileceğini bütün çıplaklığı ile göstermiş yazar. Otorite, tarihi bile kendi isteğine, arzularına ve amaçlarına göre değiştirmiş bu dünyada. İtfaiye teşkilatı kitapları yakmaktan sorumlu mesela. Tarih öyle değiştirilmiş ki itfaiye teşkilatının eskiden yangınları söndürmekle görevli olduğuna dair hiçbir yazılı belge kalmamış. Kitapta diyor ki ilk itfaiye teşkilatı 1700 lü yıllarda, rejim karşıtı kitapların yakılması için kurulmuş.

Acaba bugün internetimize sansür koymak isteyenler yeterince iradeli mi? Acaba insani içgüdülerine kanmayıp, sansürler üzerinden otorite kurma eylemine girmek istemeyecekler mi? Bizi bizden daha iyi tanıdıklarını düşünmeyecekler mi? Çünkü güç, tarih boyunca insanları yozlaştırmıştır. Öyle ya da böyle, güçlü olan, gücünü az ya da çok kendi çıkarı için kullanmıştır. Sansür ise yapana çok büyük bir güç tanır. Sansür sizin düşüncelerinizi değiştirir, çünkü farklı bakış açılarını sınırlandırarak görüşünüzü daraltır. Sansür sizin kara koyun olmanızı engeller, sürüyü terk edenin kurt tarafından yenileceğini söyler. Oysa sansürü uygulayanın üzerindeki koyun postu sansürlenmiştir aslında. Koyun demek yasaktır çünkü. “Kral çıplak!” diye bağıran çocuk hapiste çürümektedir aslında.

Geçen hafta G8 öncesi, Fransa’da E-G8 forumu toplandı. G8 ülkelerinin yanı sıra, dünyada internet ve bilişim dünyasını yönlendiren birçok yöneticinin de katıldığı bir forum oldu. Fransa Başbakanı Nicolas Sarkozy, konuşmasında çok çarpıcı bir kavramdan bahsetti: Civilised internet. Sivilleştirilmiş internet. Bir anlamda, devletler tarafından daha kolay idare edilebilecek bir internet. Bu demek oluyor ki, dünyanın ekonomisini ve siyasetini yönlendirenler, internet üzerinde daha fazla kontrol istiyorlar. İşin kötüsü, medyanın birçok temsilcisi de bu görüşü destekliyor. Kimisi telif haklarını korumak için, kimisi devlet sırlarının sır olarak kalması için, kimisi politik üstünlük için. Amaçlar farklı ama hedef aynı. Tasmalanmış bir internet, otoriter yönetim biçimleri. Aynı forumda buna da bir isim verilmiş: Kaliteli Otorite. Financial Times yazarı Francis Fukuyama’nın deyimi ile günümüz demokratik rejimlerinin geldiği ya da geleceği nokta kaliteli otoriterlik olabilir. Yani ekonomik olarak gelişen, politik anlamda stabil, fakat insan hak ve özgürlüklerinin çok umursanmadığı; yöneticilere göre ütopik, yönetilenlere göre distopik bir rejim. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök, 1 Haziran 2011 tarihli yazısında diyor ki, “Medeni internet ve kaliteli otoriterlik, önümüzdeki günlerde göreceğimiz sivil vesayet rejimlerinin kılıfı olacak”. Bu görüşe katılmamak için hiçbir sebep yok.

Açıkçası ben, kendim için, çocuklarım için ve torunlarım için; kitapların yakıldığı, girebileceğim internet sitelerinin başkaları tarafından belirlendiği, düşüncelerimin sınırlandırıldığı, konuştuğum-yazdığın kelimelerin bir başka insanın elinden çıkan bir listeden seçildiği bir gelecek istemiyorum. Düşünebildiğim konuşabildiğim, tartışabildiğim, herkesin fikrine,inancına saygı duyulan, herkesin söz sahibi olduğu, daha özgür, daha hoşgörülü bir gelecek istiyorum. Dünya çapında düşünülen sansür ve kaliteli otoriterlik odaklarına dur deme zamanının geldiğine inanıyorum. Ve bunu ancak doğru bilgilendirme ve bu bilgilerin paylaşımı ile yapabileceğimizi biliyorum. O yüzden, Fahrenheit 451’i okuyun, size tanıdık gelen çok şey göreceksiniz o kitapta. Ve geleceğimizi…Eğer bir şeyler yapamazsak.

Anonymous Türkiye’deki sansüre el atıyor: operation turkey

Anonymous

Anonymous Türkiye'deki sansüre el atıyor: Opertaion Turkey

Anonymous adlı hactivist grup Türkiye’de artan sansür uygulamalarına karşı bir kampanya yapacağını duyurdu. operation turkey adlı hareket twitter ve daha bir çok sosyal medya ortamında en çok konuşulan konuların başında geliyor. Ekşi Sözlük’te açılan girdide[1] yapılan açıklama ve çevirisi aşağıdaki gibi:

Dear turkish netizens,

This is a message from anonymous.

Partly in response to your requests, anonymous has started operation turkey to counter the plans of your government to curtail freedom on the internet.

The operation is currently in its early stages. We are gathering information and discussing plans with a small group of people in a channel on the irc network of anonymous operators (irc.anonops.li). Whether it will grow into something big depends entirely on the efforts of us, you, and other people willing to contribute time, skills and creativity.

We would like to invite you to join the channel to share your ideas and work on the operation.

You can access the irc channel here: http://chat.mibbit.com/…8.74.43&channel=%23opturkey
(server: irc.anonops.li, channel #opturkey)

Anonymous Grubunun Eylem Çağrısı

Anonymous Grubunun Eylem Çağrısı

Please send join us in the irc-channel and feel free to distribute this email to your friends and on forums.”

“Merhaba Türkiye,

Son yıllarda, Türkiye hükümetinin İnternet üzerindeki kontrolunun ne denli arttığına tanık olduk. Binlerce websitesi ve blog engellenirken, aynı zamanda internet gazetecilerine karşı başlatılan yasal kovuşturmalar devam etmektedir. Hükümet şimdi de 22 ağustos’ta, İnternet kullanıcılarının tüm aktivitelerinin kayıt altına alınmasını mümkün haline getirecek olan yeni bir filtreleme sistemi uygulamaya koymak istiyor. Böylesi bir sistemin ne zaman ve nasıl uygulamaya konulacağı hala muğlak olsa da, kesin olan şey hükümetin İnternet sansürünü bir üst seviyeye çıkardığıdır.

Bu sansür uygulamaları mazur görülemez. Serbest bilgi akışına erişim ve katılım temel bir insan hakkıdır. Türkiye hükümeti bu temel hakkı ihlal ederken, ‘anonim’ (anonymous) eylemsiz kalmayacaktır. Sansürü engellemek için desteğimizi verecek, sansür uygulayan kurumlara karşı harekete geçeceğiz.

Türkiye’de yüz binlerce insan internet sansürüne yönelik kararları protesto etti ancak AKP hükümeti insanların seslerini duymazlıktan geldi ve protestocuları polis şiddetiyle bastırdı.

Bizler tüm internet vatandaşlarını, Türkiye hükümetini bu absürd politikalardan vazgeçmeye iterek, konuşma özgürlüğünü desteklemeye çağırıyoruz. Serbest bilgi akışı engellenemez. Bilgi paylaşımı durdurulamaz. Korku eşiklerini aşarak, bu temel haklarımızı savunmanın zamanıdır.

Daha fazla bilgi için: http://tinyurl.com/5vd4f9p

İnternet erişiminin serbestleştirilmesi için neler yapabileceğimizi tartışmak için irc kanalında bize katılın: http://chat.mibbit.com/…8.74.43&channel=%23opturkey (server: irc.anonops.li, channel #opturkey)

Bizler ‘anonim’iz.

Bizler çoğunluğuz.

Bağışlamayız.

Unutmayız.

Bizi bekleyin.

Türkiye’den internet vatandaşlarına email göndermek için: http://pastebin.com/rcqgjmvu

(bkz: http://pastebin.com/rcqgjmvu) (bkz: http://piratepad.net/kllvdzgdcd) (bkz: http://piratepad.net/qs5rnjesot)

avaaz.orgda başlatılan imza kampanyası: (bkz: https://secure.avaaz.org/…_internet_censorship/?twi)

1:http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=operation+turkey

BTK ve filtre

Akif Beki’nin 17/05/2011 tarihli “Tam bağımsız internet palavrası” başlıklı yazısına yaptığım yorumdan alıntıdır:

Siz Pazar günü Türkiye’nin birçok ilinde gerçekleştirilen eylemi de, BTK’nın çalışma şeklini de, filtre olayını da yanlış anlamışsınız.

Öncelikle kim olduğumdan bahsedeyim ki, yazınızda belirttiğiniz “Aslında itirazlarının neye olduğunu, tam olarak neyi istemediklerini bilmiyorlar.” Tayfasından olmadığımı anlayın. 4 yıldır bilişim sektöründe çalışan, bu 4 yılın 3’ünde iki farklı internet servis sağlayıcıda görev yapmış bir ağ mühendisiyim. Halen de özel bir internet servis sağlayıcıda ağ operasyon yöneticiliği yapmaktayım. Yani hem 5651 sayılı yasayı, hem de BTK’nın uygulamalarını sektörün içinden takip etmiş ve halen de eden biriyim.

Pazar günkü eylem, BTK’nın tek bir uygulaması olan 22 Ağustos’ta internete koyulacak filtrelerle ilgili değildi. Bu uygulama, aslında bardağı taşıran son damla idi. Türkiye’de internet konusunda, 5651 sayılı yasanın çıkmasının ardından çok ciddi bir sansür politikası izlenmekte. Yasanın içerisinde geçen kriterlerden bazıları çok afaki, her yöne çekilebilir konumdalar. Örnek vermek gerekirse müstehcenlik. Kimisine göre müstehcenlik porno olabilirken, kimisine göre Oscar töreninde oyuncuların kırmızı halıda giydiği dekolte elbiseler müstehcen olabilir. BTK’da bu kriteri istediği gibi algılayarak, Radikal gazetesinin internet sitesinde yayınlanan Oscar ödül töreni fotoğraflarından dolayı siteyi kapatabilir. Saçma mı? Neden? Kanunda geçen kelime müstehcenlik, ve herkesin müstehcenlik algısı farklıdır. Tabi ki yargı yolu her zaman açıktır. Ama mahkemeler zaten saçma sapan davalarla dolup taşmıyor mu? Neyse, konuyu farklı yöne çekmeden, internet sansürü hakkında devam edeyim.

TİB her hafta, yeni yasaklanan alan adlarının bir listesini internet servis sağlayıcılara gönderir, ve bu alan adlarının yasaklanmasını ister. Haftada ortalama 100 alan adı gelir. Bazen daha çok bazen daha az. Yasanın çıktığı günden bu yana, her hafta bu kadar alan adı geldiğini düşünün. Yasaklı alan adları listesi şu an onbinlerce alan adından oluşan bir liste olmuştur, ve sürekli olarak artmaktadır. TİB bununla da kalmaz, geçtiğimiz haftalarda 138 adet, günlük hayatta kullanılan, içerisinde “haydar, sarışın, liseli, yasak” gibi kelimelerin de bulunduğu bir kelime listesini “ bu ve bunun gibi içeriklere dikkat edin” uyarısı ile servis sağlayıcılara iletmiştir. Bardağı taşıran damlalardan biri de bu olmuştur aslında. “yasak” kelimesinin yasaklandığı, dikkat edilmesi gereken içerik olarak algılandığı bir internet ne kadar özgürdür? Ya da yasak kelimesinin yasaklandığı bir ülke ne kadar özgürdür?

“Opsiyonel filtreler, internet güvenliğini tek merkezin kontrolüne vermiyor bir kere. Onun yerine, güvenlik anlayışını kişiselleştiriyor” ne kadar güzel bir cümle olmuş mesela. Opsiyonel filtreler, ya da kişisel filtreler hali hazırda var olan 3. Parti programlarla kullanılabiliyor zaten. İnternette biraz araştırmanız, ücretsiz ya da ücretli bir çok filtre uygulaması bulmanızı sağlıyor zaten. Kişiler çocuklarını, ailelerini bu şekilde koruyabiliyorlar. Aynı zamanda TTNet’in de çocuk koruma filtresi diye bir uygulaması var. Bu da bir yazılım aslında, zararlı içeriği filtreleyerek ailelerimizi korumayı amaçlıyor. Ama BTK’nın ve TİB in uygulaması bunun ötesine geçiyor. 22 Ağustos’ta, filtre istemeyen bir kullanıcı, standart filtreye tabii olacak deniyor. Standart filtrenin ise şu anki bağlantıdan bir farkı olmayacak deniyor. Şu anki internet te yeterince özgür değil ki zaten! Onbinlerce sitenin yasaklı olduğu bir internet ne kadar özgür denebilir? Bunun ötesi, Çin’in muhteşem internet filtreleme sistemidir ancak.

Kişilerin kendi tercihleri doğrultusunda girip girmeme kararı verebilecekleri siteler şu an yasaklı konumda. Neden insanların kendi tercihlerini yapmasına izin verilmiyor? Neden BTK “ben sizi sizden daha iyi bilirim, o yüzden sizi sizden bile korumalıyım” şeklinde bir tavır takınıyor? Bu özgürlüğe müdahale değil de nedir? Kimse çocuk pornosu yasaklanmasın demiyor bu ülkede. Çocuk pornosu tabi ki de yasaklanması gereken bir içeriktir. Ama müstehcen kıstası altında yasaklanan bazı sitelerde müstehcen diyebileceğimiz bir içerik dahi yok! Daha önce de verdiğim örnek gibi, aynı kategoriden dolayı birçok gazetenin internet sitesi de kapatılabilir. Kaldı ki, gerçekten müstehcen denilen porno içeriğe erişim de bence kişilerin tercihine bırakılmalıdır. Zaten kişisel filtreleme yazılımları da bu sebeple var, bu içeriği filtreleyerek, görmek istemeyen insanların bu içerikten uzak tutulması için. Ama BTK, benim neyi görmek isteyip istemeyeceğime benim adıma karar vermemeli. Bahsedilen müstehcen içerik insanların ahlakını mı bozar? Türkiye’de o içeriğe ulaşılamadığında da nasıl ahlak bozuklukları olabileceğini haberlerde her gün görüyoruz. Lise talebelerine toplu tecavüzden tutun, ahır ve kümes hayvanlarına tecavüz haberleri bile çıkıyor bu ülkede. Bunları yapanlar müstehcen içeriğe baktıkları için mi yapıyorlar acaba? Buna antitez olarak şunu bile söyleyebilirim: Müstehcen içeriğin, kişilerin tercihlerine göre serbest bırakılması, bu tür olayları azaltacaktır. Çünkü insanlar o müstehcen içerik ile doyacak,yukarıda bahsettiğim olaylara gerek duymayacak. Müstehcen içeriğe ulaşmak istemeyen de kendi kişisel filtresini kullanacak.

Sonuç olarak, BTK, bu ülkedeki insanlar adına karar vermeye devam ettikçe; bu insanların özgürlüğüne dokunmuş olacaktır. Özgürlüğüne dokunulan insanlar da sokaklara çıkmaya devam edecektir. İster anarşistlik, ister gericilik deyin. Bunun adı “İleri Demokrasi”dir.