Tarihin Gözleri

tarihingozleri

Öteden beri kamera, ayrıcalıklı bir konumun, enteresan görüntülere yönelen korunaklı ve müstehçen bir hevesin göstergesi sayılıyordu. Meslekleri kutsal görülen savaş fotoğrafçısı gazeteciler bu zaafiyetlerden muaf daha özel bir kesimdi. 2011 yılının Arap isyanlarına katılan insanların bir eylem aracına dönüştürdüğü kameralar ise, bu iki ayrıcalığın beraberce yıkılışını işaret ediyor. Dünya, uzaklarda yaşananlara tanıklık etmek için belki gazetecilere ihtiyaç duymayacağımız, tüm yurttaşların gazeteci olmasıyla bu kutsallıktan da sıyrılacağımız, dünya sokaklarını gözleyen kameraların ise mütecaviz, yabancı gözler olmaktan çıkıp dünya halklarının kendi gözleri olacağı bir noktaya doğru yaklaşıyor.

Savaş fotoğrafçılığı ve zaafiyet deyince Kevin Carter’ın 1994 Pulitzer ödüllü “Sudanlı kız ve akbaba” fotoğrafını anmadan geçemeyiz. Carter’ı fotoğrafını çektiği bebeğe yardım etmemekle suçlayanlara göre, kamera, Batı’nın Doğu’ya pasif bakışıydı. Batı, kendinden kaynaklandığını unuttuğu kötülüklerle uzaklarda karşı karşıya geldiğinde onları bu sefer birer imge olarak tüketiyordu. Fakat köprünün altından çok sular aktı. Artık o Sudanlı bebeğin Tunuslu, Mısırlı, Libyalı yaşıtlarının eline geçen kameralar, eşsiz bir eylem aracına dönüşerek ülkelerindeki zenginliğe yıllardır el koyan Batılıların sahte demokratlıklarını yüzlerine vurmaktadır.

Bu görüntü, bir Libyalının kamerasından çekilmiş. Kaddafi’nin yeşil kitabını simgeleyen bir heykelin moloz yığınına çevrilmesini belgeliyor.(1) Bir tören gibi gerçekleşen bu simgesel eylemin öznelliği, tüm detaylarıyla bu kameranın kısa bakışına sığabilmiş: ağır ağır dönerek onu çevreleyen kalabalığın sevincini gözleyişi, gözünün önünde anıtı yıkanların coşkusuna titreyerek katılışı, parçalanmış bir levhanın kalıntılarını şaşkınlıkla inceleyişi, iktidardan söküp alınan her küçük zafere dikkat kesilişi… Tunus’taki devrim ateşi önce Mısır’a, sonra Libya ve diğer ülkelere buna benzer görüntüler aracılığıyla sıçradı. Bunu iyi bilen Tunuslular eylemlerin daha en başından beri “bir ellerinde taş, diğer ellerince cep telefonu” ile sokaklara dökülmüşlerdi.(2) Görsel paylaşım araçlarının gücünü anlayan Mısır devleti, 25 Ocak eylemlerini durdurabilmek için dünyanın ilk ulusal İnternet karartmasını uyguladı, ama çok geç kalmıştı.

Peki ya biz görsel iletişim araçlarının bu gücünün farkında mıyız? `Sanal dünyayı’ saran vakit öldürücü görüntüler silsilesi altında gerçek ilişkilerimiz bozuşuyor diye yakınaduralım, bu sanal dünyalar yardımıyla, onlarca yıllık gerçek krallıkların, tüm politik dayanakları ve ideolojik kutuplaşmalarıyla beraber teker teker devrildiğini gördükçe ne düşünüyoruz?

Komünist Manifesto’daki şu satırları hatırlayalım:

“Tüm yerleşik ilişkiler, doğurdukları eski değer yargıları ve görüşlerle birlikte çözülüp dağılmakta, yeni oluşanlarsa daha kemikleşemeden eskimektedir. Kalıcı ve duran ne varsa buharlaşıyor, kutsal diye ne varsa kutsallıktan düşüyor ve insanlar nihayet yaşam tavırlarına, karşılıklı ilişkilerine, ayılmış gözlerle bakmak zorunda kalıyorlar.” (Komünist Manifesto, Marx & Engels, Yılmaz Onay çevirisiyle)

Anlatılan buharlaşma yüzlerce yıldır sürüyor. Önce sermaye insanları birbirine ve yaşama bağlayan birçok şeyi birer birer yıktı. Sonra açtığı bu boşluğu kendi tüketim ürünleri ve iletişim araçları ile doldurdu. Bu yeni dolgu malzemesinin tutması için baştaki yıkımın inkar edilmesi, yok edilen geleneklerin sahteleriyle değiştirilmesi gerekiyordu.

`Kültürel yapının çözüldüğü, ilişkilerin zayıfladığı, insanların birbirine değer vermediği’ bir çağda; cep telefonu, fotoğraf makinesi, hatta görüntü paylaşımı ve yeni medya araçları hızla gelişti ve yaşamımıza girdi. Anlam dünyamızda başta açılmış olan boşluk, `sevdiklerinizin sesini, görüntüsünü saklayın, paylaşın’ gibi sloganlarla pazarlaştırıldı ve sermayenin hareket alanına girdi. Fakat sermaye kazandığı bu alanı korumak için ihtiyaçlarımızı sürekli olarak biçimlendirmek zorundaydı. Eğlence üretimi en başta eğlence talebinin üretimiydi. `Eğlence’ denilen ise tüketimle sağlanan geçici tatmindi.

Endüstrilerin ürünlerini pazarlamak için yarattığı eğlence talebi, kalıcı hak ve özgürlük taleplerinin bastırılmasına dayanır. Bir 3G cep telefonu reklamında kullanılan `Ey özgürlük’ ezgisinin büyük tepki çektiğini, hatta Zülfü Livaneli’nin bestesini geri çekmek zorunda kaldığını hatırlayalım. Cep telefonlarıyla meydanlara dökülen Tunuslu, Mısırlı, Libyalı eylemcilerde ise bu inkardan sıyrılmış, ellerindeki iletişim aracına “ayılmış gözlerle bakan” yeni nesil bir `tüketici’ ile karşı karşıyayız.

Diyelim ki küresel üretim sistemi devasa bir inşaat olsun. Küresel sermayenin sonsuza kadar `iş yapmak’, yani bu inşaatı ne pahasına olursa olsun sürdürmekten başka hiçbir derdi yoktur. Dünya işçilerinin ömür boyu mahkum edildiği inşaat iskelesi ise, ülkelerdeki politik statüko ve devletler arası ittifaklar ile on yıllardır bu binaya tutturulmuştur. Sermayeye kalsa inşaatın asla tamamlanmaması, iskeledeki işçilerinse kendi yaptıkları bu binayı dışarıdan korku ve hayranlıkla ilelebet seyretmesi gerekir. İşte 2011’de bu plan sekteye uğramıştır. İletişim araçları eğer bu kalenin bir burcu ise, Arap devrimlerini yapan halklar bu burcu ele geçirip geride bıraktıkları iskeleyi devirmişlerdir. Böylece iletişim araçları, reklamlarla beslenen zırvalıklardan kurtulup kendi hakikatine ulaşmış, bir anlamda inşaatını tamamlamıştır.

Görünen o ki, iletişim araçlarının sahte özgürlük hayallerinden kurtulup gerçek özgürlüğe yönelmesinin, ayrıcalıklı yabancı bir gözetleyici olmaktan çıkıp halkların kendi gözleri, tarihin gözleri olmasının zamanı gelmiştir. Yine de bu araçların sermayenin üretim ve dağıtım ağlarına olan bağımlılığını gözden uzak tutmamak gerekir. Mısır’da İnternet ve cep telefonu ağlarının devlet tarafından kesilmesindeki gibi, birçok karga bu gözleri oymaya kalkacaktır. Dünya sermayesi, iletişim araçlarının gelişimini küresel olarak denetlemeye, varolan pazarları yıkan etkisini bertaraf etmeye çalışacak, belki kısmen başarılı da olacaktır. Ama ne olursa olsun 2011 yılında olanlar hafızalardan silinemez. Cep telefonu ve İnternetin gerçekte ne işe yaradığını artık yaşayarak öğrenmiş bulunuyoruz.

1) http://www.youtube.com/watch?v=IQrHtsvkjDU
2) “Tunus’un devrimi nasıl başladı”, El Cezire İngilizce

Işık Barış Fidaner
kaynak: Cesur Yeni Medya

Yorum Yap


Not - Bunları KullanabilirsinizHTML tags and attributes:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>