İnternet, Sosyal Medya, Küresel Ağ ve Yeni Toplumsal Hareketler Üstündeki Etkileri

kuyerel-etkinlik-afisi

Etkinlik herkese açık ve ücretsizdir. Kayıt zorunluluğu yoktur.

Değişen Türkiye’yi ve Değişen Dünyayı Anlamak (3)

“İnternet, Sosyal Medya, Küresel Ağ ve Yeni
Toplumsal Hareketler Üstündeki Etkileri”

Moderatör: Tamer Altunay

“Sosyal Medyada Nefret Söylemi”
Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu / Galatasay Üniversitesi ögretim üyesi

“Sosyal Medya Demokrasi İlişkisi”
Yrd. Doç. Günseli Bayraktutan/ Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi

“Sosyal Medyanın Toplumsal Hareketler İçin İmkânları ve Sınırlılıkları”
Yrd. Doç. Gülüm Şener / Arel Üniversitesi öğretim üyesi

“İnterneti Tehdit Eden Devlet ve Tekel Kıskacı”
Ali Rıza Keleş / Alternatif Bilişim Derneği

Tarih: 12 Mayıs 2012
Saat: 14.00- 18.00
Yer:Taksim Hill Otel

İletişim:
Aycan Işık Gökçek
(0212)240 33 73
0539 446 70 86

Bağımsız Sosyal Ağ TheGlobalSquare

Geçen yıl dünyayı kasıp kavuran Arap Baharı ve Occupy(İşgal) hareketlerinde sosyal medyanın önemi sıkça ve belki de haddinden fazla vurgulanmıştı. Bu hareketin temsilcileri (Take the Square, WLCentral.org, United for Global Change, 15october.net, European Revolution, Reflections on a Revolution) artık kendilerini yeni bir platforma taşıma kararı aldılar. Bu kararın arkasında Facebook ve Twitter’ın mobilizasyon konusunda başarılı olduğu vurgulanmakla beraber, limitli oluşu, ihtiyaç duyulan fonksiyonlara izin vermemesi ve çalışma grupları yaratamamak gibi kısıtlamalardan oluşuyor.

Ayrıca açık kaynak kodlu, her dilin ve ihtiyaç duyulan fonksiyonun eklenebileceği, merkezi olmayan ve lidersiz ayrıca güvenli bir ağ oluşturma çabası içerisindeler. Yapmak istedikleri şey tek tek sahip oldukları “meydan”ları global bir hale getirmek.

Bunun elbette başka denemeleri de mevcut ama bireysel çabalardan öteye gitmeyen bu çabaları artık küresel bir şekilde yapılabilir hale getirmek istiyorlar. Bu yüzden de tüm dünyadan “coder”lara bir çağrıları var. Varolan P2P ağları üzerinden yardım etmek isteyen coderları ve internet özgürlüğüne inanan insanları önce http://wiki.theglobalsquare.org/wiki/Main_Page okumaya sonra da aralarına katılmaya çağırıyorlar. Böyle bir şeyin çok zor olduğunun farkındalar ama “Internet topluluğunun böyle bir insiyatif göstermede böyle bir noktaya ulaştığına” inanıyorlar.

Biz de bu çağrıya kulak veriyoruz. Tüm geliştiricileri TheGlobalSquare projesine destek vermeye çağırıyoruz.

İletişim adresleri:

Maillist: theglobalsquare@lists.takethesquare.net
Genel iletişim: Pedro Noel info@theglobalsquare.org
Basın iletişim: Heather Marsh  press@theglobalsquare.org
Developers iletişim: Johan Pouwelse and Ed Knutsion dev@theglobalsquare.org

Vikipedi Türkiye Buluşmasını kaçırmayın

Vikipedi Türkiye Buluşmaları bu yıl farklı bir kimliğe bürünüyor. Vikipedi 26 Şubat’ta Vikipedi Konferansı düzenliyor.

Vikipedi Konferansı 26 Şubat'ta İstanbul'da Kadir Has Üniversitesi'nde

Özgür Ansiklopedi Wikipedia, İnternetin en geniş ve en güvenilir kaynak sitesi olma yolunda ilerleyişini sürdürüyor. Vikipedi, içeriği dünyanın her köşesinden gönüllü insanlar tarafından ortaklaşa hazırlanan açık kodlu, özgür, kâr amacı gütmeyen ücretsiz bir ansiklopedi. Wiki teknolojisini kullanan Wikipedia’ya dünyanın herhangi bir yerinden herkes istediği eklemeyi, çıkarmayı yapabiliyor. Bu özellik bilginin insanlığın ortak birikimi olduğunu ispat edercesine Vikipedi’yi güvenilir kılıyor.

Onlarca dilde yüzbinlerce maddenin bulunduğu ansiklopedinin Türkçe versiyonu da 2003 yılında yayın hayatına başladı. 22 Şubat itibariyle 389.298 kayıtlı kullanıcının katkılarıyla hazırlanan 25.820 dosya dahil toplam 918.063 sayfayı bulunduruyor. Türkçe Vikipedi’de madde sayısı da 181.490′na ulaştı.

Bu pazar kimseye söz vermeyin

Özgür, dinamik, sürekli güncel ve insanların katkılarıyla hazırlanan Vikipedi bu hafta sonu İstanbul’da konferans düzenliyor. Vikipedi Türkiye Buluşmaları 2012 yılında farklı bir boyuta bürünecek. Vikipedi kullanıcılarından Ahzaryamed, Khutuck ve Nazif İlbek’in konuşmacı olarak katılacağı etkinlik, 26 Şubat 2012 Pazar günü saat 13.00′te Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü’ndeki B Blok Cibali Salonu’nda yapılacak.

Vikipedi’nin doğru olarak tanıtılabilmesi ve açıklanabilmesi amacıyla düzenlenen konferans isteyen herkesin, ücretsiz katılımına açık. Katılmak için önceden kayıt yaptırmanız da gerekmiyor.

Vikipedi’yi anlamak isteyenler konferansta sorularına rahatlıkla yanıt bulabilecek. Konferansta, “Vikipedi’nin temel kuralları ve amacı, kardeş projeler ve amaçları, Viki topluluğu, diğer dillerde Vikipedi, Vikipedi’de vandalizm, sürüm kontrolü” gibi konular tartışılacak. Vikipedi Konferansı’nda, etkinlik alanında bulunan veya internet üzerinden takip eden katılımcıların gönderdiği sorular da yanıtlanacak.

Konferans internetten canlı yayınlanacak

Konferansla ilgili sorularınıza http://tr.wikipedia.org/wiki/Vikipedi:VikiProje_Vikipedi_Türkiye_Buluşması/SSS sayfasından yanıt bulabilirsiniz.

Ayrıca Vikipedi Konferansı Facebook etkinliği (https://www.facebook.com/events/205975336167777) aracılığıyla konferansa katılacağınızı belirtebilir ve arkadaşlarınızı da kolayca davet edebilirsiniz. Twitter’da #Vikipedi yazarak sohbete katılabilir veya konferans hakkında konuşulanları takip edebilirsiniz.

İstanbul’da olmayanlar için güzel de bir not Vikipedi Konferansı’nı www.pozitiftv.com/vikipedi adresinden canlı yayın ile takip edebilirsiniz.

İlden Dirini

BTK, Türk Telekom, internetten elini çek!

Bir ay önce, Türk Telekom, kullanıcılarını tek tek telefonla arayarak “Güvenlik paketi” adı altında BTK’nın filtresini diğer ürünlerle beraber satmaya çalışıyordu. Arayan görevliler, “neden istemiyorsunuz, ailecek kullanmıyor musunuz, çocuğunuz yok mu” gibi sorularla kullanıcıları korkutmaya çalışıyorlardı.

Türk Telekom’un dün geceki son pazarlama çalışması ise, filtreyi pazarlayabilmek için filtre istememiş olan kullanıcılara filtreyi uygulamak oldu.

Filtre istemeyen kullanıcılar, ilk filtre kararında “standart profilde” sayılmışlardı, daha sonra tepkiler üzerine bunun adı “mevcut kullanımın devamı” olarak söylenmişti.

Fakat son yapılan şey gösteriyor ki, Türk Telekom kullanıcıların “mevcut kullanımını” istediği zaman yarıda kesip filtre kararında bahsedilen “Uyarı ve bilgilendirme” türü ekranlara yönlendirme hakkını kendinde görüyor. Açıklayalım:

Dün gece filtre istememiş olan kullanıcılar, girmek istedikleri sayfa yerine “yılın fırsatı” adında “Fatura bilgilendirme” başlıklı işte şu Türk Telekom sayfasına yönlendirildiler:

http://www.ttnet.com.tr/yilin-firsati/index.aspx

Bu sayfada “Güvenli İnternet Hizmeti, tercihinize bağlı olarak sizi internetteki muhtemel zararlı içeriklerden koruyan ücretsiz ve kullanımı kolay bir sistemdir. Güvenli İnternet Hizmeti ile ilgili detaylı bilgi almak ister misiniz?” yazıyor ve altında iki seçenek var: Evet, istiyorum. Hayır, ilgilenmiyorum.

Bu yönlendirme, yeni filtre sistemi için kullanılan Derin Paket Sorgulama yöntemi ile yapılmış olmalı. Çünkü kullanıcıların ulaşmak istediği sayfaya açtığı bağlantı durduruldu ve o sayfadan ileteceği cevap yerine Türk Telekom kullanıcıya kendi cevabını gönderdi.

Türk Telekom bugün eğer kullanıcılarının “mevcut kullanımını” durdurarak BTK’nın filtresinin reklamını yapma hakkını kendinde görüyorsa, ileride TTNET ürünlerinin, hatta üçüncü kişilerin vereceği reklamların “mevcut kullanımı” durdurarak araya sokulması gündeme gelecektir. Ve unutmayalım ki içinde bulunduğumuz kapitalist sistemde bu tür potansiyeller doğrudan doğruya bir şirketin hisselerinin kıymeti olarak gerçekliğimize gölgesini düşürmektedir.

Bahane ne olursa olsun, servis sağlayıcının İnternet ile kullanıcı arasına girmesini asla kabul etmemeliyiz. Bu hakkı kendinde gören bir servis sağlayıcı, İnternet kullanıcılarının düşmanı sayılır.

Bu son olay gösteriyor ki, İnternet’i özgür ve filtresiz olarak kullanma hakkımıza sahip çıkmamız, aynı zamanda özgür iletişim alanlarımızı savunmak ve büyütmek için teknik yeteneklerimizi geliştirmemiz gerekiyor.

Şunu görmeliler: Eğer servis sağlayıcı elindeki gücü kullanarak kullanıcıların özel alanını ihlal etme hakkını kendisinde görüyorsa, İnternet kullanıcılarına da servis sağlayıcıya ait görünen alanları işgal ederek “Uyarı ve bilgilendirme” yapma hakkı doğar.

Occupy hareketinden çıkarılacak anlamlı bir mesaj varsa budur.

Yani nesnelerden önce, o nesnenin doldurabileceği alanı/boşluğu savunmaktır…

Our space = Bizim alanımız/uzayımız/boşluğumuz.

Işık Barış Fidaner

28 – 29 Ocak Twitter Boykotu

 

SOPA’nın ve #internettutulmasi’nin başarısına daha sevinemeden internet sansürüyle ilgili art arda kötü haberler geldi. Megaupload’un kapatılması ve site sahiplerinin tutuklanmasının ardından bir çok dosya paylaşım sitesi yayınını durdurmuş veya kısıtlamıştı. 2 gün önce ise Arap Baharı’nın sesini dünyaya taşıyan araçlardan biri olan Twitter, artık ülkelere göre sansür uygulayabileceğini açıkladı. Lokasyona göre sansür uygulaması sadece ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir uygulama olmaktan öte aynı zamanda dünya çapında ağın(World wide web) mantığına da aykırı bir durum teşkil ediyor.
Özellikle Türkiye’de neyin sansür olabileceği belirsizliğini koruyorken Twitter tarafından gelen isteklere göre Türkiye’de hangi içeriklerin gösterilemeyeceği merak konusu. Aklınıza Twitter’da takip ettiğiniz kişileri ve yazdıklarını getirirseniz bu işin ne kadar uzayabileceğini anlayabilirsiniz.
Tüm dünyadan Twitter kullanıcıları Twitter’ın bu uygulamasını 28 Ocak ve 29 Ocak günü twitter’ı boykot edip tweet atmayarak protesto edicek. Sanırım bu işin en kötü yanı, bu konuda tweet atamamak.

#twitterblackout #twittercensored #j28 #j29

Yetkin SAL

Sosyal Medya ve Korku Yönetimi

(http://www.guvenliweb.org.tr/aileler/node/155) “Sosyal Ağlardaki Arkadaşlarınız Gelecekte Banka Kredisi Alamamanıza Sebep Olabilir” başlığıyla bir haber yayınlandı. Bu haberde Lenddo isimli Filipinler bazlı bir firmanın Sosyal Medya hesaplarımızı alarak bize kredi verip vermediğini, sosyal medyada yaptığımız paylaşımların kredi notumuzda önemli olduğu, firmanın ilk olarak bizim Facebook hesap şifrelerimizi alarak ölçmeye başladığını, firmanın çok büyük yatırımcılara sahip olduğu ve Amerika’ya açıldığından bahsediliyordu. Haberin bilgi kısmı garip yorum kısmı ise acaipti. BTK’nın internet kullanıcıları kokutma amaçlı olarak yer verdiği bu tip haberlere aşina olduğumuz için, bu haberi de böyle değerlendirdim. Sonra bu haberin e-siber.com‘dan alınan bir haberden oluşturulduğunu öğrendim. Haber Lenddo’nun sitesindeki açıklamalara göre yapılmıştı. Ama firmanın iddiaları kuşku uyandıracak türdendi. Bu sırada ben çoktan Lenddo ile iletişime geçmiştim. Görüşme şöyle gerçekleşti.

Yetkin - Lenddo benim Facebook arkadaşlarıma bakıyor mu?
Lenddo - Hayır Lenddo’da güvenli bir ağ oluşturuyorsunuz, yani hayır Facebook arkadaşlarınıza bakmıyoruz. Baktığımız şey topluluktaki davranışlarınız.
Yetkin - Merkezi Filtreleme Sistemi kurumu tarafından yapılan haberde sizin ilk önce benim Facebook/Gmail hesaplarımı aldığınızı ve ordaki arkadaşlarım “düşük profil” ya da “uygun” değilse kredi notumu düşürdüğünüz söyleniyor.
Lenddo - Facebook ya da gmail şifrelerini ya da hesaplarını sormuyoruz. Lenddo skorunuzu “düşük profilli” arkadaşlarınıza göre hesaplamıyoruz ama bunlar tabii ki etkileyebilir. Eğer Lenddo topluluğundaki arkadaşlarınız kötü davranıyorsa (mesela parasını ödemiyorsa sizi etkileyebilir ama bu sizin Facebook arkadaşlarınıza bağlı değil.
Yetkin - Tamam yani Lenddo’nun kendisi bir topluluk?
Lenddo - Evet Lenddo’nun kendisi bir topluluk.
Yetkin - FAQ’nuzun 18. sorusunda Lenddo sosyal medyanızı kullanıyor diye bir cevap var. Sanırım yanlış anlaşılmaya neden olan kısım burası. Bunu açıklar mısınız?
Lenddo - Bilgi için teşekkürler. Bu satır sadece Sosyal ağdaki arkadaşlarınızı Lenddo’ya davet edebilirsiniz anlamına geliyor.

 

Peki Lenddo gerçekte nedir? Lenddo bir sosyal ağ ölçüm sitesi. Bu açıdan klout.com gibi ölçümleme sitelerinden hiç bir farkı yok. Sosyal medya hesaplarımızı  kullanma yöntemi sadece şu an herhangi bir sitenin yaptığı gibi, arkadaşlarımızdan Lenddo’ya kayıtlı olanları bulmak ve/veya arkadaşlarımızı Lenddo’ya davet ettirmek. Ama firma habere de kaynaklık eden tanıtım yazısında (https://www.lenddo.com/pages/what_is_lenddo) kendisini “sosyal medya tabanlı ilk  kredi ölçüm platformu” olarak tanıtarak olmadığı bir şey gibi gösteriyor. Kredi sağlayan kuruluşlar internet araştırmalarını (bu arada sosyal medya araştırmalarını da) kişinin sosyal statüsünü, gelir durumunu vb. tahmin etmek için kullanıyorlar. Ama bunu sadece sosyal statü konusunda bir ek bilgi kaynağı sağlamak için yapıyorlar. Buradan hareketle “sosyal medya tabanlı kredi ölçüm platformu” iddiasında bulunmak haddini aşmak oluyor. Çünkü kredi derecelendirme ciddi ve sıkı bir biçimde düzenlenen bir alan. Bankalar ve kredi kuruluşları kredi derecelendirmesi ile bilgiyi muhatabı dışında üçüncü kişilerden gizli tutmak ve bunları ancak benzer finans kuruluşlarıyla paylaşmakla yetkili. Kredi derecelendirmesinin muhatabı olan kişi hukuki bir süreç başlattığında da kullandığı parametreleri şeffaf bir biçimde sağlamakla yükümlü. Şimdi düşünsenize, bir bankanın “bu kişinin Facebook’taki arkadaşlarının bazıları kötü kredi geçmişine sahip”, “kişi kredi sistemi konusunda eleştirel düşüncelere sahip, dolayısıyla kredisini ödemeyebilir”, “kişi tututmlu birine benzemiyor, sosyal medya paylaşımlarından böyle anladık”, veya “yeterince ciddi bir profil çizmiyor” gibi parametrelerle sizi derecelendirdiğini açıkladığını… O kuruluşun ne güvenirliği kalır ne de ciddiyeti! Üstelik kişinin sosyal itibarını zedelemek ve diğer finans kuruluşları nezdinde güvenilirliğine zarar vermek yüzünden ciddi tazminat davalarıyla karşı karşıya kalabilir. Kısacası, şu anda sosyal medya sadece kişinin sosyal statüsü ve gelir durumu hakkında ek ve resmi olmayan bir kaynak olarak kullanılabilir. Bundan fazlasını iddia etmek de haddini aşmak olur.

Lenddo, blogunda kendisini bir “topluluk” olarak tanımlıyor: http://blog.lenddo.com/ . Buradan da firmanın güvenilirlik kavramı üzerine temelenen bir sosyal ağ geliştirmek peşinde olduğu anlaşılıyor. Bunu da yanıltıcı bir söylem kullanarak yaptığı ortada. Çünkü sundukları tanımları okuyan, kredi kuruluşları tarafından kullanılan bir sisteme adım attıklarını düşünecek. Oysa ortada böyle bir sistem yok. Sosyal medyadan statü profili çıkarmak başka bir şey, paylaşımlardan hareketle kredi derecelendirmesi yapmak başka. Firmanın bir hedefi de kredi sağlayan kuruluşlara sosyal medya ölçümleriyle danışmanlık hizmeti satmak olabilir. Ama şimdilik bu hizmeti satmaları zor. Çünkü kredi kuruluşları sosyal statü tahminininin ötesinde herhangi bir bilgiyi kullanamaz ve bunu  açıklayamaz. Dolayısıyla, firmanın insanları yanıltıcı bilgiyle korkutarak kendi ağına katmak ve belli sayıda kullanıcıya ulaştıktan sonra Facebook, Twitter gibi sosyal medya şirketlerini tavlayıp Klout gibi onların da kullandığı bir platform haline gelmek. Bundan sonra da bankaların kapısını aşındırmak…
Yani neresinden bakarsanız bakın elinizde kalacak iddiaları haberleştirmek mümkün, ama sosyal medya ve kredi notu gibi iki kavramı yan yana getirmeden önce biraz daha araştırma yapmak gerektiği de açık. Hele bu haberi insanları sosyal medya ve internet hakkında korkutmak için kullanmak ise bambaşka bir şey. O yüzden bu tip haberler okuduktan sonra iki kez düşünün. Ve merak etmeyin, henüz kimse sosyal medya paylaşımlarınınzdan ötürü size kredi vermemezlik etmez. Hele bankaların kredi vermek için bu kadar çırpındıkları bir dönemde sosyal medyada fazla takılmak sizin sosyal statünüzü yükseltir olsa olsa.

Yani Klout in, Lenddo out!

 

Yetkin SAL

“Temel hak” kavramı, anayasa ve internet

“Temel hak”, insanın insan olduğu için sahip olduğu ve devredilemez haklar olarak tanımlanır. İnternet erişiminin de böyle temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesi giderek uluslararası bir hukuk teamülü haline geliyor.

İnternet erişimi Birleşmiş Milletler tarafından 4 Haziran 2011’de yapılan genel oturumda “temel bir insan hakkı” olarak tanımlandı ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne “3. Kuşak insan hakkı” olarak dahil edildi (http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrcouncil/docs/17session/A.HRC.17.27_en.pdf). Evrensel Beyanname altında devlet tarafından imzamız bulunduğuna göre, söz konusu genel oturuma şerh de koymadığımıza göre, aslında tartışacak bir şey yok pek. İnternet erişiminin temel bir hak olarak kabul edip iç hukukumuza uyarlamakla yükümlüyüz.

Avrupa Konseyi de 18 – 19 Nisan 2011 tarihleri arasında Strasburg’da “İnternet’in Evrenselliğini, Bütünlüğünü ve Açıklığını Korumak ve Geliştirmek” başlıklı kararıyla internet erişimini temel bir hak olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ekledi. İlgili kararın 10. Maddesi şöyle der: “Bir görevin taşıyıcıları olarak temel hakların ve vatandaşlarının özgürlüklerinin korunması ve birincil katılımcıların İnternetin kritikliğine ilişkin meşru beklentilerine ilişkin, devletlerin ulusal ve uluslar arası alanda İnternet’le ilgili kamu politikasında kamu yararını koruma sorumluluğu vardır.” (http://yenimedya.wordpress.com/2011/06/09/internet%E2%80%99in-evrenselligini-butunlugunu-ve-acikligini-korumak-ve-gelistirmek/). Karar, internet erişiminin her türlü devlet müdahalesinden uzak bir biçimde güvence altına alınmasını bildiriyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altında da imzamız bulunuyor. Sözleşmenin gereğini yerine getirip internet erişimini temel bir hak olarak iç hukukumuzda korumakla yükümlüyüz.

Bu iki karar öncesinde İzlanda ve Finlandiya, internet erişimini temel haklardan biri olarak anayasalarına eklemişlerdi. Şimdi, başta AB ülkeleri olmak üzere, birçok ülkenin bunu yaptığına tanık olacağız.

Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de bu yönde bir içtihattı oluşmuş durumda. Bu mahkemenin kararları da, bilindiği gibi, hukukumuz üzerinde belirleyici etkiye sahip.

“Temel haklar”, yine bilindiği gibi Anayasa ile korunmak zorundadır. Çünkü Anayasa, temel hak ve özgürlükler platformunun tanımlandığı en üst düzey hukuki metindir. Anayasaların birinci işlevi toplumu devlete karşı korumaktır. Bizde olduğu gibi devlet ideolojisini korumak için anayasa yapılmaz. Bu yüzden bunca yıldır, hala “sivil” bir anayasa yapalım mı, yapacaksak nasıl yapalım diye tartışıyoruz. Bu tartışmanın kendisi abesle iştigal. Sivil olmayan bir anayasa, zaten anayasa değildir; toplumu devlete karşı koruyan bir anayasanın bulunmadığı bir ülkedeki rejimi de “demokratik” olarak adlandıramazsınız.

Türkiye’de mevcut “anayasal rejim” demokratik bir rejim değildir. Eğer bugün rejimi demokratikleştirmek için bir anayasa yapacaksak, bu anayasa zaten doğası gereği sivil olmak ve devleti topluma karşı değil, toplumu devlete karşı korumak zorundadır. Bu anayasanın sivil olması için, sivil toplum inisiyatiflerinin etkin katılımıyla yapılması ve en geniş konsensüsü yansıtması gerekir. Bu bir seçenek değil, bir zorunluluktur. Bu katılım göstermelik, “sorduk, cevap vermediler” tarzı imaj operasyonlarıyla sağlanmaz. Bunun için, anayasa taslaklarını hazırlayacak komisyonun, meclis tarafından sivil inisiyatifleri de kapsayacak bir biçimde oluşturulması gerekir. Anayasa yapımı, sadece hukukçulara ve milletvekillerine bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir. Sivil toplumun gerçek katılımını gerektirir. Bu komisyon veya komisyonlar birden fazla taslak oluşturur, bunlar tartışılır ve en fazla konsensüsü yansıtan taslak referanduma sunulur…

 

İnternet erişiminin temel bir hak olup olmadığı tartışmaları

İnternet erişiminin anayasada yer alması gereken bir hak olup olmadığı sorusu, aslında onun “temel insan hakkı” olup olmadığı sorusuyla ilgili. Çünkü eğer, öyleyse anayasada tanımlanmak ve korunmak zorunda. Bu konu pek tartışmaya açık değil.

Ama internet erişiminin insan hakkı olarak konumlanmasıyla ilgili genel tartışmaya kısaca göz atmakta fayda var. İnternet erişiminin temel bir hak olarak tanınmasına yönelik itirazlardan biri, TCP/IP protokolünün yaratıcılarından Vinton Cerf’ten geldi. Cerf, internetin temel hakların kullanımını mümkün kılan bir teknoloji olduğunu, ama kendisinin bir hak olarak tanımlanamayacağını belirtti (Vinton Cerf, “Internet Access Is Not a Human Right”, New York Times, 4.01.2012, http://www.nytimes.com/2012/01/05/opinion/internet-access-is-not-a-human-right.html?_r=3&hpw). Cerf bu çıkışını, HTML’nin yaratıcısı Tim Berners-Lee’nin interneti temel bir hak olarak konumlayarak tartışmayı başlatan argümanına karşı yapmıştı ((“Web Creator Tim Berners-Lee: Internet Access Is A Human Right”, Huffington Post, 13.04.2011, http://www.huffingtonpost.com/2011/04/13/berners-lee-internet-access-human-right_n_848833.html). Her iki yorumcu da, paternalist bir algıyla “İnternetin Babaları” olarak görüldüğünden, hukukçu olmasalar da konumları tartışmayı belirleyecek güce sahip.

Bence Cerf’in en önemli yanılgısı interneti bir teknolojiye indirgemesi. İnternet teknolojiden ibaret değil, teknoloji(ler) aracılığıyla yaratılmış bir ortam ve en önemlisi, etkileşimli, sosyal ve kamusal bir ortam. Kamusal bir ortam, çünkü hepimize ait, sadece teknolojiyi geliştirenlere değil. Tıpkı konut gibi. Konut bir teknoloji ürünü. Peki barınma hakkı neden bir insanlık hakkı? Tıpkı sokaklar ve meydanlar gibi. Sokaklar ve meydanlara erişim temel bir hak. Sokaklar ve meydanlar ne kadar teknolojiden ibaretse internet de o kadar teknolojiden ibaret. Nasıl sokaklara çıkıp protesto etme hakkımız temel bir hak ise, aynı şeyi internette yapmamız da temel bir hak. Dolayısıyla internete erişme hakkı, tıpkı sokağa çıkma, kamusal alanda örgütlenme, seyahat etme gibi bir insan hakkı.

Aslında bu çok eski bir tartışma. Benzeri görüşler basının ortaya çıktığı zamanlarda da dile getirildi. İfade özgürlüğünün sadece basına bağlı olmayacağı söylendi. Doğru. Ama zaman içerisinde basın özgürlüğü ifade ve haber alma özgürlüğünün bir parçası haline geldi ve temel bir hak olarak tanındı. İnternet de artık ifade , bilgi edinme ve haber alma özgürlüğünün bir parçası ve temel bir hak olarak tanınmak zorunda. Basın ne kadar “teknoloji”den ibaretse internet de o kadar teknolojiden ibaret.

Burada dikkate alınması gereken önemli bir kavram da “Agora”. Agora, yani toplanma mekanı, topluluğun nabzının attığı yer… Kamusal alan… Kamusal alana çıkmak, orada düşüncelerini ifade etmek, örgütlenmek, protestoda bulunmak vb. temel bir haktır. Agora’ya erişim temel bir haktır. Agora meydanlar ve sokaklar olabilir. O yüzden sokaklar ve meydanlara çıkmak engellenemez, temel bir haktır. Sokaklar ve meydanlar insan yapısıdır. “Techne” (yani “yapmak” fiili) sonucu oluşur… Ama bir kez oluştu mu, artık insanlığın malıdır, erişimi engelleyemezsiniz… İnternet de Agora’dır. Üstelik hepimize, bütün insanlığa ait bir Agora… İnsan yapımı teknolojiler sonucunda oluşmuştur. Ama tıpkı sokaklarımız ve meydanlarımız gibi, artık o “techne”den daha fazla şey ifade eder. Yaşar. Bizim malımızdır.

İnternete erişmek temel bir haktır. Dikkat edin, “internet haktır” demiyorum, “internete erişmek temel bir insan hakkıdır” diyorum… İnternetin devletler veya şirketler tarafından işgal edilmeden, tarafsız ve bütünlüklü bir halde tutulmasının sağlanması gerekir, ki o Agoraya erişebilelim ve orada insanlığımızı yaşayabilelim… Sokakları ve meydanları tanklarla işgal edilmiş, veya şirketlerin ve özel ordularının işgali altında bulunan, girip çıkmanın izne veya ücrete tabi olduğu bir şehir düşünün… O şehirde Agora hakkı çiğnenmiştir; dolayısıyla bağlantılı bütün haklar da…

Cerf’in yaklaşımını çürüten temel bir insan hakları hukuku kavramı var ki, Cerf bunu tamamen atlıyor: Bu da “kuşak” kavramı… Düşünce, ifade, bilgi edinme, haberleşme özgürlüğü ve mahremiyet hakkı gibi haklar ilkesel olarak temeli oluşturan 1. kuşak insan hakları… Sonra basın özgürlüğü gibi 2. kuşak insan hakları geliyor. İnternete erişme özgürlüğü, internetin tarafsızlığı ve bütünlüğünün başta devletler olmak üzere üçüncü tarafların müdahalesi olmaksızın korunması ise 3. kuşak insan hakkı…

Bu arada Cerf’in bir DARPA (The United States Department of Defense Advanced Research Projects Agency) yani ABD Savunma Bakanlığı çalışanı olduğunu hatırlayalım. Bu yazısını, bir CERN çalışanı olan Tim Berners-Lee’nin internetin temel insan hakkı olarak tanınması gerektiği söylemine karşı yazdığını da. “Sir Tim’in, Cerf gibi bir korporatist oligarşide değil daha düzgün bir demokraside yetiştiğini ve mobil telefonlarda net tarafsızlığı karşıtlarından para da almadığını belirtmekte yarar var” (Nick Farell, “Vint Cerf says internet not a human right”, TechEye.net, 6.01.2012, http://news.techeye.net/internet/vint-cerf-says-internet-not-a-human-right)

3. Kuşak insan hakkı olarak internet erişimi

İnternet erişiminin hali hazırda uluslararası belgelerde temel insan hakkı olarak tanınmış olmasının nedeni, bu erişimin eskiden olduğundan daha fazla insanı ilgilendiriyor olması değil. Yani, bu basit bir nicelik sorunu değil. Bu tanımanın gerçek nedeni, internetin doğasıyla ilgili: İnternetin gayri-merkezi, tarafsız, sınır-aşan ve etkileşimli doğası, onu düşünce, ifade, bilgi edinme ve haber alma özgürlüğünün asli parçası kılıyor. İnternet erişiminin “3. kuşak insan hakkı” olarak tanımlanmasının nedeni de budur. Çünkü internet erişimi hak olarak tanınmadan, 1. kuşak insan hakları olan “düşünce, ifade, bilgi edinme ve haber alma özgürlüğü” korunamaz. İnternet bugün, düşünce ve ifade özgürlüğünün gerçekleştiği öncelikli iletişim alanı haline gelmiştir; aynı şekilde, müdahale edilmeden, sansürlenmeden bilgi edinme ve haber alma hakkının özgürce kullanılabildiği en önemli platformdur. Dahası, internet herkesi bir yayıncı haline getirmekte, iletişimi demokratikleştirmekte ve kamu yararının ortaya çıktığı ayrıcalıklı iletişim ve etkileşim platformuna dönüşmektedir. İşte bu yüzden, internetin “evrenselliğinin, bütünlüğünün ve açıklığının” korunması gerekir. Aksi takdirde temel hak ve özgürlükler platformu zarar görür. Bu hukuki ilkenin internete kaç kişinin bağlandığıyla hiç bir ilgisi yoktur. Hukuki ilkeler niceliksel değil niteliksel bir öze sahiptir.

Bunun da ötesinde internet insani etkileşim ve sosyal ilişki için temel bir platform haline gelmiştir. Bu durum da internet erişimini en az seyahat özgürlüğü kadar temel bir insan hakkı haline getirmektedir. Bugün bir insanın seyahat özgürlüğünü engellemekle, internet erişimini engellemek arasında temel bir fark yoktur. İkisi de temel haklara aykırıdır.

İnternet, sadece bir iletişim alanı değildir; o bir etkileşim alanıdır. Bu da interneti örgütlenme özgürlüğünün asli parçası haline getirmektedir. İnternet bugün insanların örgütlenmek, demokratik bir biçimde katılımda bulunmak, halkın çıkarlarını tehdit eden kamu kurum ve kuruluşları üzerinde baskı oluşturmak, tepki ve protestolarını demokratik bir biçimde ifade etmek için kullandıkları en önemli platform haline gelmiştir. Bu yüzden internete erişim hakkı, örgütlenme hakkının da asli bir parçasıdır.

Avrupa Konseyi kararı, internet erişiminin devletler veya şirketler tarafından her hangi bir müdahaleye uğramaksızın güvence altına alınmasını gerektiriyor. Ayrıca temel hak ve özgürlükler platformunun anayasal koruma altında olması genel bir hukuk kuralı. İnternet erişimi de bu platformun asli parçası olduğuna göre, tartışacak bir şey yok. İnternet erişimini anayasa içerisinde tanımlanmak ve korunmak zorunda…

Yeni anayasa yapım süreci ve internet erişiminin temel bir hak olarak anayasal koruma altına alınmasının önemi

Yeni Anayasa çalışmalarında çözüm bekleyen aslında tek bir sorun var: Bu anayasa gerçek bir anayasa mı olacak, yani toplumun temel hak ve özgürlüklerini devletin karşısında koruyarak ülkenin demokratikleşmesinin bir aracı mı olacak; yoksa devletin tebaa olarak gördüğü kendi toplumundan korunarak hukuk dışına çıktığı mevcut rejimi sürdürerek kendimizi kandırmaya devam mı edeceğiz? Anayasa yapımının en önemli sorusu budur ve cevap sorunun içinde ayan beyan ortadadır.

Şimdi böyle baktığımızda, internet erişiminin anayasa içerisinde tanımlanarak güvence altına alınmasından daha doğal bir şey olamaz. Yeni bir anayasa, eğer gerçekten sivil ve demokratik olacaksa, asli ekseni düşünce, ifade, bilgi edinme, haber alma, örgütlenme hak ve özgürlükleri üzerinde kurulmalıdır; internete sınırsız, sansürsüz, kısıtsız bir biçimde erişme hak ve özgürlüğü de bu eksenin bir parçasıdır…

Türkiye’nin en öncelikli sorunu demokratikleşme sorunudur. Temel hak ve özgürlüklere odaklanmadan, toplum ve devlet arasındaki ilişkilerin doğasını demokrasi eksenine kaydırmadan hiç bir sorunu çözemezsiniz. İnternet erişiminin, Türkiye’de olduğu gibi devletin sürekli sansür, gözetim, denetim müdahalesi tehdidi altında olduğu bir ülkede demokrasiyi tesis edemezsiniz. Çünkü demokrasi düşünce, ifade, bilgi edinme, haber alma özgürlüğü temelinde yükselir. Geleneksel medyanın zaten ciddi bir şekilde devlet tarafından denetlendiği, haber mantığının dikte edildiği, uluslararası basın özgürlüğü endekslerinde notu yerlerde sürüklenen bir ülkede, özgür internet erişimi olmadan tüm temel hak ve özgürlükler zaten askıya alınmış demektir.

Alternatif Bilişim Derneği, “Kullanıcı Hakları Bildirgesi” adı altında taslak bir belge yayınladı. Belge interneti bir hizmet değil bir hak olarak tanımlıyor. Kullanıcıların katkılarıyla geliştirilmeye devam eden belgeye şuradan ulaşılabilir: http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Kullan%C4%B1c%C4%B1_Haklar%C4%B1_Bildirgesi

İnternet erişimi ile ilgili talepler artık bu ülkedeki hak ve özgürlükler platformlarının, demokratik anayasa hareketlerinin ve sivil toplum alanının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Önümüzdeki dönemde, demokratik hak arayışının, sadece internette sansüre karşı çıkmakla yetinmeyeceğini, internet erişim hakkının anayasaya eklenmesi için de mücadele edeceğini göreceğiz.

Demokrasiyi bir türlü içine sindiremeyen iktidarlar ve giderek etkisizleşen temsiliyet mekanizmaları bu mücadeleyi bir tehdit olarak algılayacaktır. Ama unutulmasın ki, bu, halkın onları demokrasi için tehdit olarak algılamasından başka bir sonuca yol açmaz!

İnternet erişiminin korunma altına alınmadığı bir anayasa yapacaksak, buna hiç gerek yok; devlet ideolojisini temsil eden kurgusal “örf ve adetler” neyimize yetmiyor?

Rejimimizin adını koyalım artık… Gibi yapmayalım.

Dr. Özgür Uçkan
İstanbul Bilgi Üniversitesi
Alternatif Bilişim Derneği
SansüreSansür

Dijital oyun dünyası TÜDOF’un gidişatından rahatsız

TÜDOF’un kuruluşunda emek veren çok sayıda sektör paydaşı, federasyonun şeffaflıktan uzak işleyişini eleştiren bir metin yayınladı.
Türkiye Dijital Oyunlar Federasyonu’nun (TÜDOF) Haziran ayı ortalarında Spor Genel Müdürlüğüne bağlı bir federasyon olarak kurulmasını takiben Ağustos ayı başında yapılan Başkanlık seçimiyle de Federasyon Başkanı olarak Mevlüt Dinç seçildi.

TÜDOF’un kuruluş ve işleyiş sürecini demokratik katılım içinde sürdürebilmek için 2 Temmuz ve 13 Temmuz 2011 tarihlerinde sektörün paydaşlarının geniş katılımıyla toplantılar yapılmış, “dijital oyunlar endüstrisinin değer zincirini oluşturan” çeşitli aktörleri temsil eden çalışma grupları oluşturulmuştu. Bu toplantılarda Dinç “Arkadaşlar, ne varsa hep birlikte yapacağız. Şu anda federasyon resmen onaylandı, ama hiçbir organı, üyesi yok, bomboş bir iskelet. Biz şimdi burada belirleyeceğiz.” demişti.

Bu sürece destek veren aralarında Alternatif Bilişim, Céidot Oyun Stüdyoları, IGDA Türkiye, İkisoft/Taleworlds, METUTECH-ATOM, Oyungezer,’in de bulunduğu sektör paydaşları bugün bir açıklama yayınlayarak federasyon sürecinin kendilerinin dışında gelişmesini eleştirdi. Açıklamada, “Desteklediğimiz aday Mevlüt Dinç’in başkan seçilmesinin ardından TÜDOF’un yapılanma sürecinde bizimle hiçbir şekilde iletişim kurulmadığına, en temel sorularımızın bile cevapsız bırakıldığına tanık olduk. Etkin bileşenleri olduğumuzu zannettiğimiz TÜDOF’un belirlenmiş ve seçilmiş olan yönetim kurulu üyelerini maalesef internette yayınlanan bir haber aracılığıyla öğrendik” denildi. Çalışma gruplarının, TÜDOF’a destek olmak amacıyla kurulduğu hatırlatılan açıklamada, “TÜDOF’a nasıl destek olacağımız belirsizleşmiş ve buna karşılık TÜDOF’un da sektöre nasıl yardımcı olabileceğine dair kaygılarımız artmıştır” vurgusu yapıldı.
Elektronik sporlarla ilgili gerçek ve tüzel kişiler, dağıtıcılar, yayıncılar, geliştiriciler, akademisyenler, teknokentler, İnternet Kafeler, medya mensupları, dijital oyunlarla ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile Hukukçuları temsil eden çalışma grupları, TÜDOF’u başkanlık seçimi öncesi kendilerine söz verildiği gibi katılımcı ve şeffaf hareket etmeye davet etti.

Açıklamaya destek veren kurum ve kişiler şöyle; Adeks Internet Kafe, Alternatif Bilişim, BJA, Céidot Oyun Stüdyoları, Çetin Tüker, Dijital Oyun Kültürü, EPIN, IGDA Türkiye, İkisoft/Taleworlds, İstanbul İnternet Kafeciler Esnaf Odası, Kürşat Çağıltay, METUTECH-ATOM, Mutlu Binark, Oyungezer, PaybyMe, Reo-Tek, Safa Başkaşkır, SANLAB, Seti Publishing, TieV, TOGOG, Tom’s Hardware Türkiye, Tom’s Oyun, Veysi İşler, Zibumi

Açıklamaya destek kişi veya kurum olarak imza vermek için fidaner@gmail.com adresine mail atmak yeterli.

Açıklama ve daha geniş bilgi için, http://dijitaloyun.wordpress.com adresi ziyaret edilebilir

Avrupa Komisyonu’nun iç yazışması: Temel hak savunucularının veri kaydetme’ye dair kaygıları görmezden gelindi*

Veri kaydetme direktifinin Nisan 2011′deki değerlendirmesinin ardından Avrupa komisyonu direktif için bir yenileme duyurusu yaptı. Komisyonun avrupa konseyinin veri koruma çalışma grubuna gönderdiği bir iç yazışma belgesi birkaç gün önce internete sızdı:

https://netzfreiheit.org/eu_commission_data_retention_reform/

Bu belgede hak savunucu örgütlerin değerlendirme sonrasında ifade ettiği kaygılar görmezden geliniyor. Aksine içerik, kanun yaptırımı yapan güçlerin telekomünikasyonun daha yoğun izlenmesine dair isteklerini yansıtıyor.

Belgeye göre veri kaydetmenin vatandaşlara daha iyi “açıklanması” gerekiyor. Veri kaydetmenin kanun yaptırımı için değerli bir araç olduğu çıkarsaması yapılıyor. Veri kaydetme hakkındaki eleştiriler bilgilerin ne kadar kullanışlı olduğunun tam olarak bilinmemesi olarak görülüyor. Üye devletlerin yalnızca azınlık bir kesimi veri kaydetme hakkında istatistikler sunabilmiş ve bu istatistikler hangi verilerin veri kaydetme sayesinde erişildiğini göstermiyor.

Veri kaydetme, mahremiyete tecavüzdür. Gereksiz ve orantısız olduğu şartlarda insan haklarını ihlal eder. Sızan belge gösteriyor ki, bu gereklilik ispatlanamamasına rağmen Avrupa komisyonu veri kaydetme direktifini sürdürmek istiyor.

Kanun yaptırımının talepleri daha çok dikkate alınıyor. Kaydedilen veriler, anında mesajlaşma (MSN, gtalk vb.) ve sohbet konuşmalarına (skype vb) doğru genişletilmek isteniyor. Dahası, internet üzerinden yapılan bütün dosya indirme ve karşıya dosya yükleme bilgileri de kaydedilecek. Internette dolaşan biri her web sitesini bilgisayarına indirdiği için, bu karar internet trafiğinin baştan aşağı izlenmesi sonucunu doğuracak.

Bazı paydaşlar verinin kullanımının da genişletilmesini istiyorlar: Kaydedilen veriler başlangıçta yalnızca “ciddi suçlarla” savaşmakta kullanılabiliyordu. Bu belgede ise kullanımın telif hakkı ihlallerine doğru genişletilmesi talepleri listelenmiş. Bu durum veri kaydetmenin en baştan “terörizme karşı” bir önlem olarak gerekçelendirilmesini de yalanlamış oluyor.

Veri kaydetmeye dair Avusturya çalışma grubundan Andreas Kirsch’e göre, “bu belge toplumun kaygılarının Avrupa komisyonu tarafından nasıl gözardı edildiğini göstermektedir. Veri kaydetme, mahremiyete ağır bir tecavüzdür. Bu önlemin ne gerekliliği ne de orantılılığı ortaya konabilmiştir. Komisyon verilerin yalnızca kullanışlı olduğunu iddia ediyor ve temel hak savunucularının ve birçok anayasa mahkemesinin ifade ettiği kaygıları görmezden geliyor.”

Çalışma grubu, Avusturya’da Ekim ayından beri yürüttüğü imza kampanyasında (zeichnemit.at) şu ana kadar 27 bin kişinin desteğini topladı.

*AK Vorrat örgütünün almanca açıklamasının ingilizce çevirisinden türkçeye çevrilmiştir. Almanca açıklama:
http://www.akvorrat.at/Interner-Bericht-EC-Zivilgesellschaft-ignoriert

Cep telefonunda biriken kareler

Geçen yazdan beri cep telefonunda yayilmayi bekleyen 3 kare:

wikileaks kitabı ankara garı

Ankara Garında hoş süpriz. WikiLeaks buraya da sızmış.

Bu siteye erişim mahkeme kararı ile engellenmiştir.

Kadıköy'de kendi halinde bir sokak. :)

BSA tehdit ediyor.

Geçen yaz Taksim Maslak metro hattında tehdit afişleri. Sağ alt köşedeki polis logosuna dikkat.

Yasaklara Karşı Ne Yapsak?

Yasaklara Karşı Ne Yapsak? Sansüre Karşı Çıkan Alternatif Bilişim Derneği'ne verilen Plaket

Yasaklara Karşı Ne Yapsak? temalı Gençlik Filmleri Festivali'nde Sansüre Karşı Çıkan Alternatif Bilişim Derneği'ne verilen Plaket

Dün gece İTÜ Maçka Kampüsü’nde Öğrenci Kolektiflerinin düzenlediği Gençlik Filmleri Festivali açılış etkinliği gerçekleşti. Etkinliğin teması: “Yasaklara Karşı Ne Yapsak?”

Etkinlikte yasaklara karşı mücadele etmiş kişi ve kuruluşlara plaketler verildi. Alternatif Bilişim Derneği’ne de İnternet sansürüne karşı verdiği mücadele nedeniyle bir plaket verildi. Hemen sağda görülen plaket.

Kısa bir konuşma yapabileceğimi söylediler ama zaten hem aralarda gösterilen filmler hem de pandomim gösterilerinde yeterince söz söylenmişti.

Gecede bizim dışımızda Penguen Dergisi, Erdoğan’ın ucube dediği ‘İnsanlık Anıtı’nı yapan heykeltraş Mehmet Aksoy, Rutkay Aziz gibi çok sayıda isme de ödüller verildi.

Plaketleri elleriyle hazırlamışlar.

Son olarak, sponsorsuz, desteksiz etkinlik gerçekten çok başarılı organize edilmişti.

Teşekkür ediyoruz…

 

inet-tr 2011

İnet-tr’ye dair kendi adıma bir şeyler yazayım dedim:

- Ayşe Kaymak’ın da olduğu hukuk oturumunda bilişimciler “5651′de logları 1 yıl kaydedin demiş ama biz sürekli kaydediyoruz, devlet gelir sorar diye silmekten korkuyoruz” dediler. “Birisi ‘yetkili olmadığı’ bir sayfaya yanlışlıkla da girse suç mudur” gibi bir soru geldi, haneye tecavüze benzetip suçtur denildi, ama sanki bu konuya hackerlık açısından da bakmak lazım. “Hukuk”tan genelde suç tanımlamayı anlıyoruz (avukatlar da öyle anlıyor) ve “suç” ile internet yanyana gelince durmadan çelişki yaratıyor…

- DPI’la ilgili bilgilere hakim olmadığım için biraz spekülatif bir sunum yaptım (ekte). “Makalemizi okuyabilirsiniz, ekitap da yapacağız” dedim. Bu oturumda da “takip kötü bir şey, ama mesela müvekkilime cinsel taciz yapan kişiyi bulmak için takip sistemi lazım değil mi?” gibi çelişkiler açığa çıktı. Biraz tartışınca gözetim sistemine herkes karşı çıkıyor, ama ne yapılabileceği belli değil. (not: sunumda girmedim ama DPI’ın çok faydalı olabildiğini söylüyordu Erdem. “Açık kaynaklı, sabit konfigürasyon ve tam otomatik” olması şartıyla belllki kabul edilebilir diye düşündüm ama bilmiyorum tartışmaları.)

- Burak Doğu Van ve sosyal medya konulu bir sunum yaptı, yazısını da “Cesur Yeni Medya 2″ ekitabı için bize gönderecek. Aynı oturumda Aslı Tunç arap baharı-iletişim-ows’den bahsetti ve “bir yanda siber-iyimserler sosyal medyaya fazla paye biçiyor, öbür yanda siber-kuşkucular ‘slacktivizm’ eleştirisi getiriyor” dedi. (not: ‘slacktivizm’ eleştirisine ‘eylem kaçkınlığı’ eleştirisi veya fedakarlık talebi de diyebiliriz belki ve “ne uğruna ne feda edilecek? ya bu iki şey aynıysa?” diye sorabiliriz).

- İnternet medyası oturumunda tasarının hem içerik hem usul bakımından olumsuz yanlarını konuştuk. Sarı basın kartının da zaten içinin boşaltılmış olduğunu, devlet onayı (akreditasyon) olmadan başbakanın yanına yaklaşılamadığını öğrendik. Katılım hiç az değildi, ama belki sabah saati olduğundan, belki de her şey ortada olduğundan ikna olma eğilimindeydiler, sakin sakin sohbet gibi oldu.

- “Demokrasi” oturumunda CHP, MHP gelmişti, AKP gelmemiş, BDP’yi çağırmak unutulmuştu… CHP’nin söylemi “internet kendi başına değişim yaratmaz, ancak sistematik örgütlenme ile değişim yaratılır, bir dayanak noktası olmalı ki bişeyler yerinden oynasın” mesajı verdi. (not: kulağa hoş gelebilir ama tabi burada “sistematik örgütlenme” ile kodlanan şey CHP’nin kendisinin varlık göstermesi. kendi dışını kendisinin eksik olduğu bir boşluk olarak görme, sonra da gittiği her yerde kendi sembollerini dalgalandırma çabası pek yabancı değil. sonra bayraklardan göz gözü görmüyor..)

- Sansür oturumunda farklı bir hava esti, canlı ve dostane bir tartışma döndü. Masanın bir ucunda “siber-kuşkuculuk” (içimize kapanıp fanus oluyoruz, bilmeyenlere ulaşmamız gerekir, çok çalışmamız gerekir…), öbür ucunda “siber-iyimserliğin” (erdem: ben özellikle çocuklardan umutluyum, durum hızla değişebilir, aynı şeylere takılıp kalmayalım, eski solcu gibi olmayalım) temsil edildiğini görmek de ilginç oldu..

Oturum başladıktan sonra çabucak bir paylaşım ortamına döndü (sosyal medya gibi?), yaşanan olaylar, düşünceler… arada da “şunları yapabiliriz, iyi olur” deniyordu. Bir yerde “şunu da yapmalıyız, bunu da yapmalıyız”a döndü ve yüklemin üstüne bastırdıkça içerik soyutlaşmaya başladı. Sonra nasıl olduysa “televizyon mu daha zararlı internet mi” gibi garip bir tartışmaya girdik ve hava bozar gibi oldu. Sonra bir şekilde “yararlı-zararlı kavramlarıyla tartışmak başkası adına karar vermektir, internette herkes kendi kararını verir, bu kavramları terk edelim” deyip baştaki paylaşım-anlatım ağırlıklı biçime döndük…

Salonun bir bütün halinde tartışması, tartışmanın farklı biçimler alması, tıkandığında da beraberce çıkılabilmesi ilginç bir deneyim oldu diyeyim. (bir de detay: diğer oturumlarda konuşmacılar (özellikle beğenilenler, ama hürmet ister gözükenler de, alkış boşluğu hissiyatıyla belki) ayrı ayrı alkışlanarak tebrik edilirken; sansür oturumunda bütün toplantı sona erdiğinde hep beraber bir kez alkışlandı, ‘iyi ki buluştuk’ der gibi. zizek’in nazi/sovyet karşılaştırmasını hatırlattı)

Orada tanıştığımız arkadaşlardan aldığımız bilgiler: Ege Üniversitesi’nde öğrencilerin yapacağı afiş-bildiri-ilan her boyuttaki bütün fotokopilerin orijinal kopyasına soğuk damga ve imza gerekiyormuş. Mesela 10 tane imzalatmak istersen “o kadar olmaz, azaltın” deniyormuş. Bilg. Müh. bölümündeki kantin “öğrenciler tartışıyor fikir sahibi oluyor” diye kapatılmış. Yakındaki bir kafeyle anlaşmalı olduğuna dair rivayetler varmış. Turnikeler yapılmış, yurtlara parmak iziyle giriliyormuş… Bizim oturduğumuz, öğrencilerin hizmet verdiği ama “sadece personel için” gibi uyarılar içeren Yeşil Köşk diye restoranımsı bir yerdi. Kampüste akşam saati açık olan başka yer de yok sanırım.. Böylece “üniversiteyle de temas kurmuş” olduk.

İnternet sansürü için gerekçe hazır

Geçtiğimiz haftalarda İngiltere, İsrail, ABD, Japonya ve Çin hükümetleri yabancı askeri güçler ve hackerlar tarafından siber saldırılara maruz kaldıklarını öne sürdüler. Saldırılar, İsrail ve ABD tarafından geliştirilmiş bir siber silah olan Stuxnet’e benzeyen Duqu adındaki kötü niyetli yazılımlar formunda oldu. Bu saldırıların nitelikleri ve kaynakları, hatta gerçekten olup olmadıklarının bağımsız olarak doğrulanması mümkün değil. Öne sürülen bu saldırılar internet özgürlüklerini bastırma amacını güden yeni yasa önerileri için kullanılacak. Bu saldırılar aynı zamanda 21. yüzyılın savaş alanında, Siberdünya’da, yeni rakipler ateşleyecek.

ABD’de, Ulusal Karşıistihbarat Müdürlüğü (National Counterintelligence Executive) kongreye sunduğu bir raporda siber casusluğun Amerikan ekonomisine büyük bir tehdit oluşturduğunu ilan etti. Rapordaki, “Rakiplerden ve Ortaklardan Yaygın Tehdit” başlıklı kısımdan alıntılar:

“Çinli özneler ekonomik casuslukta dünyanın en aktif ve ısrarcı failleri” ve “Rusya’nın istihbarat servisleri ABD hedeflerinden ekonomik bilgi ve teknoloji toplamak amacıyla bir dizi aktivite yapıyorlar”.

ABD’nin askeri teknolojik üstünlüğünü koruma ile görevlendirilen kurum DARPA (ABD Savunma Bakanlığı’nın Araştırma Projeleri Ajansı) , 2012 mali yılında bütçesinde yüzde 73 artış istedi: 120 milyon dolardan 208 milyon dolara. Buna paralel olarak Çin, rapora çok sinirlendi ve suçlanmaları “sorumsuzluk” olarak nitelendirdi.

Halihazırda dünyadaki hükümetler siber ataklardan duydukları korkuyu kendi insanlarının İnternet özgürlüklerini kısıtlamak için bahane olarak kullanıyor.
Geçen ay Çin, Çinli blogcular hükümeti gittikçe daha fazla cesaretle eleştirdikleri için sosyal medya web sitelerini ve mikroblog sitelerini kapattı. Pekin’in Wenzou’daki hızlı tren kazasından sonraki zayıf müdahalesi internette yoğun şekilde yer almış ve bu şekilde Çin’in anaakım medyasında yerini bulmuştu. Devlet İnternet Bilgi Ofisi bu şekilde eleştirilerin tolere edilmeyeceğini belirtirken Xinhua haber ajansı baş ağrıtan üç blogcunun yerel otoriteler tarafından cezalandırıldığını yazdı.

Duyurudan birkaç gün sonra ABD Anavatan Güvenliği Birimi (DHS) sosyal medyayı kendi insanlarının takibi ve gözetlenmesi amacıyla kullanmayı düşündüğünü ifade etti. DHS sekreteri Caryn Wagner geçen Aralık’ta Tunus’da görülen sosyal ayaklanmalardan korktuğunu ve Twitter gibi sosyal medya servislerini kendi alkını gözetleme amacıyla kullanmak istediğini söyledi. Liebermann ve Collins adlı senatörler geçen Ocak ayında dile getirdikleri aciliyet durumunda Başkan’a interneti kapatabileceği bir anahtar verilmesi isteklerini yinelediler. Bu çağrı Senatör McCain tarafından da geçen Temmuz’da yapılmıştı.

Geçen hafta İngiliz Başbakanı David Cameron sibergüvenlik ile konuşma özgürlüğü arasındaki dengenin kurulması gerektiğini belirtti. Londra’daki siber güvenlik konferansında konuşan Cameron, uluslararası bir sibergüvenlik çerçevesi için çağrı yaptı. İnternet güvenliği uzmanı Eugene Kaspersky, aynı konferansta yaptığı konuşmada, internete girmek için kullanılacak internet pasaportu fikrini ve istenmeyen hareketleri yakalayacak internet polisi fikirlerini savundu. Kaspersky, bu çerçeveye uymayan ülkelerin de internetten çıkartılmaları gerektiğini ileri sürdü.

Kaspersky internete erişim için pasaport veya ehliyet sahibi olma fikrini ortaya atan ilk kişi değil. Geçmişte bu fikir, Microsoft’un Teknoloji Yöneticisi Craig Mundie tarafında ortaya atılmıştı ve Beyaz Saray özel sektörün Internet ID (İnternet Kimliği) geliştirmesi için bir öneri taslak hazırlamıştı.

Uzmanlar bu planın bildiğimiz internetin sonu olacağı konusunda hemfikir. Yasal politik protesto ve hükümet eleştirisi imkansız olacak. Kaspersky’nin önerisine karşı güvenlik teknolojileri uzmanı Bruce Schneier internetteki anonimliği bitirme çabalarına istinaden şöyle yazdı:

Evrensel kimlik belirleme imkansız bir şey. Yetki vermek bile – kimin hangi İnternet paketlerinden sorumlu olduğunu bilmek – imkansız. Böyle bir sistemi inşa etmek sonuçsuz kalır ve sadece suçlulara ve hackerlara yeni saklanma yolları yaratır”. Schneier, “İnternet üzerindeki anonimliği kaldırmak kenarından dolaşabilecek kadar meraklısı olanları etkilemeyecektir; milyarlarca dolara mal olacak ancak güvenlik üzerinde kaydadeğer bir etkisi olmayacaktır” diye ekledi.

James Corbett

*Bağımsız gazeteci James Corbett tarafından 10 Kasım’da yayımlanan raporunu sol.org.tr’den aldık

Düzenleme Saplantısı ve Ayrıcalık Özlemi

Başbakan yardımcısı Bülent Arınç müjdeyi verdi: Internet Medyası için yasal düzenleme yapacağız.

Bu düzenleme ile artık İnternet gazetecileri de sarı basın kartı alabilecek ve haber portalları ilan gelirlerinden pay alabilecek. Ana akım medya ve çeşitli İnternet haber portalları coşkuyla karşıladı bu haberi. Tabi bu tasarıyı yıllardır bekleyen bazı dernekler de..

Bu habere sevinenler, cellatlarının açtığı kollara koştuklarının farkında değiller. Ya da havuç daha tatlı görünüyor.

Yakından bakalım. Taslak İnternet Medyası tanımı yapıyor. Bu tanım oldukça muğlak. İnternetin son derece geçişken, esnek, gayrimerkezi doğası böyle bir tanım ile sınırlar çizmeye izin vermiyor. Ardından bu tanıma uygun siteleri mevcut Basın Kanunu’na bağlıyor. Yine bu sitelerin uyması gereken zorunlulukları bildiriyor: sorumlu müdür bulundurma, künye, yer / hizmet sağlayıcı bilgilerinin bildirimi vb…

Sayın Arınç, sansür konusundaki hassasiyetini(!) ise basın kanununda yer alan yayın durdurma / kapatma gibi cezaların yerini, sarı basın kartı iptali ve maddi yaptırımlar gibi cezaların alacağını ifade ederek gösteriyor. Fakat hükümetin elinde 5651 gibi, 4 yılda 15 binden fazla siteye erişimi engelleyerek, sansür konusunda rüştünü ispatlamış bir yasa mevcut. Bu sitelerin yaptıkları haberlerden dolayı 5651′in gazabına uğramayacağının herhangi bir garantisi yok.

Peki nedir bu basın yasasının kerameti? Nelere yol açtığına bakmak yeterli. Uzatmadan ifade edelim: Sansür. İktidara mesafeli duran, muhalif olan, hükümeti eleştiren, arada bizzat başbakan tarafından yapılan ince ayarlamalara ve oto-sansür telkinlerine uymayan yayınların tepesindeki kılıçtır. Yayın durdurma ve kapatmalar, yayın yapamayacak duruma getiren ağır para cezaları bu yasanın emridir.

İktidarın sarı basın kartı ve ilan gelirleri karşılığında ‘İnternet Medyası’nı böyle bir kanuna tabi kılması anlaşılırdır. Çünkü sansür / denetim saplantıları vardır. Üstelik artık İnternet ‘düzenlenmesi/denetlenmesi’ gereken bir alan olduğunu çoktan ispatlamıştır. Çünkü son dönemde Dünya’daki tüm halk hareketlerinin en önemli iletişim/örgütlenme aracıdır. Diktatörlerin devrilmesine bile yardımcı olmuşluğu vardır.

Fakat bu tasarıyı ısrarla isteyen İnternet Medyacılarına ne demeli? Bence onlar plazalara taşınmak istiyorlar. Ayrıcalık talep ediyorlar. Daha çok reklam geliri, sarı basın kartı ile sağlanan ayrıcalıklar sayesinde daha sürdürülebilir bir iş modeli kurma peşindeler. İnternetin eşitleyici, ayrıcalıkları yok edici, gelenekseli peşinden sürekleyici, egemen ana akım medyanın görmediklerini gösteren, herkesi muhabir, yazar, editör yapabilen doğasından sıyrılmak istiyorlar.

Fakat buna kavuşmak, İnternet’in doğasını bozmadan mümkün değildir. Varılacak yer, her yazılıp çizilenin ticari bir meta olarak değerlendirilmesi, herşeyin devlet denetimine tabi olması ve akreditasyon için oto-sansürdür. Tıpkı geleneksel mecrada olduğu gibi.

Daha iyi gazetecilik yapmak isteyen, daha çok özgürlük ister. Dünyanın en baskıcı / sansürcü yasalarından birine tabi olmayı değil.

Katılımın e-hali: Gençlerin Sanal Alemi’ni yayınladık

Alternatif Bilişim Derneği ikinci e-kitabı; “Katılımın e-hali: Gençlerin Sanal Alemi”ni yayımladı.

katılımın e-hali

Katılımın e-hali: Gençlerin Sanal Alemi ikinci e-kitabımız. İlk e-kitabımız Cesur Yeni Medya’yı (http://ekitap.alternatifbilisim.org/cesur-yeni-medya.html) Ocak ayında yaptığımız Wikileaks panelimizin ardından derlemiştik. İkinci e-kitabımız ise Türkiye’de gençlik alanında internetin sivil ve politik katılıma etkisini masaya seren ilk e-derleme olma ünvanını taşıyor. Türkiye’de gençlik ve İnternet alanı “gençler vakitlerinin çoğunu facebook ve oyunda geçiriyor”, “Aileler aman dikkat” ya da “İnternet gençleri asosyalleştiriyor” söylem ve haberiyle ilişkilendiriliyor. Kitabı derleyen ve makale yazan arkadaşlarımız yaşadıkları zorluğu “Türkiye’de özellikle gençlik alanı çok bakir olduğundan, internet çalışmalarıysa henüz 10′lu yaşlarına bile girmediğinden, işimiz oldukça zordu. Türkiye’de yaşayan gençlerin renkli sanal alem tasavvuru ve mesleki deformasyondan kaynaklanan kamuoyuyla paylaşım sorumluluğu, ayakta kalmamızı sağladı” diyerek anlattı.

Derlemede, hem Türkiye özelinde hem de Türkiye’yi ilgilendiren konularda karşılaştırmalı proje bulguları, alanda çalışan uzman ve akademisyenlerin makalelerine ve röportajları bulunuyor.

Makale yazarları özellikle çeşitli alanlardan seçilmiş, bu konuda çalışan akademisyen, danışman, yazar, gençlik örgütü çalışanı, sendikacı, gençlik çalışmaları yapan ve sivil toplum deneyimi olanlar… Röportaj verenlerin de profilinde de çeşitlilik olmasına dikkat edildi. Türkiye’nin ilk internet girişimcileri, yayıncı ve gençlik alanında uzun yıllardır çalışan eski gönüllü, genç profesyonel, genç akademisyen/blogçularla röportajlar yapıldı.

Kasım 2011′de yayınladığımız 430 sayfalık e-kitabımızı İstanbul Şehir Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Aslı Telli Aydemir’in derledi. Bu Alternatif Bilişim e-yayını, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da son dönemde yaşanan sosyal hareketlerle bir kat daha önem kazanan çevrim-içi/çevrim-dışı katılım dinamiklerine farklı bir pencereden bakmak isteyenlere önemle duyurulur.

Kitabı http://ekitap.alternatifbilisim.org/katilimin-e-hali.html adresinden indirebilir, keyifle okuyabilirsiniz…

Kitap ve dernek hakkındaki her türlü görüş ve önerilerinizi bilgi@alternatifbilisim.org adresine bekleriz.

İnternet İnsan Hakkıdır!

2011, Internet’in giderek daha çok göz önüne çıktığı; sosyal paylaşım ve bilgilenme aracı olarak, yeni ve güçlü bir medya olarak, özellikle de fikirlerin paylaşıldığı ve tartışıldığı bir politik-ideolojik mücadele alanı olarak kendini gösterdiği bir yıl oldu. Wikileaks ve Arap isyanlarını ele alan “Cesur Yeni Medya” e-derlemesinde bu konuya dikkat çekmiştik. Internet’in korunması gereken bir iletişim ve politika alanı olduğunu vurgulamıştık.

Aynı yıl BTK isimli kurum, “22 Ağustos’ta Türkiye’de Internete seçmeli filtre konulacak” diye bir karar aldı. Bu kararın nereden çıktığını, nasıl bir düşünme süreci sonucunda geliştiğini bilmiyoruz. Diğer birçok kanun değişikliğinin nasıl yapıldığını bilmememiz gibi. 15 Mayıs’ta dünyanın en büyük Internet eylemi ile karşılaşınca geri adım atacak gibi yaptılar, bir İnternet Kurulu toplantısı yaparak “görüşlerimizi aldılar” ama bu görüşleri ne yaptılar bilmiyoruz, çünkü sonradan açıklanan karar, ilk kararın “filtre” kelimesinden arındırılmış haliydi. Bu kararda özellikle dikkat çektiğimiz nokta şu: Filtreleri belirleme yetkisi bütünüyle BTK’ya verilmiş. Bu da bize nereden çıktığını bilmediğimiz bu kararın “Internet üzerinde denetim kurma” çabası olduğunu düşündürüyor. Korumacı kollamacı devlet refleksinin Internet kullanımına el atması, Internet yayıncılarına ve özellikle de iktidardan farklı düşünen politik yayınlara parmak sallaması olarak algılıyoruz. Unutmayalım ki yine 2011′de televizyon ve gazetelerden önemli muhalif isimlerin birer birer uzaklaştırıldıklarına tanık olduk. Yine 2011′de kitap taslağının dijital kopyaları imha edilmek istenen gazeteci Ahmet Şık mahkemesiz delilsiz tutuklandı ve hala “çok gizli kanıtlar” gereği cezaevinde tutulmakta.

İşte bu mevzubahis TV ve gazetelerde birkaç gün önce 5651′in değişeceğine dair haberler okuduk, izledik. 5651′in “fazla kısıtlayıcı olduğu ve yenileneceği” söyleniyor. 2007′den beri çeşitli vesilelerle eleştirilen, bilindik bir durumdu bu. Neden şimdi gündeme geldiğini yine bilmiyoruz.

Bir sözün doğruluğu kadar, kim tarafından ve ne zaman söylendiği de önemlidir. Kanunların içeriği kadar, hatta daha önemlisi onların oluşum sürecidir. Bu yasa yapma süreçleri bize karşı bir “propaganda ve algı yönetimi” biçiminde işletildiği sürece, ifade ettiğimiz eleştirel görüşlere karşı “izole etmek” gibi terimlerle yaklaşıldığı sürece, denetim altına alınan medya kanallarıyla bize ulaşan sözlere güvenimiz doğal olarak zayıflıyor. Önce Tunus ve Mısır sokaklarının isyanıyla, sonra Yunanistan ve İspanya meydanlarında, en son da Wall Street işgaliyle sarsılan bir büyük denetim sisteminin kaçınılmaz sonu ertelemeye çalışan çırpınışlarını hissediyoruz.

Bu vesileyle 5651 ve 22 Ağustos “filtre” kararına dair eleştirdiğimiz temel noktaları tekrarlayalım:

Sansür Uygulamalarına Son

İnternet İnsan Hakkıdır!

Güvenli İnternet mi Filtre mi?

Bilindiği gibi yoğun tepkilerin ardından, BTK filtre uygulamasında geri adım attı. Profil seçeneklerini seçimlik yaptı. Standart ve yurtiçi Internet gibi ucube ötesi paketleri iptal etti. Erişim engeli aşmaya yardımcı olan proxy ve dns gibi teknolojileri engelleme çabasından vazgeçti. Fakat uygulamanın yeni hali de son derece sorunludur.

Güvenli İnternet (?)

Öncelikle altını çizmemiz gerekir ki, “Güvenli İnternet” yanlış bir nitelemedir. Böyle bir İntenet mümkün değildir. Filtreler ile güvenlik sağlanamaz. Kamuoyu bu kavramla aldatılmaktadır. Önümüze konulan “merkezi filtreler” ile süzülmüş bir İnternettir. Düpedüz “Filtreli İnternettir”.

Kavramın doğru hali “İnternet’in Güvenli Kullanımı”dır. Bunun da yolu kullanıcıların yeni medya okur yazarlığının geliştirilmesi, dijital bilgi ve becerilerinin arttırılmasıdır. İlköğretimden başlayarak bu becerilerin kazandırılması zorunludur. İnternet’te olanaklar kadar riskler de vardır. Fakat teknik çözümler, erişim engellemeleri ve filtreler kesinlikle çözüm değildir.

Çünkü güvenli havuz yoktur. Yüzmeyi bilen insanlar vardır.

Uygulamanın bu şekilde sunulması toplumda “sıfır risk” algısı yaratmaktadır. Bu çok tehlikelidir. Çocukların korunması ebeveynlerin görevidir. Fakat bu algı sayesinde sorumluluk kolayca “Güvenli İnternet”e devredilmektedir.

Seçimlik Aldatmacası

Uygulamanın seçimlik olduğu ve dileyen yurttaşın dışında kalabileceği savunulmaktadır. Buna iki temel itirazımız vardır.

Birincisi pratikte yaşanacak durum, uygulama dışında kalacak olanların istisna olacağıdır. İnternet hizmetinden faydalanmak isteyen ve konudan haberdar olamayan hiç bir yurttaş, “Güvenli İnternet ister misiniz?” sorusuna “Hayır” yanıtını vermeyecektir.

İkincisi teknik olarak engellemenin nasıl yapılacağı önemli bir sorundur. Eğer bir profili seçen yada seçmeyen tüm kullanıcıların trafikleri bir biçimde değerlendirmeye tabi tutulacak ve profillerine göre erişim hakkına karar verilecekse, bu tam bir skandaldır. Tüm trafiğin bir şekilde monitör edilebilmesi anlamına gelmektedir. Örneğin erişim engellemeleri bundan sonra nasıl yapılacaktır? Eğer bu da benzer bir liste ile yapılacaksa aslında ortada adı konmamış başka bir profil daha vardır. Fakat maalesef bu konuda yönetmelikte yeterli bilgi bulunmamakta ve kamuoyu ile paylaşılmamaktadır.

Listeler nasıl hazırlanacak?

  • Göstermelik Kurul

Yine gelen tepkiler üzerine yeni yönetmelikte bir danışma kurulu belirlenmiştir. Fakat maalesef 11 kişiden oluşacak bu kurulun 7′si Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından bürokratlar, 3′ü yine bakanlığın önerdiği ve BTK’nın seçtiği uzmanlar, kalan 1′i de Türkiye Dijital Oyun Federasyon’undan olacaktır. Görüldüğü gibi kurulun büyük bölümü siyasi iradenin etkisi altındaki bürokratlardan oluşmaktadır. Hiç bir sivil toplum kuruluşu temsilcisi bu kurulda yer almamaktadır. Üstelik bu kurulun görevi danışmanlıkla sınırlıdır. “Listeler bu kurulun tavsiyeleriyle BTK tarafından belirlenecektir.”

  • Gizli Listeler

Listelerin içeriği kamuoyundan gizlenmektedir. Listeler, filtreleme yapacak ISP’lere “hash edilerek” gönderilecektir. İçerik ve servis sağlayıcı kurum ve kişiler listelerde olup olmadıklarını ancak tesadüflerle öğrenebilecektir. AB ilerleme raporunda altı çizilen bu durum bilgi edinme hakkına da aykırıdır. İtiraz ve hak arama olanaklarını zorlaştırmaktadır. Listelerin denetimini ilgili sivil toplum kuruluşlarının odağından kaçırmaktır.

Merkezi Filtre ‘seçimlik’ de olsa SANSÜRDÜR!

Filtrelerin merkezi bir şekilde, anti-demokratik ve şeffaf olamayan süreçler içerisinde belirlenmesi kabul edilemezdir. Bu uygulama tek tip bir aile, tek tip bir çocuk, tek tip bir faydalı/iyi/doğru tanımlaması yapmaktadır. Bu tanımların içeriği de devlet tarafından doldurulmaktadır. Birilerinin bunu seçmemesi, uygulamanın niteliğini değiştirmez.

İnternet temel bir insan hakkıdır…

BM 4 Haziran’da İnterneti bir insan hakkı olarak kabul etti. “Bu nedenle her devlet, internetin, uygun fiyatlarla, geniş bir şekilde var olmasını, kullanımını temin edecek anlamlı ve güçlü bir yasal ortamı geliştirmelidir.[1-2]” tespitlerinde bulundu.

BM’nin malumu ilan etmiş olduğu raporunda da belirtildiği üzere, devletlerin görevi İnternet ile savaşmak, ondan korkmak, toplumu zırhlarla donatmak değildir. Aksine yurttaşların bu haktan en geniş yararlanabilmelerinin koşullarını yaratmaktır. Erişim engellerine, filtre uygulamalarına, sansüre, izlemeye, kayıt altına almaya son verilmelidir.

12 Ekim 2011 tarihinde açıklanan İlerleme Raporunda da Türkiye’de, “İnternet içeriği hakkında yasa [5651] ve internet hizmet sağlayıcıların iş görebildiği koşullar, ifade özgürlüğünü koruyan uluslararası standartlara uygun değil ve vatandaşların internet erişimiyle ilgili haklarını etkileyebilir.” (sf. 65) saptaması yer almaktadır. Öyleyse, Kullanıcılar olarak Internet hakkımıza sahip çıkmalıyız. Sansür uygulamalarına, iktidarların denetim, kontrol aracı olarak kullanmalarına karşı koymalıyız

Sınırsız, sansürsüz, özgür bir İnternet istiyoruz! Bilgiye erişmek özgürlüktür…

Alternatif Bilişim Derneği

Kaynaklar:

1: http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrcouncil/docs/17session A.HRC.17.27_en.pdf

2: http://turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=32795

3: 12 Ekim 2011 İlerleme Raporu

Samsun EMO İnternet Sansürü Paneli

Samsun EMO İnternet SansürüElektrik Mühendisleri Odası Samsun Şubesi yeni hizmet binasının açılış töreninde İnternet, sansür ve filtreler konusunda bir oturum gerçekleşti. Biz de oturumda filtreler konusunda bir sunum gerçekleştirdik. Ayrıca Mustafa Akgül hocamız da Türkiye’de İnternet ve sansürün serüveni özetleyen bir sunum yaptı. Samsun EMO Yeni Hizmet Binası Açılışı İnternet Sansürü Oturumu

EMO ve TMMOB yöneticileri, oda üyeleri, EMO Genç üyesi mühendislik öğrencilerinin ilgiyle dinlediği bir oturumdu. Konuya dikkat çekmek için iyi bir fırsat oldu.

Keşke başka kentlerde de böyle etkinlikler yapabilsek..

 

Sayın Tayfun Acarer, pardon?*

Özgür Uçkan

Beni son zamanlarda en çok eğlendiren haber, BTK Başkanı Sayın Tayfun Acarer’in, 22 Şubat 2011 tarihinde yayınlandığından beri ulusal ve uluslararası tepkilerin odağında olan, devlet eliyle zorunlu merkezi filtre kararını eleştirenlerin “pardon” demesini istemesi oldu! Açıklama şöyle: ”Herkesi içermeyen, tamamen tercihe bağlı bir şey sansür olarak, sansür kelimesiyle ilişkilendiriliyorsa, Türkçe anlamlar konusunda oturup düşünülmesi lazım. Bu kadar eleştiri yapanlar 22 Kasım’da ne diyecekler merak ediyorum. Uygulama başladığı zaman ne diyecekler çok merak ediyorum ama ‘pardon’ demek de bir meziyettir.” (http://www.ntvmsnbc.com/id/25244357/

BTK’nın ilk kararı, yani herkesi dört farklı profilden birine girmeye zorlayan merkezi filtre uygulaması madem sansür değildi, BTK niçin bu kararı revize eden ve profil sayısını ikiye indirerek tercihe bağlayan bir taslak daha yayınladı?  Sonra niçin bu taslak kararı 10 gün süreyle kamuoyunun görüşüne açtı? Bir çok kişi ve kuruluş görüş gönderdi, bunların bir kısmı medyada da yayınlandı. BTK niçin bu görüşlerin değerlendirmeye alınıp alınmadığını, nihai kararın resmi olarak neye benzediğini açıklamaya dahi tenezzül etmeden test sürecinin başladığını açıkladı?
Hukukçulara göre, resmi olarak ilkini ortadan kaldıran herhangi bir karar yayınlanmadığına göre, 22 Şubat tarihli resmi kararın yürürlüğe girmiş olması gerekiyor. BTK Başkanı Tayfun Acarer’e bakarsanız, taslak kararda sözü edilen test süreci başlamış bulunuyor!
Sayın Acarer, herhangi bir sözlükte “sansür” kelimesine bakarsa, yayınların önceden denetlenmesi ve yayımının izne tabi olması anlamına gelen bu kelimenin 22 Şubat kararına tam olarak uyduğunu görecektir. Yeni revizyon kararlarında içerikleri devlet eliyle denetlemeyi sürdürme ısrarından dolayı da örtülü ve kısmi sansürden söz edilebileceğini savunan çok kişi vardır.
Madem bir önceki kararları sansür değildi ve öyle olmadığını aylarca savundular, o halde niçin kararlarını değiştirdiler ve herkesi merkezi bir şekilde bir profile sokmak ısrarından vaz geçtiler? Sayın Acarer, sorumlu bir yönetici olarak önce bu soruya cevap vermelidir. Bu geri adımın arkasında ciddi kamuoyu baskısının, sokak protestolarının, demokratik zorun ve uluslararası toplumun tepkisinin bulunup bulunmadığını açıklamalıdır. Daha sonra, yetkisiz bir kurum tarafından alınan hukuki geçerliliği kuşkulu bu yeni anti-demokratik karara dair eleştirileri yanıtlamaya başlamalıdır. Hukuk devletlerinde böyle yapılır.
Ben Sayın Acarer’e “pardon” demek isterim, ama sonunda bir soru işaretiyle: Pardon?
Yazı *http://sansuresansur.blogspot.com/2011/09/sayn-tayfun-acarer-pardon.html# adresinde yayınlanmıştır

XVI. Türkiye’de İnternet Konferansı Katılım Çağrısı

Türkiye’de İnternet Konferanslarının 16.’sı İzmir’de düzenleniyor. Konferansta bu yıl “Mobil Yaşam”, “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, Mahremiyet, “İnternet ve Demokrasi” ve “İnternet yasakları” konuları öne çıkacak.

Türkiye’de Internet ile ilgili grupları biraraya getirerek İnternet’i tüm boyutlarıyla tanıtmak, gelistirmek, tartışmak, İnternet teknolojileri aracılığı ile toplumsal verimliliği artırmak ve toplumun dikkatini olabildiğince bu yöne çekmek amaçlarıyla, 1995′den beri her yıl yapılan Türkiye’de İnternet Konferanslarının 16.sı 30 Kasım-2 Aralık 2011 tarihlerinde İzmir Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenecek.

Konferansta bu yıl “Mobil Yaşam”, “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, Mahremiyet, “İnternet ve Demokrasi” ve “İnternet yasakları” konuları öne çıkacak. Ayrıca Türkiye İnternetinin temel ve güncel konularını kapsayan panel ve oturumlar yapılacak.

İnet-tr Yürütme Kurulu konferansa etkin katılım için çağrı yayınladı. Konferansa bildiri sunma, eğitim semineri verme ve tartışma grubu/açık oturum düzenleme şeklinde aktif katılımda bulunulabiliniyor. Konferans kayıt olan dinleyicilere açık olacak.

Çağrıda duyurulan Konferansın Ana Konuları şöyle
*Internet, Demokrasi, Katılım ve Saydamlık
*Mobil Yaşam, Mobil Ağlar, Teknolojiler ve Uygulamalar
*Sosyal Ağlar ve İnternet’in Sosyal Boyutları
*Sosyal Ağlar ve İş Dünyası
*Sosyal Ağlar ve Eğitim
*Yeni Medya
*İnternet Yasakları, Sansür ve zararlı içerik
*Fikri haklar, Sayısal Ürünlerin Paylaşımı
*Gizlilik, Bireysel Haklar ve Kişisel Veriler
*İnternet Yönetişimi ve STK’lar
*Bilgi Ekonomisi ve Bilgi Toplumu
*Türkiye’nin Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı
*E-devlet, Kamu Ağları ve Etkin Devlet: Türkiye Deneyimleri
*Acık Veri; Açık Devlet
*Wiki, RSS, Mushup ve Birlikte Çalışma Ortamları
*İnternet’in yasal boyutları*İnternet ve Medikal Bilişim
*E-eğitim, Eğitim Teknolojileri, Fatih Projesi
*E-Tarım, e-Çevre, e-Ulaşım
*E-kültür, Sayısal Bölünme, KİEM ve İnternet Evleri
*Bilgi/Medya Okuryazarlığı, sayısal bölünme yelpazesi
*E-is, M-iş ve Yeni Ekonomi
*Yeni Nesil Internet: internet2, Ipv6, Gelecek İnternet
*Telekomda Serbestleşme, Düzenleyici Yapılar
*Çocuklar için Güvenli İnternet
*Elektronik Yayıncılık ve Basın
*E-kütüphanecilik, Enformasyon kaynakları, İndeksleme ve Tarama
*Özgür Yazılım, Açık Kaynak, e-devlet ve e-türkiye
*Araştırma ve İnovasyon Ağları, 7. Çerceve ve Teknoparklar
*İnternet’te Güvenlik; Virus, Spam, Bireysel Savunma
*Yeni Internet teknolojileri, Grid ve Bulut Hesaplama
*Elektronik İmza
*İnternet ve Sanat
*İnternet’te Türkce kullanımı ve İçerik
*Dünyada ve Türkiye’de İnternet altyapısı
*Web 2.0, Web 3.0 ve Nesnelerin İnterneti
*Semantic Web
*Hesaplama ve Tarama Motorları
*İnternet ve Reklamcılık
*Arttırılmış Gerçeklik (Augmented Reality)
*Digital Activisim
*IPTV
*VoIP

Konferansa katılım koşulları http://inet-tr.org.tr/inetconf16/ adresinden ayrıntılı olarak öğrenilebilinir. Başvurular için son tarih ise 1 Kasım 2011.

Telif Hakkı Meselesi

Arda Çetin kendi bloğunda güzel bir konuya değinmiş..

Twitter’da yazdığım “twitter’da özgürlükçü geçinen, telif haklarına karşı görünen fenomenlerin tweetleri kopyallandığı zamanki hallerine gülmekten ölüyorum” tweet’inden sonra Aylin Aslım‘dan gelen yanıt (tepki mi demeliydim?) üzerine mevzuyu 140 karakterle anlatamayacağımı anlayıp aylardır uğramadığım blog’umda bi’şeyler karalamam gerektiğini anladım.

Telif hakkı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” olarak geçen, telif hakkı günümüzde sanıldığının aksine üreteni, yaratanı, sanatçıyı değil, varolan sistemi ve büyük şirketleri koruyan, amacının dışına çıkan bir kanundur. Aynı zamanda öncelikli olarak müzik, sinema ve yazılım sektöründe en plana çıkan bu bir kanundur.
Ekşi Sözlükteki bir girdiye göre Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ortaya çıkış hikayesi şöyle;
“Fransa’da bir adam bir gün bir kafeye oturuyor. Yemeğini yiyor, kahvesini içiyor. Gazetesini okurken orkestra bir parça çalmaya başlıyor. Parça bittikten sonra adam garsonu çağırıp hesabı istiyor. Hesap geldiğinde adam çıkarıyor parasını veriyor ve garsona “peki siz bana ödeme yapmayacak mısınız” diyor. Garson şaşkın gözlerle adama bakarken adam devam ediyor: “Orkestranızın biraz önce çalmış olduğu parça bana ait. Nasıl ben bu yemeklerin parasını veriyorsam siz de benim paramı vermelisiniz” diyor.”
Böylece reformlar ülkesi Fransa’dan bir güzellik daha çıkmış oluyor.

Yazının tamamı için http://ardacetin.net/telif-hakki-meselesi/